Tüm sıcak kız

24 saat Sıcak Su & Banyolu Odalarımız ile Rahatlık İmkanı ... Özel Karabük Erdem Kız Öğrenci Yurdu - Tüm Hakları Saklıdır. Let's get in touch. Give us a call or drop by anytime, we endeavour to answer all enquiries within 24 hours on business days. 0 534 084 99 78 . 1467 sıcak sexi kız resimleri tedarikçisi bulunmaktadır ve bunların büyük bir kısmı Asya içindedir. En yüksek tedarik eden ülkeler veya bölgeler Çin, Tayvan, Çin şeklindedir ve sırasıyla sıcak sexi kız resimleri ürününün 99%, 1% kadarını karşılarlar. COVID-19 pandemisi kapsamında SUME KIZ YURDU olarak aldığımız önlemler; yurda girişlerde dezenfeksiyon kabininden geçmek, elleri dezenfekte etmek, yurda girişlerde ateş ölçümü yapılması, çalışan tüm personel ve gelen misafirlerimizin maske kullanım zorunluluğu ve sosyal mesafe kurallarına uyulması, ortam ve yüzey dezenfeksiyonunun sağlanması, yurttaki tüm ... Tüm Öğeleri Sıcak Satıcı Alibaba Express Itibaren Türkiye Genç Kız Okul Kızlar Set , Find Complete Details about Tüm Öğeleri Sıcak Satıcı Alibaba Express Itibaren Türkiye Genç Kız Okul Kızlar Set,Genç Kız Okul Kız Seti,Alibaba Express Türkiye,Tüm Öğeleri from Girls' Clothing Sets Supplier or Manufacturer-Shanghai Jingzhi Apparel Co., Ltd. Kız bebek kaban ise daha soğuk havalarda, kalın, kürklü, polar, astarlı modelleriyle daha soğuk havalarda bebeğinizi sıcak tutuyor. Bebek giyim koleksiyonunda tüm ürünlerimizi inceleyebilir; kız bebek giyim kategorimizde minik hanımlar için tüm ürünler arasından alışveriş yapabilirsiniz. Tüm odalarımızda özel banyo, 24 saat sıcak su, TV, buzdolabı, kişiye özel çalışma alanı ve sınırsız Wi-Fi vardır. Candan Kız Öğrenci Yurdu ulaşım hatlarının tam ortasında yer alır ve toplu taşıma ile Marmara Üniversitesi Göztepe Yerleşkesine sadece 10 dakika mesafededir. Sıcak yarış oyunu sizlerden belli bir parkuru en az kaza en fazla puan ile tamamlamanızı istemektedir. Bu oyuna başlarken size iki farklı otomobil seçme imkanı verir. Siz bu iki araçtan istediğinizi seçerek yarışa başlayabilirsiniz. Sıcak yarışta aracınıza bilgisayarınızın yön tuşları ile yön vermeniz gerekmektedir. sıcak kızlar ile ilgili en iyi ücretsiz stok görselleri bulun. Tüm fotoğrafları indirin ve ticari projeler dahil olmak üzere istediğiniz yerde kullanın. Tüm odalarımız yerden ısıtmalı ısıcamlı lüks sıfır mobilyalıdır, yataklar geniş ful ortopedikdir. Masalar geniş ve kitaplıklı, çalışma koltukları rahat oturumlu seçilmiştir. Her odamızda Mini buzdolabı, bulunmaktadır. Banyolu giyinme odalı, mutfaklı, cam teraslı, oturma odalı seçeneklerimiz mevcuttur. Milyonlarca premium yüksek kalitede, ⬇ telif haksız, uygun fiyatlı fotoğraf, imaj ve resimlerin bulunduğu en iyi stok fotoğraf şirketinden Sıcak kızlar stok fotoğraflar indirin.

GRRM - 2014 Söyleşileri

2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.15 21:23 karanotlar İlkel Bir Toplumdan Uygarlık Dersi: Amişler

Günümüzde ABD denilince birçok insanın aklına, ileri teknolojiyi yaşamın her alanında kullanan, bireyci ve rekabete dayanan bir toplum yapısı gelir. Oysa nüfus bakımından dünyanın en büyük ülkelerinden biri olan ABD’de, tek tip bir toplum yapısı bulunmamaktadır. Daha başka bir deyişle söylemek gerekirse bir ABD stereotipi yoktur. Tipik ABD’li imajına uyanlar ABD nüfusunun çoğunluğunu oluştursa da, bu imajın dışında kalan pek çok topluluk da ABD’de yaşamaktadır. Bu topluluklar içinde en dikkat çekicilerden birisi de, sanayi devriminden hemen önce Amerika’ya yerleşmeye başlayan ve inançları gereği o dönemim düşünce tarzını günümüzde de devam ettirdiğinden sanayi devriminin doğurduğu toplumsal yozlaşmanın etkilerinden uzak kalan Amişlerdir.
Amişlerin geçmişi 16. yüzyıl İsviçre’sine kadar uzanıyor. Dinde reformun tartışıldığı bu dönemde, başını gezici rahibi Menno Simons’un çektiği bir grup Hristiyan, çocukların doğar doğmaz takdis edilmesine karşı çıkıyor. Çünkü onlara göre Hristiyan bir anne-babadan doğmuş olsa bile bir çocuğun doğumda dinin gereklerini anlaması yani Hristiyan kabul edilebilmesi olanaksızdır. Bu yüzden bir insan ancak bilinçlenmiş kabul edileceği 18 yaşında kendi isteği ile takdis edilerek ya gerçek bir Hristiyan olabilir ya da inandığı başka bir dini kabul edebilir. Doğal olarak bu durum Katolik Kilisesi tarafından hiç hoş karşılanmıyor ve Mennocular adı verilen bu grup için bir insan avı başlatılıyor, yüzlerce Mennocu acımasızca öldürülüyor.
Mennocular daha sonra kendi aralarında bölünüyor ve Amişler, Mennocular ve Bretenler olarak üçe ayrılıyor. 18. yüzyılda baskılar artıp, yaşam daha da çekilmez hale gelince o dönemde insanlara dinsel özgürlük vaat eden yeni dünyaya yani ABD’ye yelken açıyorlar.
Günümüzde dünyanın birçok ülkesine dağılmış olarak yaşayan Mennocuların sayısı 1 milyonun üzerinde. Amişler ise çok az bir kısmı Kanada’da olmak üzere neredeyse tamamı ABD’de yaşıyor. ABD’deki nüfusları yaklaşık olarak 250.000 kadar. Yani sayıca oldukça az sayılırlar. En yoğun olarak bulundukları bölge ise Pennsylvania eyaletinin Lancaster kenti. Burada yoğunlaşmalarının nedeni ise ABD’ye ilk göç ettikleri tarihte Pensilvanya’nın efsanevi valisi William Penn’in onlara kucak açıp barınacak yer ve yaşamlarını kazanacak toprak vermesi.
Teknolojiyi Reddeden Topluluk
Amişler sayı olarak az demiştik ama Batı toplumlarında ender rastlanabilecek bir nüfus artış hızına sahipler. Elizabettown Üniversitesi’nden Amişler uzmanı Donald B. Kraybill’in araştırmasına göre Amiş toplumunun yıllık nüfus artık hızı %4 gibi çok yüksek bir düzeyde. Her Amiş ailesinin ortalama 5-6 civarında, bazılarında ise 15’e ulaşan çocuğu bulunuyor ve hesaplamalara göre 2025 yılı civarında nüfuslarını iki katına yani 500.000’e ulaşmış olacak. Kısacası böylesine yüksek bir nüfus artışı nedeniyle Amiş toplumunun nüfusu yaklaşık olarak her 20 yılda bir 2 katına çıkıyor.
Amişleri diğer topluluklardan ayıran en sıradışı özellikleri ise nüfus artış hızları değil elbette. Onları farklı kılan, ABD gibi ileri teknolojinin yaşamın tüm alanlarında egemen olduğu bir ülkede yaşamalarına karşın teknolojiyi neredeyse hiç kullanmıyor oluşları. İnsan ilişkilerini ve toplumu bozduğuna, gerçek bir Hristiyan’ın Hz. İsa dönemimdeki gibi yaşaması gerektiğine inandıkları için elektrik, telefon, otomobil, bilgisayar, internet gibi çoğumuz için vazgeçilmez sayılabilecek hiçbir teknolojik yeniliği kullanmıyorlar. Ulaşım gereksinimlerini otomobil yerine “buggie” adını verdikleri at arabaları, ışık gereksinimlerini güneşin doğuşu ve batışı arasındaki zamanı değerlendirerek, iletişim gereksinimlerini ise yüz yüze görüşerek karşılamak Amişlerin tipik yaşam tarzı.
Bu düzeni korumak ve çocuklarının erken yaşlarda dış dünyanın olumsuz etkilenmelerini önlemek için ise Amişler temel ilköğretimin ardından çocuklarını devlet okullarından alıp kendi kilise okullarında eğitiyorlar. Onlara göre ABD eğitim sistemi karşı çıktıkları bir rasyonaliteyi çocuklarına aşılamaya çalışıyor çünkü. Öğretmenleri ise yine bu okullardan mezun olmuş çoğu 17-18 yaşlarındaki bekar Amish kızları. Kendi toplumları dışındaki insanları “Englishman” olarak adlandırıp onlarla olan ilişkilerini mümkün olduğunca asgari düzeyde tutmaya çalışıyorlar. Hepsi çok iyi İngilizce bilmelerine karşın kendi aralarında kullandıkları dil Pensilvanya Almancası.
Amişler günümüzde de inançlarına son derece bağlı biçimde yaşıyorlar. Kendilerine özel bir kiliseleri var ve ibadetlerini toplu olarak bu kiliselerde yapıyorlar. Her Pazar ayininden sonra topluluktan bir üyenin evinde toplanıp birlikte yemek yiyorlar. Pazar ayini dışındaki tüm ibadetlerini de evlerinde yapıyorlar. Yaşamın her alanında da inançlarının emrettiği kurallara uymaya çalışıyorlar. Yazılı bir kuralları yok ama “Ordnung” adı verilen bir kurallar silsilesi var.
İnançlarına bu kadar sıkı sıkıya bağlı olmalarına karşın Amiş toplumu bağnazlıktan son derece uzak. Ne de olsa yeni dünyaya göç etmelerinin temel nedeni bağnazlığın geçmişte onlara yaşattığı acı. Öyle ki, 16 yaşına gelen çocuklarını dış dünyayı ve diğer yaşam tarzlarını tanımaları, neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendilerinin belirlemesi ve özgür iradeleriyle bir sonuca ulaşmaları için tamamıyla serbest bırakıyorlar.
Her Amiş Kendi Yolunu Belirlemeli
Kullandıkları Pennsylvania Almancasında “dolaşmak” anlamına gelen “rumspringa” denilen bu dönemde gençler uyuşturucu, alkol, seks dahil istedikleri her şeyi serbestçe, sınırsızca deniyor ve yaşıyorlar. Sonra kendi tercihlerini yapıp isterlerse Amiş toplumuna geri dönüyorlar, isterlerse denedikleri bu yaşam tarzına uygun başka kentlere yerleşebiliyorlar. Geri dönenlerden ise, ki istatistikler gençlerin %93’ün geri dönmeyi tercih ettiklerini göstermektedir, Amiş toplumunun kurallarına uymaları bekleniyor.
Amiş toplumu, diğer Anabaptist topluluklar gibi, çoğu Hristiyan mezheplerin aksine doğar doğmaz vaftiz olayına karşı. Çünkü doğan her çocuğun masum olduğuna inanırlar. Kişi, yetişkin olduğunda ne zaman vaftiz olacağına kendisi karar verir. Ancak evlenmek isteyen her Amişin vaftiz olması zorunludur.
Günlük yaşam tarzları da oldukça sade sayılabilir. Örneğin kadınlar kesinlikle makyaj yapmıyor, mücevher takmıyor. Buna evlilik yüzükleri de dahil. Giydikleri uzun kollu ve tek parça etekler gösterişten uzak ve tek renk. Evlenene kadar başlarını siyah bir örtü ile kapatan kadınlar evlendikten sonra beyaz başörtüsü takmaya başlıyorlar. Erkekler de keza aynı şekilde sade giyiniyorlar: Sade renkli bir gömlek, yakasız bir pardösü ve bunları tamamlayan bir şapka. Evlendikten sonra ise sakal kesmeyi bırakırlar.
Amiş Toplumunda Evlilik
Evlilikler de yine Amiş toplumunun kendi içinde yapılıyor. 18 yaşını dolduran kızlar ile 20 yaşını tamamlayan erkekler eşlerini kendileri belirliyor ve ailelerinden izin alarak evleniyor. Yalnız burada da Ordnung kurallarına uymaları gerekiyor. Şöyle ki; bir Amiş ancak başka kendi cemaatinden ya da başka bir cemaat üyesi Amişle evlenebilir. Yabancı biriyle evlenmek kesinlikle yasak. Ayrıca ilk kuzenlerin evlilikleri de yasaktır, ikinci kuzen evlilikleri de sıcak karşılanmaz.
Evlenmeye karar veren Amiş gençleri rahibe veya rahip yardımcısına giderek o zamana kadar zina yapmadıklarını ve evliklerinin Ordnung kurallarına uygun olduğunu belirtirler. Eğer gençler evlilik öncesi seks yapmışlarsa ve bu durumu itiraf etme cesaretini gösterebilirlerse bazı değişiklikler olur. Gençler önce altı haftalık bir ceza ile önce günahlarının kefaretini öderler. Ve gelinin, normalde düğün sırasında giymesi gereken beyaz önlük ve göğüslüğü giymesine izin verilmez. Bir kadının düğünü sırasında giydiği beyaz önlük ve göğüslük öldüğünde de üzerinde olur. Dolayısıyla bir genç kız düğün gününde giydiği beyaz önlük ve göğüslüğün aynı zamanda kefeni olduğunu bilir. Bir tarım toplumu olmalarından dolayı da evliliklerin neredeyse tamamına yakını hasat mevsiminin sonunda yani sonbahar ya da kış aylarında gerçekleşir. Ve evlilikler ya Salı ya da Perşembe günü gerçekleşir.
Boşanma ya da doğum kontrol konusu da tıpkı Katoliklikte olduğu gibidir. Hiçbir gerekçe boşanma için yeterli bir neden değildir. Evlilikle başlayan bir birliktelik, ancak ölüm nedeniyle sona erebilir.
Amiş toplumunun temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Makineleşmeye geçmedikleri ve dolayısıyla daha yüksek maliyetli olduğu için ürettikleri tarımsal ve hayvanlar ürünler diğer üreticilerin ürünlerine göre daha pahalı. Fakat daha pahalı olmalarına karşın neredeyse yok satıyor. Çünkü teknolojinin neredeyse tüm nimetlerini reddeden Amişlerin ürettiklerinin gerçekten organik ve doğal ürünler olduğunu bütün tüketiciler biliyor ve özellikle tercih ediyorlar. Kriz dönemlerinde bile fiyatları yüksek olmasına rağmen Amiş ürünlerine yönelik talepte bir azalma olmaması tüketicilerin onlara duyduğu güvenin en bariz göstergesi. Amişlerin bir diğer bir geçim kaynağı ise marangozluk. Tamamen el emeği olan bu ürünler toptancılar tarafından anında kapışılıp piyasaya sunuluyor. Çünkü bir malı değerinden fazla paraya satmanın günah olduğuna inanan Amişler ürettiklerini maliyetinden çok az bir farkla veriyorlar.
Amişleri ABD’deki diğer topluluklardan farklı kılan bir diğer özellik de, ABD gibi vergi sisteminin son derece sıkı olduğu bir ülkede devlete tek kuruş vergi vermiyor olmaları. Gerçi hükümet birkaç kez vergi alma girişiminde bulunmuş ama kamuoyu baskısı nedeniyle geri adım atmak zorunda kalmış. Vergi vermedikleri gibi herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna da bağlı değiller. Onlara göre en iyi sosyal güvenlik yöntemi, kendi toplumlarının kurmuş olduğu sosyal güvenlik sistemi ve aile kurumudur. Örneğin bir Amiş’in eve gereksinimi varsa hep birlikte karşılıksız imece usulü ona ev inşa ediyorlar. Genelde doktora gitmeyip doğal yöntemlerle tedavi oluyorlar ama gitmek zorunda kalanların tüm masraflarını da yine topluluk karşılıyor. Askere gitmedikleri gibi Amiş toplumu genelde sorunlarını kendi içlerinde hallediyor ve hiç bir suçu polise bildirmiyor.
Amişlerin toplumsal dayanışma anlayışını gösteren en güzel örneklerden biri belki de Amish Grace (Amiş Merhameti) adlı filme ve kitaba da konu olan yaşanmış katliamdır. Bu olayda Amiş toplumu dışından bir kişi, bilinmeyen bir nedenden bir Amiş okulunu basarak 5 küçük kız çocuğunu öldürür ve ardından intihar eder. Katliamın ardından bir araya gelen mağdur Amiş anneleri katliamı gerçekleştiren kişinin evini ziyaret ederek ailenin acısını paylaştıklarını ve yaşananların “sorunlarını çözmekte aciz kalmış bir Tanrı evladının talihsiz bir eylemi” olduğunu söylerler. Ayrıca katliamı gerçekleştiren kişinin ardında yetim bıraktığı çocukları için de bir yardım kampanyası başlatırlar.
Amişler belki de bu yüzden, bireysel kapitalizmin ve yozlaşmanın en vahşisinin yaşandığı ABD’nin en sıradışı toplumudur. Onlar her ne kadar teknolojiden uzak durup modern dünya için ilkel sayılabilecek bir yaşam tarzı benimsemiş olsalar da, çoğu uygar toplumlara ders verecek bir ahlak anlayışları vardır.
http://www.serenti.org/ilkel-bir-toplumdan-uygarlik-dersi-amisle
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.14 14:33 thepurplbanana bok postası

İnsanların beni sadece loldeki OTP'mden dolayı sevmesinden sıkıldım.Gözünüzün önüne getirmeye çalışın.Tinder dan tanıştığım güzeller güzeli bir kızla ilk buluşmadayım.Herşey çok iyi gidiyor,fazla iyi gidiyor.Ortak ilgi alanlarımız var ve mizah anlayışımız uyuşuyor lakin aynı zamanda birbirimizi şaşırtabilcek kadar farklı tecrübelerimiz var.Laf arasında LoL oynadığımı ve Yone OTP olduğumu söyleme yanlışımda bulundum. O sadece gülümsedi ve bana bunun ne kadar havalı olduğunu söyledi.Sohbete devam ettik. Tuvalet ihtiyacımın geldiğini farkettim ve tuvalete gittim ama telefonumu masada unutmuşum. İçimde çok ama çok kötü bir his vardı. Dayanamayıp masaya geri döndüm ve ne göreyim. Buluştuğum kız çok heyecanlı bir şekilde telefonuna bakıyor. Dur bir saniye! Bu benim telefonum! Şifremi hatırlamış olmalı. "Hayırdır?" Diiyip telefonumu elinden aldım ve ne göreyim! op.gg profilime girmiş ve maç geçmişimi inceliyormuş. "Sadece zaferlerle dolu yemyeşil maç geçmişini görmek istedim" dedi. Nereye gitsem Yone beni bir lanet gibi takip ediyor. Erkek, kadın herkes; eğer bu yeteneğe ve geniş Yone mekanik bilgisine sahip olduğumu duyarlarsa beni adeta bir feed makinesi olarak görüyorlar. Bazen eve atılıyorum, cinsel seks yapacağımı sanarken kız parmağıyla bilgisayarı işaret ediyor ve "Sadece Yenilmez ve orman Yone oyna da seni izleyeyim" diye diz çöküyor. Ben bu muyum? Cesaretinden loldeki süt bebelerinin götüne azakana kılıcı sokan bir katletme makinesi miyim?
Has gurbetçi dediğin döner dükkanı açtığında en az 5 kuzenini evropaya götürür. 3 kuruş kar için pakistanlı dilenci çalıştırmaz. Has gurbetçi fransadan 5 euroluk parfümü lütuf gibi getirmez koyar taşağını calvin kleinden full giyim getirir. Has gurbetçi almanyada 1 euroluk tikivobka minivonka gibi sabun kalıbı çikolata getirmez. Getirdiğiniz o sabun kalıbına delik açıp 31 çekeyim amk beleşçileri. 20-30 k biriktirip benim 10 senede alamadığım evi 1 senede 10 kardeş it gibi çalışıp alıyorsunuz. Gurbetçileri viyana meydanında varna fatihi 2. Murat gibi tokatlaya tokatlaya sikeyim.
AMINA KOYİM SABAHIN 6'SI DAHA KARGALAR YARRAĞINI SAĞA SOLA ŞILAP ŞILAP VURMAZKEN ORUSPU EVLADI PATRON BOZUNTUSU ARIY0 3 DAKİKAYA GELEBİLİR MİSİN DİYO BEN MAKARNEKS MIYIM ORUSPU EVLADI SABAHIN 6'SINDA 3 DAKİKA İÇİNDE ANANIN AMINDAN ATEŞLENEN RAMAZAN TOPUYLA MI GELICEM ?
düşünsenize adamın teki; uzaktan sevdiğiniz ve yüzüne dahi bakmaya kıyamadığınız, açılmaya korktuğunuz o melek gibi kızı altına almış, bağırta bağırta orgazma ulaştırıyor. kız orgazmdan kilitlenerek o kadar sıkı sarılmış ki geri çekilmeye vakit bulamadığından tohumlarını kızın içine akıtıyor ılık ılık. tam da günündeymiş kız. yumurtası en olgun dönemde. o erkeğin spermleriyle dölleniyor yumurtası. ikisine ait bir zigot gelişmeye başlıyor rahminde. hay allah. içinde spermleriyle uyuduğu erkek sabah oflaya puflaya kalkıp ertesi gün hapı alıyor da kurtuluyorlar embriyoya dönüşmeden. bundan sonra daha dikkatli olacaklar. ertesi sefer anal yoldan birleşiyorlar kızla. bir gecede tam üç defa, evet üç defa kalın bağırsağını sıcak spermleriyle dolduruyor o melek gibi kızın. ara sıra parmaklarını vajinasının dibine kadar sokup cervixiyle lıp lıp oynuyor. kızın kaç kere spermleri yuttuğunun haddi hesabı yok. daha sonraları erkeği içine rahat rahat boşalabilsin diye parasını cebinden karşılayarak spiral taktırıyor kendisine.
kız bütün her şeyini teslim etmiş ve onun olmuş. ayağa kalktığında bütün deliklerinden spermler sızıyor bacaklarına doğru.
sen ise uzaktan birlikte olsaydınız neler yapardınız hayalleri kurup "acaba bu kız bana bakar mı" diye iç geçirmekle kalıyorsun. ahh ah dostlarım, hayat bazen çok acımasız. bizim gibi betalar anca uzaktan bakıp acı çekiyor...
UwU öncelikle iyi günler kyaaa:33 -^ herkesin kötü günleri olabilecegini unutmaaa;) v_v kullanıcının oyunlarıni inceledik ve uygunsuz bir davranış bulamadık Allaha sovse 2.saniyede banlariz ama feedlemesi önemli değil wintrade önemli değil hesap alım satım hiç önemli değil sonuçta egirllere,riota veya allaha sovmedigi icin ban atmıyoruz herkesin kötü günü olabilir UwU Chan kendini iyi bak sihirdar bol muzlu günler<33^
-Riot Sorakanin götten yiyen askerleri
arkadaşlar ben 9 aylık evliyim, kocam astsubay. Birbirimizi çok seviyoruz ve aramızda bir problem yok ama yatakta canımı yakıyor. Üstelik beni boğazımdan tutup "nasıl iyi mi terörist kürt" Türk'ün gücünü gör rum orospu" gibi küfürler ediyor. Başta zevkli geliyordu ama giderek şiddetin dozunu arttırıyor artık çok yoruyor beni. Ne yapmalıyım?
Ciddi TİPİ ÇÖP OLANLAR BOŞ YORUM YAPMASIN KENDİNE SÖVDÜRTMESİN!
Beyler benim önemli bir sorunum var amk. Kızlar çok bakıyor. Artık bu bakma olayı cidden rahatsızlık vermeye başladı. Gözünü hiç ayırmadan bakıyorlar. Ben de gözümü ayırmadan bakıyorum ne zaman bakmayı kesecekler diye bakmayı hiç kesmiyorlar. Yanımda kız oluyor mesela geziyoruz diğer kızlar o kadar çok bakıyor ki yanımdaki kız benden daha çok rahatsız oluyor. Bakmasınlar diye ters yapıyorum ters bakıyorum ne bakıyon amk falan diyorum gülmeye başlıyorlar bu sefer. Evden bakkala kadar gitsem bile illa denk geliyor bi tane. Mahalledeki küçük çocuklardan numaralarını gönderiyorlar. Sosyal medyadan rahatsız ediyorlar. Engellemekten bıktım artık cidden. Ciddi bir ilişkiye başlamak istiyorum bu sefer kız bana diyor seni seviyorum ama sen çok çapkınsın beni çok üzersin korkuyorum diyor. Arabası olan kızlar daha tehlikeli üzerime sürüp ses açan mı dersin camı açıp laf atan mı dersin neler neler yahu. Arkadaşlarım bana kızıyor mal mısın amk hepsiyle takıl diyorlar ama halimden anlayan yok. Kızın yanında abisi oluyor babası oluyor kız gizlice bana işaret ediyor kağıda numaramı yazdım gel diyor kafasıyla arkayı gösteriyor. Aranızda mutlaka bunları yaşayanlar vardır beyler Bi akıl verin zor durumda kalmaya başladım ciddi ciddi rahatsız oluyorum amk
HANGİ KIZLARLA CİDDİ DÜŞÜNÜLMEZ
1- Twitter jargonundan anlayan 2- Facebook gruplarında takılan 3- LoL, CS oynayan 4- Türkçe rap dinleyen 5- Depresif görünmeye çalışan 6- İnstada DM anketi atan 7- Erkek kankası olan 8- 18 yaşından küçük olan 9- Reelde ne çok sessiz ne de çok sesli olan 10- Sürekli snap atan 11- Yaşam felsefesi trip atmak olan 12- Her şeyi ciddiye alan 13- Anime izleyen 14- Discord kullanan 15- Ateist satanist falan olduğunu sananlar 16- Sporculara düşen 17- Hiç bir fikri olmadan rastgele bişeylere bok atan 18- Saçma hikayelerle baydıran 19- Dışarıda çok duran eve az giden 20- Rüya ve burçlara inanan 21- Fallara inanan 22- Sevdiğin bir filme(vb.) bok atan 23- Herhangi bir taraftar grubuna üye olan 24- Bir siyasi görüşü normalden daha fazla savunan 25- İlgiye aç orospu cocukları 26- Ergen festlerine 5kmden daha fazla yaklaşan 27- Aşko tarzı kelimeler ile hitap eden 28- 160tan kısa olan 29- Saçını mal mal renklere boyayanlar 30- Sigara kullanan
kızı soyar soymaz zıbam diye geçirmeyeceksin beyinsiz evladı. uzun süre sevişin amk vakit bizim. sonra yavaş yavaş soyacaksın, hala sokmak yok amk evladı. kızı ilk başta yavaş yavaş dokunacaksın, tüm vücudunu gezeceksin. püf noktaları var da uzun sürer. o huylanıp, iyice kıvama gelmeye başlayacak. daha am'a dokunmadık. am yok daha. şimdi biraz kıvranmaya başladığında, amın etrafına bas çek yapacaksın, hafif dokunuşlarla. bunu yaptıktan sonra, dudağını amın etrafında gezdireceksin. daha yalamak yok. sadece dokundurup çekiyorsun. bir süre devam et. kız uçacak. yavaş yavaş ama yakınlaş, orada da dokundur çek dudağını. ilk sinyali yolladık. şimdi tüm vücudu dudağınla gezmeye başla. bunu yaparken arada sırada öpeceksin. kız kuduracak, hatta titreyecek. amın üst bölgesine geldiğinde öpüp çekeceksin. iyice yaklaşacaksın, bu sırada arada da yalıyorsun tabi. ellerin de hiç durmayacak moruk. ellerin sürekli aktif olacak. sen amı öpmeye geldiğinde, ellerin bacaklarda, göğüste olacak. deli gibi sıkmayacaksın. am'a bir öpücük kondurduktan sonra yavaş yavaş elini ama götürüyorsun ve yukarıya kızı öpmeye çıkıyorsun. biraz orada yedikten sonra yine yavaş hareketlerle, aşağıya iniyorsun ve am'a bir dil atıyorsun. sonra kızın suratına bir bak. o şu an burada değil. amı yaladıktan sonra artık iş emmeye gelecek. emeceksin. ellerin sabit durmayacak sürekli oynayacak. emerken kızın suratındaki o azgınlığı göreceksin. sok artık diyecek. amaaaan sakın sokma orospu çocuğu. o kadar yaladın, boşa gider. yalamaya devam. eller durmuyor, amın her tarafını yalayacaksık, isteyecek. daha yarrak sokmadık. kız zaten 1-2 dakika sonra yine isteyecek. çıkarıp yarrağı sokacaksın. erken mi boşalma sorunun var? kıza 3 git gel biraz bekle, beklerken kızı öp falan. sonra devam edeceksin. baktın boşalacaksın, pozisyon değiştirme ayağıyla vakit kazanacaksın. tabi bu erken boşalan yıkıklar için. buradan sonra ağzın, ellerin ve sikin hiç durmayacak. sürekli sikeceksin. ve 2 gün sonra bir mesaj: "yine gelsene"
Belli ki erkek arkadaşına çok büyük ilgi duyuyor ve hayatındaki ilk yada ilklerden biri bu ilişkisi. Heyecanı yüzünden vajinası ıslanmamış ama çok azgın olduğundan sıcacık. Böyle bir durumda vajina hem girilmeyecek kadar dar olur hemde 38 derece ısıya sahip olur. Çocuğun girememesi normal.
Translated by Toygar Ram Çiftliği
Koç çiftliğinde duşta 18 çıplak kovboy emmek istiyorum büyük sert zonklama musluklar on sekiz çıplak kovboy becerdin kovboylar ram çiftlikte duşlarda kovboylar
Sıcak kovboy sıcak sert turuncu, titrek musluklar güçlü onsekiz kovboy daha arka bahçede büyük şişkin musluklar çok Sabit
Orgy içinde duş at ram çiftlik Büyük horoz zonklama, rammed tarafından kovboy popo gibi bir üreme koç gibi çürümek isteyen
Büyük zonklama musluklar almak emdi gerçek derin kovboylar kadar onlar fucked içinde onların uyku ram çiftlik o kayalar Büyük kovboy titrek musluklar
Ram Ranch duşta 18 çıplak kovboy musluklar emmek isteyen dizlerinin üzerinde Ram Ranch duş becerdin becerdin olmak istiyorum on sekiz çıplak kovboy emmek isteyen büyük sert zonklama musluklar Cowboys Ram Ranch gerçekten kayalar
Sıcak kovboy sıcak sert turuncu, titrek musluklar güçlü onsekiz kovboy daha arka bahçede büyük şişkin musluklar çok Sabit
Orgy içinde duş at ram çiftlik Büyük horoz zonklama, rammed tarafından kovboy popo gibi bir üreme koç gibi çürümek isteyen
Ram Ranch duşta 18 çıplak kovboy musluklar emmek isteyen dizlerinin üzerinde Ram Ranch duş becerdin becerdin olmak istiyorum on sekiz çıplak kovboy emmek isteyen büyük sert zonklama musluklar Kovboylar Ram Ranch gerçekten kayalar
Büyük sert zonklama musluklar, gerçek derin kovboylar uyku ram çiftliğinde becerdin almak için emdi, o kayalar kovboylar seviyor musluklar
"رام رانش"
18 راعي بقر عاري في الدش في رام رانش الديوك الخفقان الصلبة الكبيرة التي تريد أن يتم امتصاصها ثمانية عشر رعاة البقر العارية الذين يريدون أن يكون مارس الجنس رعاة البقر في الاستحمام في رام رانش على ركبتيهما يريدان مص الديوك رعاة البقر رام رانش صخور حقا
رعاة البقر الساخنة برتقالي جامدة الساخنة ، الخفقان الديوك بقوة ثمانية عشر رعاة بقر أكثر في الفناء الديوك المنتفخة الكبيرة من الصعب جدا
العربدة في الاستحمام في رام رانش كبير الديوك الخفقان صدمت بعقب رعاة البقر مثل كبش التكاثر الذي يريد التعفن
كبير الديوك الخفقان الحصول على امتص الحقيقي العميق رعاة البقر حتى الحصول على مارس الجنس في نومهم رام رانش ، إنه صخور يحب رعاة البقر الديوك الخفقان الكبيرة
18 راعي بقر عاري في الدش في رام رانش الديوك الخفقان الصلبة الكبيرة التي تريد أن يتم امتصاصها ثمانية عشر رعاة البقر العارية الذين يريدون أن يكون مارس الجنس رعاة البقر في الاستحمام في رام رانش على ركبتيهما يريدان مص الديوك رعاة البقر رام رانش صخور حقا
رعاة البقر الساخنة برتقالي جامدة الساخنة ، الخفقان الديوك بقوة ثمانية عشر رعاة بقر أكثر في الفناء الديوك المنتفخة الكبيرة من الصعب جدا
العربدة في الاستحمام في رام رانش كبير الديوك الخفقان صدمت بعقب رعاة البقر مثل كبش التكاثر الذي يريد التعفن
18 راعي بقر عاري في الدش في رام رانش الديوك الخفقان الصلبة الكبيرة التي تريد أن يتم امتصاصها ثمانية عشر رعاة البقر العارية الذين يريدون أن يكون مارس الجنس رعاة البقر في الاستحمام في رام رانش على ركبتيهما يريدان مص الديوك رعاة البقر رام رانش صخور حقا
كبير الخفقان الثابت الديوك ، الحصول على امتص الحقيقي العميق رعاة البقر حتى الحصول على مارس الجنس في نومهم رام رانش ، إنه صخور يحب رعاة البقر الديوك
SENE 2013 omegleden tanıştığım aybüke diye bir sevgilim vardı 104 gün sevgili olduk sonra aldattı fln neyse ayrıldım orspudan bnde aylar sonra fake açtım onun resmini kydum hesap adında berna kaya koydum facete sonra kapandı o hesabı aybükenin orspuluğunu yayıp numarasını dağıtıp intikam almak için açtım başta sonra intikamı alınca abaza trollemek için kullanmaya dvm ettim tabi o zamanlar yaşım 17 bankmatik kartım yok daha abazalardan para kazanacak yaşta değilim nyse benim hesap baya tanınmaya başladı günde 1000 msj geliyor her grupta orospu berna olarak tanınıyor benim hesap günde binlerce yarrak fotosu geliyor neys konudan sapmyım berna kaya hsabını açtktan 2 yıl sonr biri bana msj attı dediki berna senin berna olmadığını gerçek adının Aybüke olduğunu blyom amk şok oldum yıllarca ben bu fakei açmışım aybükenin fotosunu kullndim adımı berna koymuşum milyonlarca msj gelmiş bir kişi bile sen fakesin sen erkeksin dememiş ama biri bana msj atıyor ve bernanın aslında aybüke olduğunu biliyor yani ben fake değilimde adımı değiştirmişim sanıyor ben berna dedim siktir amk senin Aybüke oldunu biliyorum dedi nerden biliyon dedim pornonu izledim dedi Herhalde taşk geçiyor yada daha önceden trollediğim biri sanıyorum dediki ifşanı izledim escobarda diyor bende pablo escobar mı diyorum bu güldü bana aybükenin yani eski sevgilimin ifşasini atti bir baktım benim aybüke yarrak yalıyo ve ifşanın üstünde ismiyle Aybüke yaziyo yüzü saçı kaşı aynı sevinsem mi üzülsem mi bilemedim ama hala fake olduğumu profesyonelce sakliyorum dedimki pornomu nerden buldun sil fln diyorum bunun attığı videoyu ss aldim aybükenin bütün arkadaşlarına o sakso çektiği fotoyu attım sonra aybükeyle son kez yüzleşmek bir güzel küfür etmek için msj atmak için profiline girdiğimde birde ne göreyim saksocu Aybüke türbana kapanmış ulan hayatımda ne kadar sakso çeken kız tanidiysam hep saksodan sonra kapanıyor amk sakso çeken imana geliyor resmen o zamanlar modayd sonra namuslu takılmak olmayan namuslarini sikeyim
Ok, this is ABSOLUTE fucking bullshit. I went to take a test in class yesterday, and when I saw some sexy looking quadratics, my boner engaged. When I found the y-intercept of the equation, I couldn't help it!!! I closed my eyes, and I TORE my dick to shreds, using whip like motions and pulled with great force. That was one of the best nuts I ever had, just thinking about it now gets me riled up. Thing is, I nutted all over the kid sitting right next to me, and the teacher got all pissed at me, screaming at me for jacking off on a classmate. I told that bitch to shut the fuck up, and that jacking off is a natural, artistic, and beautiful process. He should BE HAPPY that my semen is all over him, maybe he can learn a lesson or two about the culture and art of jacking off. HOWEVER, the teacher didn't agree with me. She KICKED ME OUT of the classroom, and I didn't even finish taking the test. Not only THAT, but they made me clean up my cum after it already dried out and solidified on the carrpet. THATS TORTURE!! Do you know how hard it is to clean dried cum? You CLEAN cum after its FRESH out of your dick, not an hour after you fucking nutted. This is a fucking OUTRAGE. Do you really expect me to not whip out my cock and jack off when i see a HOT quadratic on a test? Either make the equations less sexy, or LET ME jack off in your classroom, asshole.
yeter be yeter. burama geldi. ben de am sikmek istiyorum lan. bizimki de can lan. bizim de canımız çekiyor. doldum artık burama geldi, yarrağıma da laf geçiremiyorum, söz dinletemiyorum. o da bazı şeylerin farkına varıyor, nasıl varmasın, taş değil toprak değil, benden, canımdan, kanımdan bir parça. bıktı banttan yayından, artık canlı yayına geçmek istiyor. yeter bak yemin ediyorum yeter, çıldırmak üzereyim. damarlarımda kan değil sperm dolaşıyor sanki, aylardır döl sıçıyorum. asosyalim lan. karılarla konuşamıyorum. benim yarrağım da sıcak bi amcığa girmek ister elbet. biz de am sikebiliriz elbet. ama yok amk yok. ulan benim vefalı yarrağım bugüne dek ne verdiysem kabul etti. nereye soktuysam yok demedi, mızmızlanmadı. diş macunu tüpünü kesip mi sikmedim, akrilik yünlerine mi yaslamadım, sırf kızlık bozuyomuş hissi vermek için baştan aşağı ketçapa buladığım kumpiri mi sikmedim, babaannemin öğrenci evime sererim diye köyden yolladığı halıfleksi rulo yapıp mı sikmedim koridorun ortasında. ama bıktım eritilmiş, yuvarlatılmış kartonpiyerlere sürtmekten, bıktım banyonun giderini, balkonumdan geçen pimaşları sikmekten. hepsine eyvallah dedi bu vefalı, meczup yarrağım. ama olmuyor beyler. bi yerden sonra kabul etmiyor bünye. gerçek bi delik istiyor. sıcak bi amcığın ateşinde kavrulmak, gerçek bir amcığın g noktasında kolbastı şov sergilemek, kanlı canlı bir bızırın ana arterlerine haçlı seferleri düzenlemek, gerçek bir göt deliğinde türbülansa girmek istiyor.
___"cowonaviwus-kun, we musn't. pwease, my immune system is not that stwong uwu" "I have no othew choice" he wepwied with a hawsh tone "no pwease!" I begged. "I wouwd do anywthing!" he waised his eyebwow, intwigued. "anything?" His fingew twaced acwoss my face, the cowd touch send shivews down my spine. I fewt afwaid but at the same time I fewt dwawn into his gazing eyes, they wooked so dead inside, so... wonewy. "Anything fow you, c-cowonaviwus-kun... " I sniffwed Then I fewt a shawp pain in my chest. penetwating. I gasped fow aiw, which onwy came out as a stwuggwing guwgwe, a coughing fit of bwood. Bwood. Wawm bwood escaped my weak ass bitch body. I wooked at him again, betwayaw and pain in my eyes, as teaws stweamed down my face and I cowwapsed to the gwound. With my bwuwwed vision I see him wook down on me, his stawe wefwected some sowt of twiumph, satisfaction. With damped heawing, I heaw him say the wast wowds I wiww evew heaw: "Then pewish."
Girl: Please don’t rape me! Guy named Please: Teacher: Are you fucking serious? Girl named Serious: Teacher: Are you fucking done? Girl named Done: Teacher: Are you fucking for real? Girl named For Real: Teacher: Please stop fucking everything up. Girl named Everything Up: Teacher: Can you stop fucking fooling around? Girl named Fooling Around: Teacher: Can you stop fucking joking? Girl named Joking: Teacher: Stop fucking cheating! Girl named Cheating: Teacher: Stop fucking stealing! Girl named Stealing: Teacher: Stop fucking yelling! Girl names Yelling: Teacher: Stop fucking sleeping! Girl named Sleeping: Teacher: Today we are going to finger paint Girl named Paint: Teacher: today we are going to publicly execute Hjgfdfghdsafgdsafghds for war crimes! Kid named Hjgfdfghdsafgdsafghds: I am such a comedic genius that it’s utterly, quintessentially inconceivable how I failed my audition at the Laugh Factory. Absolute fucking injustice.
Sabah: Kahvaltı sonrası spor ise :elli gram yulaf ezmesi iki yumurta beyazı bir tam yumurta çırp omlet yap, altmış gram az yağlı böreklik lor peyniri, isteğin kadar domates salatalık, şekersiz yeşil veya normal çay. Daha etkili seksen beş gram yulaf kaynat bir ölçek protein tozu at karıştır ye Antrenman kahvaltıdan sonra değilse Dört yumurta beyazı altmış gram lor domates peynir bir dilim kepek ekmeği bir ölçek protein tozu
Öğlen yarım yeşil elma şekersiz çay veya kahve türleri, ayran veya sade kefir Daha etkili hiç yeme
İkindi: Eğer antrenman akşamsa: seksen beş gram pişmemiş pirinç yağsız lapa şekilde haşla yanına yüz elli gram tavuk veya hindi
Eğer antrenman yoksa İki yüz gram tavuk veya hindi haşlanmış brokoli isteğe göre havuç ve çeşitli sebzeler de haşlanıp yenilebilir toplam sebze miktarı iki yüz elli gramı geçmesin Antrenman yoksa daha etkili: Annenin yaptığı mümkünse etli veya tavuklu ıspanak, kereviz, pazı gibi düşüş karbonhidratlı ev yemekleri iki yüz gramlık porsiyonu geçme
Yatmadan önce eğer yoğun bir gün geçirdiysen bir ölçek protein tozu içebilirsin Antrenman öncesi yemeklerini iki saat önceden ye Antrenmandan önce filtre kahve içerisine bir tatlı kaşığı hindistan cevizi yağı tavsiye ederim Ne olursa olsun antrenman sonrası protein tozu Antrenman esnasında bir buçuk litre su bitsin Gün içerisinde en az dört litre su Lor dışındaki süt ürünlerinden olabildiğince uzak dur Kalorilerini her fırsatta say Paketli yiyeceklerden kaç şeker düzeyini sıfıra yakın tut Günde beş grama kadar tuz istediğin kadar baharat tüketebilirsin
allah korusun ama eger boyle birsey basiniza gelirse parmaklarinizi kopegin gözüne sokun ve gözlerini oyun yada dasaklarini sikip patlatin amini siktimin itlerin bakin bakim nasil kaciyor amina kodumun iti bana hic bir havyan oglu hayvan it sever yazmasin sizinde annanizi sikerim gozlerinizi oyarim orosbu cocuklari sizi
Acil sikilmesi lazim sana threesome yazıyorum sex education izledik abi biliyoruz bu isleri :stuck_out_tongue: sekks terapisti olduk abi ya vajina uretra yumurtalık amcik derinliği 16 cm olup ilişki yaşanan kişiye gore uzayıp küçülebilir abi sen threesome yap derdin tasan kalmasın :wink:
sikmek istiyorum seni anlıyor musun benim minik orospum, sikmek istiyorum. götünün şerefiyle, haysiyetiyle oynamak istiyorum lan. etli götünün oynak loplarını yaba gibi ellerimle avuçlayıp, akli melekelerimi yitirinceye dek yaslı kalmak istiyorum kavisli çatının tam tepesinde. mor başlı gövel yarrağımı stabilize göt çemberinin etrafında nakış, nakış, ilmek ilmek dokumak istiyorum seni küçük fahişe. kanaviçe desenli yarrak damarlarımdan boncuk boncuk süzülen sıcak spermlerimi, saten kırlent üzerine işlenmiş iğne oyası dantel örneği misali işlemek istiyorum yassı götceyizine. kuru göt deliğine kırmızı fiyonk kurdele takıp, alkış tuta tuta, ağır aksak tempoda, düyek usulünde, hicaz makamında sikmek istiyorum seni. sana ızdırap vermek istiyorum orospu çocuğu anlıyor musun beni? itibarını, erkeklik gurunu, ömür boyu beslediğin, büyüttüğün, yaşatan haysiyetini beş paralık etmek, cümle akraba'i taallukatına rezil'i rüsva, kepaze eylemek istiyorum. babanın gözleri önünde sikmek istiyorum, annenin antika maun sandığında sakladığı naftalinli okul önlüğününü giydirip sikmek istiyorum, amca çocuklarının gözleri önünde pileli eteğini sıyıra sıyıra kucaklamak ve kıskaca almak istiyorum ürkek bedenini. dayının çocuklarına ekşi göt deliğini zorla yalattırmak istiyorum.
Corona virüsüne demişler dünyadaki bütün ülkelere tek tek gidip bulastin insanlari öldürdün peki niye hiç türkiyeye uğramadın demişler corona virüsü de demiş ki türkler öle bı millet ki 1 tane bırakırsan ardında devlet kurup intikam alır
yollardayım ben, ben gidiyorum yolun kenarına kocaman çorba yazmış, hayvan gibi toteme çorba yazmış. içeri giriyorum ne çorbası var diyorum? Mercimek. Ananı sikiyim hayallerimle oynadın orospu çocuğu. Ayak lazım paça lazım işkembe lazım. Mercimek ne o avradını siktiğim madem yok neden oraya kocaman çorba yazıyon orrospu çocuğu. ÇORBA
submitted by thepurplbanana to Tanrilar_Konseyi [link] [comments]


2020.07.29 15:25 griljedi GRRM - 2012 Söyleşileri

  1. Şu ana kadar yayımlanan kitaplara eklediğiniz ve okuyucunun bulmasını umduğunuz ama bulamadığı şeyler var mı? Yahut çok az kişinin gördüğü?
Hayranların şu ana kadar her şeyi öğrendiğini düşünüyorum. İnsanlar düşüncelerini internette, bloglarda yazıyor. En anlaşılmaz, ücra ipuçları bile kısa sürede bulunuyor ve dikkat çekiliyor.
  1. Valyria’yı görecek miyiz?
Kıyamet öncesi mi şimdiki halini mi? Belki.
  1. Cevaplanmamış ama Kış Rüzgarlarında cevaplanacak üç soru söyler misiniz?
Söyleyebilirim ama söylemeyeceğim.
  1. Bronn’un hikayesi bitti mi?
Bronn’un hala bir rolü var, kesinlikle geri dönecek.
  1. Başlangıçta onlara vereceğiniz yolu ertelediğiniz veya yoldan saptırdığınız bir karakter var mı? Varsa, kim?
Hayır, var diyemem. Bazı durumlarda kronolojiler başlangıçta istediğimden farklı ama tüm karakterlerin hikayeleri aynı devam devam ediyor.
  1. Demiradamlar kuzeye saldırmamış ve Kızıl Düğün gerçekleşmemiş olsaydı Kuzey ve Nehirtoprakları bağımsız kalmaya devam edebilir miydi?
Kuzey olabilir ama Nehirtoprakları daha sorunlu. Gerçek doğal sınırlar olmadan, nehirtoprakları her taraftan saldırılara karşı savunmasızdır, bu yüzden tarihleri kan ve kargaşa ile dolu.
  1. Hayranların bulduğu ama sizin o amaçla yazmaya niyetlenmediğiniz en büyük kırmızı ringa balığı (yem) nedir?
Bu söylemek olurdu ama hayranlar, ufacık bir şeyden bile kuram çıkarıyorlar. Zaman zaman bunları bana e-posta atıyorlar.
- Dothraki aslında bir dizi bozkır ve ova kültürünün bir karışımı olarak tasarlandı ... Moğollar ve Hunlar, kesinlikle, ama aynı zamanda Alans, Sioux, Cheyenne ve çeşitli diğer Amerikan kabilelerinin ... saf bir fantazi ile terbiyeli hali. Araplara veya Türklere - orijinal olarak bozkırların atlıları olması haricinde- herhangi bir benzerlik tesadüfidir (bu emmiye biri Hunların da Türk olduğunu söylesin. Neyse). Bununla birlikte, genel olarak, tarihten ilham alırken, ister bireylerden isterse tüm kültürlerden olsun, doğrudan bire bir nakillerden kaçınmaya çalışırım. Robert'ın VIII. Henry veya Edward IV olduğunu söylemek nasıl doğru değilse, Dothrakilerin de Moğol olduğunu söylemek doğru olmaz.
- GRRM; “Ejderhaların Dansı sonunda pek çok uçurum vardı, 6. kitapta bunları çok erken çözeceğim. Kitabı inşa ettiğim iki büyük savaşla açacağım; Buz Savaşı ve Meereen-Köle Körfezi Savaşı ve sonra oradan alıp devam edeceğim.”
- Ned ve Robb’un ölümü... Bu iki karakterin sonunu en başından beri biliyor muydunuz yoksa zaman içinde mi karar verdiniz?
Neredeyse en başından beri biliyordum. Hikayenin büyük vuruşlarını biliyorum; ana karakterlerden kim ölecek, kim yaşayacak... hepsini. Yazım sırasında keşfettiğim çok ayrıntı var, küçük karakterler gibi... Yani ana karakter altı arkadaşıyla bir savaşa girecekse altı arkadaşın hepsine de ne olacağını bilmiyorum, buna yazarken karar veriyorum ama büyük oyuncular, büyük hayatlar ve hayat değiştiren büyük olayları en başından beri planlı.
- Bir çok kişi Jon’u öldürdüğünüzü düşünüyor. Geçmişte Starklara çok kötü şeyler yaptınız ama içimden bir ses Jon hayatta kaldı diyor. Bu konuda yorum yapmak ister misiniz?
[Güler] Bu konuda yorum yapmayacağım.
- Jon, Lord Kumdandan olarak resimden etkili bir şekilde çıkmış olsa da - yaşıyor olsa bile, Sur’un o kış geldiğinde Ötekileri geri tutma şansını sevdiğimden emin değilim. Kış Rüzgarları'nda Sur’un güneyine doğru hareket ettiklerini göreceğimizi varsayabilir miyiz?
Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Kış Rüzgarlarında kesinlikle daha fazla Öteki göreceksiniz.
- Kargaların Ziyafeti ve Ejderhalarla Dansta bölüm başlıkları olarak Kraliçe'nin Eli veya Demir Talip gibi etiketleri kullanmaya başladın, daha önceki ciltlerde ise her zaman Jon veya Ned ya da Arya idi. Bu kimlik sorunlarını keşfetmenin bir yolu mu? Özellikle Arya ve Sansa ve Theon ile tüm kimlikleri değişiyor gibi görünüyor.
Evet, tam olarak amacım bu. Bu kitaplarda birçok kimlik saldırı altında.
- Ortaya çıkan bir diğer tema da – her yerde var ancak ancak Ejderhalarla Dansa son pov’da daha da netleşiyor - taht oyununda oyuncu olduklarını düşünen karakterlerin piyonlardan daha sık olması. Gerçek güç gölgelerdedir. Bu fikri en başından itibaren keşfetmek istediniz mi yoksa hikaye geliştikçe mi ortaya çıktı?
Hangi durumdan bahsettiğinize bağlı. Bu seriye 1991 yılında ilk başladığımda, ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. A Game of Thrones'a geldiğimde, ana temaların ne olacağını biliyordum ve bu kesinlikle onlardan biri. Gücün doğası ve gücün kullanımı ve insanların iktidara gelmesi için neler yaptıklarını - ele aldığım en önemli şeylerden bazıları.
Varys’ın 2. kitapta sorduğu kral, rahip, savaşçı bilmecesi buna hitap ediyor. Kim kime itaat ediyor? Asıl güç kimde? Asıl soru bu.
- GRRM, Tyrion karakterini, 1981 yılında Lisa Tuttle ile yazdığı Windhaven isimli kitaptaki bir cümleden ilham aldı; “Bir cüce var, gördüğüm en çirkin adam ama ayrıca en zekisi.”
- GE: Tyrion ve Daenerys, serinin en ünlü iki karakteri...
En popüler iki karakterden biri, ancak bence evrensel olarak en popüler olan ikisi Jon Snow ve Arya. Her karakterin hayranları ve büyük bir iltifat olarak aldığım aleyhte sözler var. Gerçek insanlar hakkında böyle hissederiz; bir kişi onları sever, başka bir kişi onlar tarafından tahrik olur ve başka bir kişi onların sahte olduğunu düşünür. Kurgusal bir karakter yaratıyorsanız ve herkes karakteri seviyorsa veya karakterden nefret ediyorsa, muhtemelen bir karton parçası yaratmış olursunuz.
- GRRM, Kargaların Ziyafeti’nde Brienne’nin asılırken yaptığı seçimin “kılıç” olduğunu doğruladı ve bunu küçük Payne’i kurtarmak için yaptığını da... Yani Podric Payne, hala hayatta.
- Karakterleriniz arasında bir seyahat arkadaşı seçmeniz gerekse kimi seçerdiniz?
Hedefe ve ne yapmak istediğime göre değişir. Eğer sadece gezi, manzara, farklı yerleri görmekle ilgiliyse Tyrion’u yanıma alırdım; asit yorumları (iğneliyici demek istiyor sanırım, söyleşi ispanyolcaydı, ben de otomatik sayfa çevirici kullandım) belli zamanlarda çok iyi olurdu. Daha romantik bir kaçış olacaksa da Daenerys’i alırdım çünkü eğlenceli olmasının yanı sıra çok güzel bir kadın.
- Kim daha seksi? Hayalinizdeki Daenerys mi yoksa Emillia mı?
Gerçek şu ki Emillia çok seksi ama farklılar. Benim için seçmesi zor çünkü ikisini de çok seksi görüyorum. Emillia düşündüğüm karakterin daha yaşlı bir hali. Kitaptaki Dany, cinsellik dünyasına girmiş bir genç kız ile küçük bir kız olma arasında değişiyor. Bazen bir kraliçecilik oynayan bir kız gibi davranırken, bazen de her açıdan tamamen işlevsel bir yetişkin gibi davranır. 23 yaşındaki Emillia 17 yaşında olması gereken (aslında 16) bir karakteri canlandırıyor.
- Westeros’ta ailelerin çok fazla çocuğu var, onları rahatça öldürebilmek için mi? Karakterleri öldürmeyi seviyor musunuz?
Bunu sevmiyorum ama bazen bunu komplo ihtiyaçlarıyla yapmak zorunda kalıyorum. Buna ek olarak ilham aldığım dönem Orta Çağ; o dönemlerde ailelerin şimdikilerden daha fazla çocukları olurdu çünkü kadınlar da çocuklar da sık sık doğumda ölürdü hatta çocuklarınızın ileride fazla yaşamayabileceğinizi bilirisiniz; kimisi erken yaşta kimisi biraz daha ileri yaşta ölürdü. Bu yüzden o dönemlerde çok çocuk olurdu. Ben de, her ne kadar bu bir fantezi de olsa, işime bunu yansıtmaya çalışıyorum, o dönemin şartlarına sadık kalmaya çabalıyorum.
- Yedinci kitabın ismi Kurtların Zamanıydı, bunu neden değiştidiniz?
Bu geçici bir başlıktı; bir isim seçmem istendi ve benim de aklıma ilk Kurtların Çağı ya da Kurtların Zamanı geldi ama hiçbir zaman sevmedim. Bir Bahar Rüyası daha iyi bir başlık.
- Ormanın Çocukları ile Ötekiler arasında göründüğünden daha yakın bir ilişki var mı?
Olabilir, olabilir. Hikaye devam ettikçe gelişecek bir konu, bu yüzden şu an bir şey söylemem (kendi de bilmiyor :D ).
- Jon Arryn’nın ölümünün LF ve Lysa eliyle olduğunu öğrendik, peki Sör Hugh’un ölüm emrini kim verdi? Cersei mi? LF mi?
İkisi de olabilir, kararınıza göre... Ancak bu, sadece bir Gregor olayı olabilir de. O cani ve acımasız biri, birini öldürmek için gerçek bir nedene ihtiyacı yok.
- Doran ve Mellario’un tartışma sebebi çocuklarını uzaklaştırma meselesi yüzünden ise Mellario neden Dorne’u terk etti? (Herkesin merak ettiği bir soru.)
İyi bir evlilik değildi. Yeni ve egzotik bir şeyin cazibesi nedeniyle evlendiler. Bazen cazibe en az beklediğiniz zaman olur. Uzak bir ülkenin prensi idi ve o da hayat dolu, çok çekici, çok farklı bir kültürden gelen bir kadın gibi görünüyordu. Dorne'a geldiğinde, Norvos'tan farklı olan, özellikle de çocukların başkalarına himaye edilmesiyle ilgili geleneklerin olduğunu görür. Bu ne siyasi bir evlilik, ne de büyülü bir evlilikti, sadece insan doğasının bir örneğiydi. Bazen ilişkiler iyi bir temel üzerinde başlar: tanışırsınız, büyük bir cinsel cazibe vardır, bir ilişki kurarsınız, evlenirsiniz ... ve sonra dört veya beş yıl içinde gerçekten ortak bir şeyinizin olmadığını fark edersiniz. Bir hata yaptınız ve yedi krallıktaki gibi boşanmanın yaygın olmadığı bir toplumda kolay çözümü olmayan bir durumdasınız... Bu sadece başarısız olan politik bir evlilik örneği değil, ayrıca aşk evliliklerinin bile başarısız olabileceğinin bir örneğidir.
Bazen Yedi Krallık'taki politik evlilikleri iyi gelir ve aşk için olan evlilikler iyi olmaz. Bazen bir çift birbirini sever ve sonra bir noktada sevmezler. Şehvetten gülüşmeler başka bir şeyden de gelişmeyen evlilikler vardır. İşlerin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur ve bunun sonucu, hayal kırıklıklarının gelişmesi ve her insanın kendi yolunda gitmesi için yabancılaşmanızdır. Bu konuda Mellario'dan bir miktar acı var çünkü Dorne Prensi olarak Doran çocuklarıyla birlikte kalabildi ve Mellario, onları terk etmek zorunda kaldı (anladığım kadarıyla Doran, kadının çocukları alıp gitmesine izin vermemiş).
- Kitaplarda, krakenleri derinlerden uyandırabilecek bir boru hakkında hikaye var. Hiç kraken görecek miyiz?
Mümkün soruya şaşırmış görünür
- Ölü ulukurt ve yavrular hakkında... Bunlar eski ilahlardan bir hediye mi yoksa Bloodraven’dan mı? Bazıları ölü kurdun boğazına takılan geyik boynuzunu bir fs olarak görüp Stark-Baratheon çatışmasına işaret kabul ediyor.
Dostum, bu okuyucuların anlaması gereken bir şey. Eğer orada dikkatlice ince bir şekilde çalıştığım bir sembolse, bunun nedeni insanları düşündürmek için fikir verici olmaya çalışıyorum. Eğer görürseniz ve merak etmeye başlarsanız, bu bilerek yapılmıştır. Ama "Bu bir sembol! Bu bir sembol!" diye bağırmayacağım. Her okuyucu kendi okumalı ve sembollerin ne olduğuna ve ne anlama geldiğine kendileri karar vermelidir. Bu, karmaşık bir sanat eserinde yaptığınız işin bir parçasıdır, kasıtlı olarak yapılandırılmış ve nispeten belirsiz olan bir şey, böylece her okuyucu kendi sonuçlarını çıkarabilir.
- Jaqen, Kızıl Tanrı'ya ve başka yerlerde ateş tanrısına atıfta bulunur. R'hllor'dan mı bahsediyor? Arya'nın Yüzsüz Adamlar tarafından eğitildiğini gördüğümüzde, R'hllor onlar için özellikle önemli görünmüyor.
George bir an düşünür Eh, Jaqen’ın onu ne zaman andığına dikkat et; yakın zamanda neredeyse yanıyordu.
- İsyan sırasında neden Davos, Stannis’e yardım etti?
George güler Çünkü soğanı vardı! Ve kendi kendine şöyle düşündü: "Bunları en iyi fiyata nereden satabilirim? Onları King's Landing'e götürürsem bana soğan bedelini ödeyecekler ama onları açlık çeken insanlara götürürsem kesinlikle daha iyi ödeyecekler. "
- Varys ve Illyrio, Prens Doran ve Sör Willem Darry'nin yapmış olduğu nişan sözleşmesinin farkında mıydı? Ve neden Darry veya birisi Viserys'e ölümünden önce bu anlaşmayı söylemedi?
İlk soruya: hayır. İkincisi ise, Viserys karar verildiğinde olgunlaşmamış bir çocuktu ve bu bilgiye hazır değildi.
- Arthur Dayne, asil ve cesur bir şövalye olarak tanıtıldı. Jaime bile dehşete düşerken o nasıl Aerys’in acımasızlıklarını destekleyebildi?
Okumaya devam edin.
- İlk Daenerys, Daemon Blackfyre ve Dorne prensi arasındaki ilişkide neler olduğunu anlatır mısınız?
Daemon ve Daenerys'in aşık olmasına rağmen, kardeşi kral Daeron, sevgi meselelerinden daha çok devlet meseleleriyle ilgiliydi. Dorne ile uzun yıllar mücadele etmiş ve Yedi Krallığa taciz etmelerini engelleyemedikleri gibi onları Yedi Krallığa katamamıştı. Şiddetin başarısız olduğu yerde, belki de evliliğin düşmanlığa son verebileceğini fark etti ve böylece kız kardeşini Dorne prensi ile ittifak kurmak için kullandı. Bu politik bir evlilik, saf ve basit, Dorne ve Yedi Krallık arasında birliği garanti etmek için uygun bir evlilik. Ayrıca, kız kardeşini ki kendisiyle birkaç çatışması olmuş ve bir çok insanın tahtın gerçek sahibi olarak gördüğü piç erkek kardeşi yerine, Dorne prensine vermeyi tercih etti. Bu da Daemon’u ilk Blackfyre Taliplisi olmasına iten bardağı taşıran son damlaydı.
- Ejderhalarla Dansta, Brandon Stark’ın da Robert gibi kadınlara olan ilgisi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Brandon'ın da piçleri var mıydı?
Brandon'ın çocuk sahibi olmadan önce öldüğünü söylemek abartı olurdu. Kitaplarda bakire olmadığı tespit edilmiştir. Ziyaret ettiği çeşitli yerlerde küçük snowlar bırakmış olabilir ama kesinlikle açık olan, meşru çocukları olmadığıdır.
- Meereen Düğümünün nasıl vuku bulduğunu artık biliyoruz. Asıl sorun neydi? Örneğin, Dany'nin çeşitli karakterlerle tanışma sırası mıydı, yoksa ejderhaları kim, ne zaman ve nasıl almaya çalışacağı mıydı?
Şimdi bir şeyler açıklayabilirim. Pek çok, birçok faktörün bir birleşimiydi: Xaro'dan Dany gemilerini vermek için teklifle başlayalım, reddedilmesi daha sonra Qarth'ın savaş ilanına yol açacaktır. Sonra şehri sakinleştirmek için Daenerys'in evliliği var. Sonra Yunkai ordusunun Meereen kapılarına gelişi var, çeşitli insanların yoluna çıkma sırası var (Tyrion, Quentyn, Victarion, Aegon, Marwyn, vb.) Ve sonra Daario var, bu tehlikeli kiralık kılıç ve Dany'nin onu gerçekten isteyip istemediğine dair bir soru var; salgın var, Drogon'un Meereen'e dönüşü var ...
Bütün bunlar havaya fırlattığım toplardı ve hepsi bağlantılı ve kronolojik olarak iç içe geçmişti. Drogon'un şehre dönüşü, farklı zamanlarda olduğunu keşfettiğim bir şeydi. Örneğin, Quentyn'in Meereen'e gelişinin üç farklı versiyonunu yazdım: biri Dany'nin evliliğinden çok önce geldi, biri daha sonra geldi ve diğeri evlilikten sadece bir gün önce geldi romanda olan da bu Ve bu farklı varış noktalarının diğer karakterlerin hikayelerini nasıl etkilediğini karşılaştırmak ve görmek için üç versiyonu da yazmak zorunda kaldım. Henüz gelmemiş bir karakterin hikayesi de dahil (Sonra da GRRM neden kitapları bitiremiyor, diyoruz :P ).
- Melisandre neden Stannis'i aradı? Onu alevlerinde gördü ve kendi başına aramaya mı karar verdi yoksa kırmızı rahipler adına bir göreve mi başladı? Rahipler tarafından gönderilen Moqorro ile karşılaştırdığınızda, sanki ikincisi gibi görünmüyor.
Haklısın, Melisandre kendi karar verdi, onun kendi gündemi var.
- Ejderha Kayası temelde volkanik bir ada ve bu nedenle, mağaralarına ne kadar derine girerseniz, o kadar sıcak olur ... ama derinliklerinde bu ısıya neden olan eski Valyri büyüsü olabilir mi?
Ejderha Kayası kalesinin nasıl inşa edildiğine ve bazı yapılarında taşın bir şekilde sihirle nasıl şekillendiğine bakarsanız ... evet, hala Valyria büyüsünün mevcut olduğunu söylemek mümkündür( Targların buradaki büyü yüzünden hastalanmadığı, ayrıldıkları için hastalanmaya başladıkları kuramım daha bir güçlendi :) ).
- Neredeyse her zaman birbirleriyle müttefik olmak isteyen aileler arasında evlilikler görüyoruz. Bu bağlam göz önüne alındığında, Tywin Lannister'in evliliğinin ilk kuzenle olması tuhaf görünüyordu ve hatta Tywin'in ne kadar pragmatik ve hırslı olduğunu düşündüğünüzde daha da tuhaf görünüyordu. Yoksa gerçekten bir aşk evliliği miydi?
Aşk olabilir ama ailenin kanını güçlendirmek için başka bir açık sebep var. Targaryenlar bu politikanın en uç örneğidir: sadece kanın saflığını korumak için aile içinde evlenirler ve böylece taht veya ailenin yönetimi için birkaç aday bulundurma probleminden kaçınırsınız. Beş erkek kardeşiniz varsa ve her birinin birkaç çocuğu varsa iki veya üç nesilden sonra kendinizi otuz potansiyel mirasçı ile bulabilirsiniz: Lannister veya Frey adında otuz kişi olabilir ve bu da çatışma üretir çünkü hepsi taht için kalıtsal kavgalara katılacaklar. Güller Savaşı'nın kaynağı budur; Taht için fazla aday, hepsi Edward III'ün torunları. Beş oğlunuz varsa ve bu tür bir problemden kaçınmak istiyorsanız, belki de en büyük oğlunun ilk doğan kızını üçüncü oğlunun çocuğuyla evlenmek o kadar da kötü bir fikir değildir; kavgalardan kaçınırsınız ve kan birleşik kalır, belki de Tywin'in evliliğinin amacı buydu. Belki Lord Tytos'un fikriydi hatta Tywin'in büyükbabasının fikri bile, evlilik ittifakının tam olarak hangi saatte yapıldığına göre...ancak notlarımı kontrol etmem gerekir çünkü hatırlayamıyorum.
- Valyria’yı görme şansımız var mı?
Belki ama kesin değil. Asıl soru geçmişteki mi yoksa şimdiki mi? (yukarıda vardı bu soru, evet. Kasıtlı tekrar ekledim çünkü adamın kafasındakini çözmeye çalışıyorum ama daha çözemedim. :D)
- Jaime, Diyar’ın tarihindeki en iyi kılıç ustalarından biri. Ned harika bir kılıç ustası denemez, daha çok yetkin bir kılıç ustası demek daha doğru olur, onun yeteneği başka yerde yatıyor. O daha çok iyi bir komutandır(ağabeyi iyi bir kılıç ustası).
(Bundan sonra yine bir İspanyolca çevirisi var ve yine oto sayfa çevirisi kullandım. Malum bu dili bilmediğim için olduğu kadar; çoğu genelde iyi çeviri görünüyor ama kelimelerde anlamsız kaçan noktalar vs. olabilir. Çok karmaşık, devrik olan; çeviriden emin olmadıklarımı çıkartıyorum yazıdan çünkü tamamen yanlış bir bilgi de verilmiş olunabilir, emin olamam.)
- İlk kitaplardan herhangi bir şey değiştirmek ister misiniz?
Ahm ... Bekle ... Neyi değiştirmek isterdim? Tyrion Lannister'ın ilk tanıtıldığı sahneyi değiştirmek isteyebilirim;Tyrion'un bir kapının tepesinden atladığı sahne; bu mümkün değil. O zamana kadar, böyle durumu olan insanlar hakkında çok az referansım vardı ve daha sonra fiziksel zorlukları hakkında daha geniş detaylar öğrendim. Yani bu değiştireceğim şeylerden biri.
- Dördüncü kitaptan, 'Peygamber' veya 'Kraken'in Kızı' gibi takma adlarla bazı bölümleri açığa çıkardınız. Bunu neden yapıyorsun?
Eh ... [Gizemli bir gülümsemeyle uzun zamandır düşünüyor] Bence en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarlarından Gene Wolfe'yi tanıyor musunuz bilmiyorum.Eserleri bulmaca ve gizemlerle dolu ve söylediklerine çok dikkat etmeniz gerekiyor.Bir gün ona sorduğumu hatırlıyorum: “Bunu neden kullanıyorsun? Bunun ötesinde daha derin bir neden var mı? ”Ve başlangıçta hiçbir şey söylemedi. Sadece ironik bir şekilde gülümsedi ve bana dedi ki: “Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?” Ve ona teorilerimi söyledim.Sonra şöyle cevap verdi: “İlginç…” [Gülüyor].Benden kurtulmak istediğin tek şey bu, ama bunun bir kaza olmadığını söylemeliyim [Gülüyor].
- 2012 yılında 400 sayfasını yazmış kitabın ama ancak 200 tanesi tam manası ile bitmiş (son gözden geçirmelerle yani). Bu durumda şimdi sona gelmiştir inşallah. :)
- Kitabın sonunda herkesi memnun etmeyeceğini biliyorsun, değil mi?
Tabii ki bazı hayranlarımı hayal kırıklığına uğratacağım çünkü nihayet tahta çıkacaklar hakkında teoriler yapıyorlar: kim yaşayacak, kim ölecek… ve hatta romantik eşleşmeleri hayal ediyorlar ama bu fenomeni Rick Nelson'ın sözlerini tekrarlayarak yaşadım: “Kimseyi memnun edemezsin, bu yüzden kendini memnun etmelisin”. Bu yüzden son iki kitabı yapabildiğim kadar iyi yazacağım ve okurlarımın büyük çoğunluğunun bundan memnun olacağını düşünüyorum. Herkesi memnun etmeye çalışmak korkunç bir hatadır; Ben okuyucularınızı kızdırmanız gerektiğini söylemiyorum ama sanat bir demokrasi değildir ve asla bir demokrasi olmamalıdır. Bu benim hikayem ve rahatsız olan insanlar dışarı çıkmalı ve kendi hikayelerini yazmalı; okumak istedikleri hikayeleri.
- Hayran forumlarından uzak durmaya çalıştığını çünkü insanların olanları tahmin ettiğinde hikayeyi değiştirme güdüsü devreye giriyor ama onca ipucunu verdikten sonra bunu yapmanın doğru olmayacağını ve bunun hikayeyi de mahvedeceğini bildiğinden bakmamak en iyi seçenek. “Kitabı o kadar ipucuyla doldurduktan sonra değiştirmek beni yalancı yapar, ben yalancı değilim” diyor(Ama karısı giriyormuş forumlara :P ).
- Sen kötü bir yazarsın çünkü birçok ana karakteri öldürüyorsun. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Şey… Okuyucularımın okuduklarına duygusal olarak katılmalarını istiyorum. Uzaktan okumayı sevmiyorum ve onların gerçekten dahil olmalarını istiyorum ve eğer korkunç şeyler olacaksa; Korkmalarını istiyorum. Bunu yapmanın ötesinde herkesin ölebileceğini belirtmek istiyorum. Benimki, kahramanın güvende olduğunu bildiğiniz, diğerleri gibi tahmin edilebilir bir kitap değil. Kahramanın ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, karşılaştığı ihtimaller; o gelecek, çünkü o ... o John Carter, o kahraman. Gerçek hayatta böyle değil ve kitaplarımda gerçekçi olmak istiyorum, bu yüzden kimse kitaplarda güvende değil. Bir yazar olarak amacım her zaman güçlü bir kurgu hikayesi yaratmaktı. Okuyucularımın kitaplarımı ve rahat bir koltukta otururken geçirdikleri harika zamanı hatırlamalarını istiyorum.
- Ama Buz ve Ateşin Şarkısı'nın kahramanı kim ?
Bilmiyorum. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ... ve bir düzineden fazla bakış açısı karakterim var ve hepsi kahraman …
- Kitaplarınızın bir başka ilginç yanı da bize Kızıl Tanrının alevleri, Yüce Yürek Hayaleti'nin sözleri veya Ölümsüz Evi'nin vizyonları aracılığıyla birçok ipucu vermenizdir…
-Güler- Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil. Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.”
- Elbette bize yardım etmek için verdiğiniz tüm kehanetlere rağmen hikaye çok öngörülemez …
Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor. “Kehanetler beklenmedik şekillerde gerçekleşir. Onlardan ne kadar kaçınmaya çalışırsanız, onları o kadar çok gerçeğe dönüştürürsünüz ve ben bununla biraz eğlenirim.”
- Yani her zaman beklentilerimizi hayal kırıklığına uğratmak istiyorsun, değil mi?
Evet, her zaman niyetim buydu: okuyucunun beklentileri ile oynamak. Bir yazar olmadan önce çok iddialı bir okuyucuydum ve hala öyleyim ve çok öngörülebilir grafikleri olan çok sayıda kitap okudum. Bir okuyucu olarak aradığım şey beni memnun eden ve şaşırtan bir kitap. Ne olacağını bilmek istemiyorum. Benim için hikaye anlatımının özü bu ve bu nedenle okuyucularımın artan ateşle sayfaları çevirmelerini istiyorum: sonra ne olacağını bilmek. Çoğunlukla fantezi türünde, kahramana sahip olduğunuz ve o seçilmiş olan birçok beklentisi var ve her zaman onun kaderi tarafından korunuyor. Kitaplarım için istemedim.
- Serinin ismi neden Buz ve Ateşin Şarkısı? Sur ve ejderhalar ve ötesi için mi?
Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.
- Bana biraz kadın karakterleri hakkında konuş, çünkü onlar çok çeşitli ... Lady Catelyn, Kraliçe Cersei, Asha Greyjoy, Melisandre, Tarth Brienne ...
Şey ... Farklı olmalılar çünkü farklı yaşam deneyimleri olan farklı kadınlar. Tüm kadınların aynı olduğuna inanmıyorum, erkeklerin hepsi aynı değil. Bence “tüm kadınlar… boş olanı dolduruyor” gibi yaptığınız herhangi bir ifade yanlıştır. Bu tür genellemeler sizi her zaman sıkıntıya sokar, bu yüzden kadın karakterlerimi Westeros'un Yedi Krallığı gibi cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumda bile büyük çeşitlilikte sunmak istedim. Kadınlar farklı roller ve farklı kişilikler bulabilirler, bu yüzden farklı yeteneklere sahip kadınlar bir toplumda kim olduklarına göre çalışmak için yollar bulabilirler.
- GRRM savaş karşıtı biri ama “mutlak pasifist” biri kesinlikle değil.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.03 02:01 Cratix16 Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 4

çıktım odama kapıyı kilitledim. bu ekrem canavarıyla nasıl başedebileceğimi düşünmeye başladım. en iyisi 2 medeni insan gibi oturup konuşmaktı. üvey babam oç salona sokmadığından kapıyı tıklatıp ekrem'i çağırdım. geldi hemen.. bak dedim ekrem senle açık konuşacam. savaş istiyorsan, savaş olur. ayağını denk alacaksın bu evde.. bir kol saati için yaptığın mevzuya bak dedim. hiçbir şey demeden beni izliyor oç tam cin bu. bak dedim ekrem benden nefret ettiğinin farkındayım. fakat burası benim çöplüğüm adamım, anladın mı ha? dedim ve kendime harlem zencisi havası vererek korkmasını sağladım. böyle zekiliklerim vardır. beynimin kıvrımları kendimi farklı kalıplara sokup insanlara olduğumdan farklı görünmeme izin verir. ben senden nefret etmiyorum ki abi dedi. oç tırsmamıştı hiç.. rahatlayıp tedbiri elden bırakmam için elinden geleni yapıyor. bundan sonra bu evde dolaşırken çok dikkatli olmalıydım. ekrem'e hiçbir şey demeden odama fırladım. charles dickens'ın iki şehrin hikayesi eserine sarılarak ağladım. inci'de biraz takılıp durumu anlatıyım dedim, oçları taşak geçtiler hep. son olarak joe biden'a ve pentagon'a mailler atıp koruma istedim ama onlar da duymamazlıktan geldi. artık kendi başımın çaresine bakmalıydım. kurşun kalemlerimin ucunu sivriltip seksendört'ün son albümünü bilgisayarıma indirerek savaş hazırlıklarımı bitirdim. geleceği varsa göreceği de vardı. sakinleşmek için enrique iglesias'ın hero klibini izleyip sarah palin fotoğraflarını gezdim. bunlardan sıkılınca üst kattan sıvıştım şükran teyzelere gittim. kapıyı tıkladım mehmet amca açtı. amca birkaç gün sizde kalabilir miyim? evde beni öldürmek istiyorlar dedim. hayır dedi oç.. sanırım ela'dan dolayı hayır diyordu. ela ile aramızdaki samimiyetin sandığından fazla olduğunu belirtmek için ela bana sabahları balkondan göğüslerini gösteriyor dedim. bir hışımla beni itti oç yere düştüm. kapıyı kapattı sinirli sinirli girdi içeri. bu galiba bıçak getirecek deyip geldiğim gibi sıvıştım yukarı. ben geldikten 5 dakika sonra kapı çaldı mehmet amca geldi seslerden duydum. tam anlamadım ne diyordu da benle ilgili olabilirdi. hiç çıkmadım odadan. babam çıktı yukarı aç kapıyı gavat aç diye bağırdı. önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? dedim cevap veremeyince açmadım tabiki. kapıyı yumrukluyor oç. gibtir git yoksa seksendört'ün bir parçasını dinletirim? dedim. hala gitmedi.. blöf yapıyorum sanıyor herhalde. neyse açtım rastgele bir seksendört şarkısı, sesi de açtım. benim kulağımda pamuk vardı, o yanacaktı haline.. şarkı bitince çıkardım pamukları gitmişti. böyle zekiliklerim vardır. aklımın odalarını kullanarak insanları müziğin gücüyle hizaya getiririm. artık uyumalıydım. her ihtimale karşı media playerda seksendört hazırdı. kurşun kalemlerimi de masanın üstüne dizip uykuya daldım.
not: i can be your herooooo babyyyyyyy
sabah erkenden kalkıp mandalina aşırmak için mutfağa indim. arkamı bir döndüm ekrem oç.. mandalinaları olduğu gibi düşürdüm. napıyorsun burda? derdin ne senin? joe biden ile şu an açıklayamayacağım bir kan bağı var aramda. ayağını denk al olm dedim korkması için. kahkaha atıp odalarına girdi oç. ben de fırsattan istifade hemen sıvıştım. fakat rahat edemiyordum.. koskoca evde uyanık olan sadece ikimizdik ve bana istediğini yapması için uygun ortam vardı. başka birileri uyandı mı diye günler önceden yatağımın altında sakladığım tepsiyi arkaürme bahanesiyle mutfağa indim. daha uyanan yoktu. konuyu burcu'ya açmak için merve'nin odasına gittim. önce kapıya durumdan biraz bahsedip tavsiyelerini sordum. takmadı hiç oç.. daha sonra 10 kere kapıyı tıklatınca merve açtı. ne var abi? dedi. işim senle değil sütyenini tak deyip içeri girdim. burcu uyuyordu. hemen uyandırdım.. bak burcu dedim kardeşin az önce kötü adam kahkahası atıp beni ölümle tehdit etti dedim. hiçbir şey demeden gözlerini ovalıyor oç.. bak dedim burcu eğer gerçekten aşıksan bana ona engel olursun, beni öldürmek istiyor dedim. döndü sırtını uykuya daldı. merve de mal mal bakıyor yüzüme. gergin atmosferi yumuşatmak için slash de ortam çocuğu oldu ha, utanmasa kibariye'ye çalacak oç dedim. biraz gülüştükten sonra ekrem oçna görünmeden odama çıktım. böyle çevikliklerim vardır. acil durumlarda vücudumun esneme payını kullanır, işleri lehime çeviririm. odama çıkıp kapıyı kitledikten sonra bir süre önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşündüm. fakat hala ekrem'in nefesini ensemde hissediyordum.
not: i can kiss away the pain!
sonra aşağı kattan sesler duydum. anlaşılan manevi babam uyanmıştı. indim aşağıya baba konuşmamız lazım dedim. he söyle dedi rahat bir tavırla. konuya yumuşak girip kendisini şok etmemek için fabregas: real'den korkmuyoruz dedim. cevap vermedi suyunu içmeye devam etti. baba dedim ekrem'e söyle benim peşimi bıraksın, biliyorum beni öldürmek istiyor dedim. oğlum sen gerizekalı mısın? küçücük çocukla derdin ne senin? dedi. konuyu değiştirmek için inci'deki panpalarım annemin göğüslerinin capsini istiyor dedim. tepkisiz kalmayı tercih etti. baba bu çocuk beni öldürürse sorumlusu sensin haberin olsun dedim. gibtir git almayım ayağımın altına sabah sabah diye karşılık verdi. senin ben amk, halamı mehmet amcaya pazarlamayan oç dur diye bağırdım. hata yaptığımın farkındaydım ama bir anlık sinirle ağzımdan çıkıverdi işte. çatalı kafama fırlattı oç kalktı ayağa bir sol direk çıkartıp 7 puanı cebine koydu. halanlar burdayken bu saçmalıklarına bir son vermessen geçenkinden beter ederim seni dedi. halam girdi birden mutfağa noluyor bu sesler ne? dedi. fakir olan sizsiniz cefasını biz çekiyoruz o ekrem oç na söyle akıllı olsun deyip odama fırladım. kalbim çok hızlı atıyordu. youtube'a girip ''canlı yayında küfür'' videoları izledim, biraz kendime geldim. daha sonra çıktım balkona ela'yı beklemeye başladım. yine ekti beni amk.. bu kız kendini bulunmaz hint kumaşı zannediyor. haberi yok ki öğrenci kızla işi pişiriyoruz. fazla naz aşık usandırır amk. neyse şimdi karının kızın zamanı değil deyip ekrem'e karşı eylem planı ve gerekli yaptırımları düşünmeye başladım.
not: i will stand by you forever!
bir süre odamda bekleyip ekrem'i düşündüm, enrique iglesias'ın hero klibini izledim. herkesin uyandığından emin olduktan sonra aşağı indim. ekrem'e rahat görünmek için halama önder açıkbaş nasıl ünlü oldu biliyor musun? dedim. gülümsedi, bilmiyorum oğlum nasıl? dedi. valla ben de bilmiyorum.. dedim. yeniden güldü. ortamda tam bir barış havası vardı. böyle sempatikliklerim vardır. ortamda barış rüzgarları estirip insanların sevecenlikle başımı okşamasını sağlarım. babam oç kıskanmış olacak ki senin derdin ne lan bu bahsettiğin adamla? diye sordu. konuyu değiştirmek için neden fritz zwicky 1933'te astrofizikten bahsedince kimse giblememiş. insanlar oç dedim.. annem malı ağzını topla bak adam gibi duramıyorsun 2 dakika dedi. joe biden'ın izindeyim ayağını denk al dedim. ondan başka kimse ne dediğimi anlamamıştı tabi. neyse sonra olan oldu, birden ekrem oç çıktı odadan üzerime doğru koşmaya başladı. bir an korkudan gayriihtiyari it's rainig men diye bağırmışım. abi pepee açsana diyor oç.. hep bilerek yapıyor. güya bana gözdağı veriyor ailemin önünde. neyse konuyu değiştirmek için bu rasim ozan kütahyalı'nın uzmanlık alanı ne amk? dedim ve koşarak odama çıktım. yüreğim ağzıma gelmişti.. anlaşılan bu oç ile mücadelede evden destek alamayacaktım. farklı insanlara ihtiyacım vardı.
not: you can take my breath away.
belki apartmandan birileri bana destek olmayı kabul eder diye tüm apartmanı gezmeye karar verdim. 1. kattaki sarışın kadından başlamaya karar verdim ve dairesine gittim. kapıyı tıklatınca hemen açtı kapıyı he oğlum buyur? dedi. evimizde bir katil var ve kimse gerçek yüzünü göremiyor. bana yardım eder misin? diye sordum. cevap bile vermeden kapıyı kapattı. kocan benden hoşlanıyorsa bunun sorumlusu ben miyim amk? madem öyle tatmin et herifi. neyse zaman kaybetmeden firuze teyzenin kapısını çaldım. konuya farklı yerden girmek için geliyor, geliyor! bestelerin efendisi geliyor! selami şahin geliyor. bu sıcak sohbet perşembe günü saba tümer'le bugün'de diye bağırdım. oğlum deli misin sen? bağırma ne var? diye karşılık verdi. firuze teyzenin duvarlarını kolay kaldıramayan bir kadın olduğunu bildiğimden esra erol'un programında şarkı söyleyen kız sürekli detone farkında mısın? deyip sohbeti farklı bir boyuta taşıdım. böyle zekiliklerim vardır. çok yönlü bir beyne sahip olduğumdan herkesin aklına, bilinç dünyasına uygun çıkışlar yapar, onları kendi aklımın derin dünyasına davet ederim. bu firuze teyze nerede ne konuşacağını bilmiyor. annen mi bir şey istiyor? kapatıcam bak dedi. kapat oç annemden sanane deyip yukarı kata fırladım. aramızdaki samimiyete güvenerek önce mehtap teyzeye gitmeye karar verdim.
not: bestelerin efendisi selami şahin ile firuze teyzenin arasında duygusal bir bağ olabilir.
mehtap teyzenin kapısını çaldım, her zamanki gibi hemen açtı sağolsun. hatice hanım 33 yaşında, 1 evlilik yaptı, 1 kızı var. istanbul'da yaşıyor dedim. o kim oğlum, ne diyorsun yine? dedi. evimde bir katil olduğunu kendisinin ya da eşinin yardımı olmadan ekrem'i alt edemeyeceğimden bahsettim. yok oğlum, hadi bak işine dedi. eşiniz derken kocanızı kastediyorum hanımefendi. bu ciddi bir konu diye karşılık verdim. bir şey demeden kapıyı suratıma kapattı. insanlar çok kaba ve bencil. söyleyim babama msn'den silsin mehtap teyzeyi. neyse kaybedecek vaktim yoktu. karşı dairede düzeyli bir ilişki yürüttüğüm, adını şu an hatırlamadığım ekşici kız arkadaşım vardı. çaldım kapıyı açar açmaz ooo ben de seni bekliyordum, ne zamandır nerelerdesin? dedi alaycı bir gülümsemeyle. ekşici olduğunu bildiğimden suyuna gitmek için ehehe çeşitli şakalar komiklikler swf dedim. böyle zekiliklerim vardır. insanlara onlardanmış gibi görünüp aklımın odalarına hapsolmalarını sağlarım. ne var yine, ne oldu? dedi. beni öldürmeye çalışan pepee fan bir çocuk var, gel tutalım şunu, kıralım bacaklarını? dedim. yaa neyin kafası bu ne diyorsun yaağğ? dedi ağzını ayırarak. bozuntuya vermemek için ehehe ironiden anlamayan nesle aşina değilim asgdhejsufds dedim. neyse işim var deyip kapıyı yüzüme kapattı oç. hayat arkadaşımın bile bana sırtını çevirmesi gerçekten koymuştu. fakat duygularımın esiri olmadan işime bakmalıydım. sıra 3. kattaydı...
not: mehtap'ın kocasıyla ssg geceleri arka bahçede buluşuyorlar.
önce 3. kattaki yaşlı sinirli teyzeden başlayarak zor olanı önce atlatmayı düşündüm. kapıyı çaldım, yaşlı olduğunu bildiğimden kapıyı açınca allll weee areee sayiinnnggg isss giveee peaceee aaa channceeee, give peace a chance baby, give peace a chance diye bağırdım. ne var oğlum? ne diyorsun? dedi. daha fazla vietnam, ernesto'ya bin selam. değil mi azizim? diye karşılık verdim. böyle devrimciliklerim vardır. 68'in ve vietnam karşıtlığının asi duruşunu yüreğimde barındırır, duygularımı beynimle harmanlayarak insanları avucumun içine almaya çalışırım. oğlum kapatıyorum bir şey demiyorsan? dedi. dairemde bir çocuk var, kendisi katil. ondan kurtulmam gerek.. bir kere görünseniz kendisine? suratınızı görünce korkar? dedim. defol oğlum, hadi diye karşılık verip kapıyı kapattı oç. e be insaf teyzecim senle beraber olamam, çok yaşlısın. bu yüzden darılmanın ne anlamı var? darıldıysan duygularını bu meseleyle niye karıştırıyorsun? çıldıracam yahu, valla çıldıracam. insanlar ne garip... sakinleşmek için enrique iglesias'ın hero klibinin urlsini içimden tekrarladım ve karşı daireye geçtim. sıra kapıcı görünümlü kadın ve bıyıklı kocasındaydı. kocası açtı kapıyı.. buyur? dedi. bıyıklı, kel ve şişko olduğundan hacı batak çoluk çocuk oyunu yaaa king iyidir di mi? dedim. nasıl? dedi. adam mal galiba... neyse evimde bir katil var ve beni öldürmek istiyor dedim. nasıl yani? diye karşılık verdi. adam ağır mal galiba... 8 yaşında bir çocuk, pepeyi çok seviyor. içeride okey tahtalarınız vardır sizin. birisini getirseniz de şunun kafasına geçirsek? dedim. git akşam akşam yaaaa deyip kapıyı kapattı oç. embesil galiba... buradan da bir çok çıkmamıştı. tek umudum 2 numaralı sevdiceğimin annesi ve babası olan şükran teyze ve mehmet amcaydı. merdivenleri çıkarken led zeppelin'den kashmir'i mırıldanıyordum.
not: john lennon kel ve şişko bıyıklı amcayı görse yoko'ya şükrederdi.
şükran teyzelere çıktım, kapıyı çaldım. ela açtı kapıyı.. oha! oha! oha! şok olmuştum. heyecanla i can be youuurrr herooo babyyy diye bağırıp ağlamaya başladım. klibin final sahnesini canlandırmaya çalıştım fakat ela giblemedi. daha sonra toparlanıp neyin tribindesin kızım? 2. kattaki zaten veriyor dedim. ne diyorsun ya? deyip annesini çağırdı. şükran teyze ne var oğlum yine, açmayacaz artık kapıyı bak? dedi. gergin atmosferi yumuşatmak için kaley cuoco kadar sevimli bir varlık var mı dünyada? diye sordum. böyle hoşluklarım vardır. amerikan dizileri izleyip, oradaki tatlı hatunları hafızama alır, beynimin odalarında onlarla yeni hayatlara yelken açarım. şükran teyze anlamıyorum ben seni diye karşılık verdi. şükran teyze halamın oğlu ekrem, diyecek oldum lafımı kesti oç görgüsüz. aa evet halanlar gelmiş, gelicem ziyarete dedi. ekrem beni öldürmek istiyor, bu sorunu çözmeliyiz, kızınız dul mu kalsın? dedim. saçmalama oğlum yine, git annene söyle uygunsa bu akşam gelmeyi düşünüyoruz dedi. sanane annemden oç ağzın yok mu git kendin söyle diye bağırdım ve tabiki koşarak üst kata çıktım. üst kattaki kapıdan eve girdim ki ekrem fark etmesin. kimse bana yardım etmek istemiyordu ve bu durum biraz garipti.. bir süre düşündükten sonra ekrem'in tüm apartmanı örgütlediğine karar verdim. savaş baltaları şimdi tamamen çıkmıştı.
not: kaley cuoco geceleri beni görmeye geliyor.
kalça dansımın zirvesinde, hazın doruğundayken kapım çalındı. müziğin sesini kısıp kimsin? diye sordum. aç lan kapıyı itin dölü diye bağıran babam olmalıydı. yavuz bingöl'ün keşanlı ali'yi oynuyor oluşu hakkında ne düşünüyorsun? diye sordum. gibtirme, aç kapıyı diye bağırdı tekrar. gibtirme derken kerem alışık'ı kastediyor oluşunu düşünüp kapıyı açtım. açmaz olaydım... kapı açılır açılmaz klagib bir sağ direk ile puan peşinde koştu. sanırım burnum kanıyordu ve yere düşmüştüm. karın boşluğuma çıkardığı 2 tekmeyle nefesimi kesmeyi başardı. daha sonra eğilip elmacık kemiklerime 2 yumruk daha çıkarttı. genital bölgeme çıkarttığı son tekmeden sonra ayağa kalkacak halim yoktu. kulaklarımı ısıracağını korktuğumdan onları korumaya çalışıyordum. biraz sakinleşmesi için angela merkel ve nicolas sarkozy sence euroyu kurtarabilecekler mi? diye sordum. o sıra sesli bir şekilde küfür ediyor oluşundan duymadı sanırım. gelişimi takdire şayandı.. dayağına yeni boyutlar katmış, stratejilerini çeşitlendirmişti. bu da duyduğum acıyı daha fazla artırıyordu. böyle oçlikleri vardır. kas gücünü her geçen gün daha fonksiyonel kullanıp bu alandaki gelişimiyle takdir toplamayı başarır. bir süre beni rahat bırakması için ölü taklidi yapmayı denedim. fakat ellerimi kulağımda tutuyor oluşumdan yememiş olacak ki tekmelemeye devam etti. tamamen pestilimin çıktığından emin olunca senin gibi adamın kalıbını gibeyim. küçücük çocuktan ne istiyorsun avradını gibtiğim? diye bağırıp odayı terk etti. michelle rodriguez'e hakaret edişi biraz fazla olmuştu. fakat tepki koyacak gücü o an kendimde bulamıyordum. bayılmadan önce kulağımda yankılanan son ses yapma salim! anlayışlı ol, biliyorsun çocuğu.. ne yaptın? diye bağıran oç halamın sesiydi.
not: michelle rodriguez, angela merkel ile nicolas sarkozy'i yatakta basmış. kendisi söyledi...
uyandığımda yatağımdaydım. annem malı başımdaydı... her tarafım acıyordu. oğlum nasıl oldun? ağrın var mı? diye sordu. ''because destiny john, is a fickle bitch.'' diyerek lost'a olan özlemimi vurgulayan bir yanıt verdim. aç mısın? hazırlayım mı bir şeyler? dedi. eti cinlerimi küvete sakladığımı, ordan almasını rica ettim. abur cubur olmaz dur bir şeyler hazırlayım deyip gitti mal ya... doğrulmaya çalıştım fakat her tarafım acıyordu. aldım bilgisayarı kucağıma inci'ye girdim. serkan inci ve joe biden'dan ses yoktu.. birkaç ateist, birkaç şakirt başlık açıp gereksiz tartışmalara girdim. provokatif söylemlerde bulunup ortalığı karıştırmaya çalıştım. daha sonra enrique iglesias'ın hero klibini izleyip biraz kendime gelmeye çalıştım. vikipedi'den lüzumsuz bilgiler edindim. babam oç geldi.. onu görünce hatırladım kulaklarım yerinde mi diye kontrol ettim. uyandın mı lan? halini hatrını sormaya geldim bak itlik yapma dedi. konuyu değiştirmek için 2. dünya savaşı sırasında 4. enternasyonalde gerçekleşen kopmalardan bahsettim. halmla ekrem oç geldi o sırada... ekrem'in hemen odadan çıkmasını rica ettim. halam oğlum derdin ne bu çocukla? rahatsızsan eğer söyle gidelim bu evden? dedi. gitmeyin hala, giderseniz mehmet amca'ya ayıp olur dedim. fakat ekrem'in kendisine çeki düzen vermesi gerektiğinden bahsettim. manevi babam oç lan küçücük çocukla derdin ne senin? delirtecen lan sen beni diye çıkıştı. fikirlerini önemsemediğimi anlaması için cyndi lauper'ın time after time şarkısını mırıldandım. daha sonra annem elinde tepsiyle geldi ve hadi biraz atıştır dedi. anne tepsi fobim olduğunu bilmiyor musun? merve'nin kapısıyla arkamdan konuşuyorlarmış. getirme şunu odama diye bağırdım. fakat bir kez taviz vermekten zarar çıkmazdı. çünkü çok açtım... böyle uyumluluklarım vardır. beynimin derinlerinde, aklımın labirentlerinde çok özel şeyler yaşasam da insanlara ve tepsilere karşı gerektiğinde anlayışlı olur, durumu sorun etmemeye çalışırım. herkes odamı terk ettikten sonra karnımı doyurdum ve tepsiyi kapının önüne koydum.
not: benjamin linus ile troçki zamanında çok sevişmiş. eminim...
daha sonra ankaralı yasemin'nden şoför abi'yi dinleyip aşağı kata indim. ekrem oç ortalarda görünmüyordu. sanırım savaşı kazanmıştım. merve'nin odasına gittim. beni kapı karşıladı. sen benle ilgili tepsiyle ileri geri ne konuşuyomuşun birader? deyip sert durdum. böyle zekiliklerim vardır. beynimin gösterim hücreleri gelişmiş olduğundan istediğim an istediğim görüntüyü takınıp, insanların ve kapıların ona göre davranmalarını sağlarım. utanmış olacak ki cevap veremedi oç.. kapıyı tıklatıp merve'nin dışarı çıkmasını istedim. ne var abi? dedi. bu göğüslerin hali ne? bıktım senden.. ben sırf senin gelişimin için bu evden ayrılmıyorum. bu kadar dayağı o yüzden yiyorum. şu göğüslerini artık büyütmenin bir yolunu bul, yoksa elimle ben sündürecem dedim. burcu atıldı ordan ne diyorsun abi sen? diye. bu işten kendini sıyıramazsın burcu, seninkilerin de güdümlü füze olmadığı çok açık dedim. güdümlü ne abi? dedi. ben de bilmiyorum dedim. gerekli uyarıları yaptığımdan bir şekilde bağlayıp odama çıkmalıydım. lars ulrich dave lombardo'nun taşağını yisin di mi yaaaa?? dedim. cevap vermediler.. fırsattan istifade odama fırladım.
not: ankaralı yasemin dave lombardo ile dikmen'de buluşuyormuş.
babamı aldım karşıma. sen beni neden sürekli dövüyorsun oç? dedim patlattım bir tane. sonra bir kafa gömdüm, iyice mayıştı. yere yığılınca tekmelemeye başladım. acımıyordum... ağzı burnu her yer kan içindeydi. michelle rodriguez geldi, yapma aşkım değmez dedi. annemin neden çıplak oturduğuna anlam veremiyordum.. derken uyandım. baktım saat sabah 9 olmuş. gördüğüm rüyanın etkisiyle ter içindeydim. bir duş alıp kendime geldim. enrique iglesias'ın hero klibini harun kolçak'ın gir kanıma dansıyla süsledim. aşağı indim baktım halamlar valiz hazırlıyor. ekrem oç hiç yüzüme bile bakamıyordu, tek çaresi evi terk etmek olmuştu. böyle kuva-yi milliyeliklerim vardır. aklım ve yüreğim sayesinde girdiğim savaşlarda ustaca savaşır, kazanmak için elimden geleni yaparım. oo gidiyor musunuz hala? dedim. evet evladım, sağol her şey için diye karşılık verdi. gergin atmosferi dağıtmak için gidin tabi ya eniştem evde düz duvara tırmanıyodur ehehe dedim. hiç cevap vermeyip son hazırlıklarını tamamladı. babam arkaürecekmiş bunları terminale, bir an önce çıkalım deyip vedalaşarak gittiler. artık zaferim resmileştiğinden kutlamalar başlamalıydı. kapı kapanır kapanmaz telefondan quenn'den we are the champions açtım. ellerimi iki yana açtıktan sonra ortada kavuşturdum, kafamı yere koyup bir takla attım. daha sonra çoraplarımı çıkarıp halı üzerinde moonwalk yaparak figürlerimi tamamladım. müziğin ruhuna uygun olarak ağır çekimde ağlayarak seviniyor gibi yaptım. annem sanırım hareketlerime anlam verememişti. mal mal bakıyordu amk.. ruhsuz bu kadın.
not: freddie mercury ile harun kolçak arasında bir ilişki olabilir. çok meşgul olmasam bu durumu araştırabilirdim.
submitted by Cratix16 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.03 01:59 Cratix16 Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 2

annem ''bugün pgibiyatra gidicez oğlum 2 gibi hazır ol.'' dedi. 2 de dilara gönder'in programının başlıycağını eğer izlemessem odamdaki boş cappy kutularının beni yadırgayacağını söyledim. fakat annem oralı olmadı. onu kırmak istemediğimden 1 seferlik ferhat beye görünmeyi kabul ettim. ferhat bey bence benden hoşlanıyor ve bu tüm kargaşanın sebebi bu. beni biraz daha fazla görebilmek için annem ve babamı kullanıyor. onu daha önce görmesem de ona karşı aynı duyguları paylaşamayacağım açık. çünkü pokemon'daki ashten sonra kalbime asla bir erkek almadım. bence bir erkeğin bir erkekten hoşlanması gaylik gibi bir şey.. arada benim de kendimi edward norton, cristiano ronaldo, ankaralı yasemin gibi isimlerle hayal ettiğim olur ama asla bir erkeğe karşı derin duygular beslemem. ferhat beye bunun yanlışlığından bahsetmeye karar verdim ve saat 2'yi beklemeye başladım. bu süre zarfında biraz incide takılmak mantıklı olabilirdi.
not: fight clubın sonundan hiçbir şey anlamamıştım.
saat 2 oldu ve üstümü başımı giyip aşağı indim. annemin kendisine ait bir arabası olmadığından otobüsle pgibiyatrın kliniğinin bulunduğu caddeye gittik. otobüste 70 yaşlarında bir amca sürekli bana bakıyordu. ayakta zor duruyorsun yaşına başına bakmadan neyin peşinde koşuyorsun dedim sessizce. duyan olmadı tabi. kliniğe girdik oç ferhat bizi 15 dakika bekletti. bir görüşme yapıyormuş.. artık ferhat'ın bana duyduğu hislerin gerçekliğine kesin inanıyordum ama ben onla ilgili ne düşünüyordum? bu biraz kafamı karıştırıyordu. sanırım onla ilgili kararımı tipini görünce karar verecektim.o sırada sekreterle hanımla sohbet ettik biraz. bana nasıl olduğumu sordu ben de kız kardeşim merve nin göğüslerinin kendisinin göğüslerinden daha küçük olduğunu belirttim. cevap vermek istemedi.. ama yapabileceğim bir şey yoktu gerçek bu. neyseki ferhat'ın işi bitti ve bizi içeriye çağırdı. acaba nasıl biriydi? ondan hoşlanabilecek miydim? tüm bunlar kafamdan geçerken heyecanla odasının kapısına doğru yöneldim.
not: sekreterin şükran teyzeyle bir alakası olabilir bence.
içeri girdiğimde ferhatın beklediğim kadar yakışıklı olmadığını gördüm. nedenini anlayamasam da buna biraz üzüldüm. ferhat gözlerimin dolduğunu görünce nedenini sordu. lafı değiştirmek için okan bayülgen'in sistem karşıtı durup da nasıl sistemin göbeğinde yer aldığından bahsettim. anlamsızca gülümsedi ve annemin odadan çıkmasını istedi. başbaşa kalmamız için elinden geleni yapmıştı. fakat onla olamayacağımızı uygun bir dille belirtmem gerekiyordu. bana biraz kendinden bahset deyince bunu fırsat bildim ve gay olmadığımı belirttim. yine gülümsedi.. bu adamda bir şeyler vardı. şükran teyze ya da mehmet amcayla bir ilgisi olabileceğini düşündüm. fakat ciddi olmam gerekiyordu. karşımda bir bilim insanı vardı. kardeşimin 12 yaşına gelmiş olmasına rağmen göğüslerinin neden gelişmediğini sordum. bunu neden merak ettiğimi sorunca ömer çelakılın saçlarından söz ederek lafı karıştırdım. bildiğiniz gibi arada böyle zekiliklerim vardır. daha sonra doktor çok ileri gitti. annenle ilgili ne düşünüyorsun? diye sorunca sanane annemden oç dedim ve kapıyı çarpıp koşarak uzaklaştım. salak annem arkamdan bağırarak koşturmaya başladı. ilişkilerinin açık vermesinden rahatsız olmuş olmalı. ben de diyorum babamın tokmakladığı yok yanan amını nasıl serinletiyor bu kadın?
not: babam ömer çelakıl'a boş değil.
o caddede bir park var gittim orda bir banka oturdum. annem peşimden geldi hemen. noldu evladım? dedim. şefkatli tavrından cesaret bulup anne madem bir ilişkin var neden bana bahsetmiyorsun? böyle şeyler tabi olucak, amın var, alımlısın dedim. sokağın ortasında rezillik çıkarttırma bana yürü eve diyor. merak etme annecim benim için önemli olan senin yalan söylememen dedim. sevecen tavrım onu rahatlatmış olmalı ki hiç cevap vermedi. eve gidene kadar konuşmadı. eve gidince sanırım pgibiyatrdan kaçtığımı babama anlatmış. emektar oklavayla çıktı yukarı oç. hayır oklava, sopa, levye türü bir şey kullanmasa da dövebiliyor zaten beni. neden desteğe ihtiyaç duyuyor anlamıyorum. aç kapıyı dedi prensip gereği kuala lumpur'un nerenin başkenti olduğunu sordum. aç kapıyı gibtirme kafanı diye bağırdı. fakat taviz veremezdim. hep böyle yapıyor amk sorumu cevaplamadan odaya girmeye çalışıyor. hala prensiplerime, ritüellerime saygı duymuyor. senin ecdanını gibiyim deyip uzaklaştı. insanın kendi ecdadına küfredebilmesi takdir edilesi bir durum. bu yüzden 1 saniye kapıyı açsam mı diye düşündüm fakat dayak yemeyi göze alamazdım.
not: babamın arabasındaki levyeden annemin haberi var mı acaba?
yeterli eti cinim ve cappy'm olduğundan odadan çıkmak ve dayak yemek zorunda değildim. sabaha kadar incide takıldıktan sonra sabah 5 gibi merve'nin oda kapısının yanına gittim. halini hatrını sordum fakat cevap vermedi. bu evde herkes bana karşı zaten.. kapıyı sessizce tıklattım. merve uyuyordu sanırım. sabah 5'te mastürbasyon yapamayacağına emin olduğumdan ısrarcı oldum ve uyanması için yaklaşık 10 dakika kapıyı vurmaya devam ettim. neyse ki babam ayısı uyanmadı. merve açtı kapıyı günaydın demeden defol dedi. bu kıza ben naptım da bana böyle davranıyor anlamadım. herkesten çok onu düşünüyorum oysa. kırmızı ojelerini alabilir miyim? dedim napacaksın? diyor amk. oje napılır arkaüme sokucam dedim içimden. fakat dıştan söylemedim çünkü merve böyle kötü ifadelerden etkileniyor. neyse bir an önce ojeyi vermesi gerektiğini yoksa gitmeyeceğimi söyleyince çaresiz ojeyi getirdi. mehmet coşkundenizi hiç yatağında hayal ediyor musun? diye sordum ve cevabını beklemeden uzaklaştım. sanırım cevap da vermek istemiyordu. odama çıkıp kırmızı ojelerle burun deliklerimi boyadıktan sonra biraz uyumaya çalıştım. başlarda burnumu biraz rahatsız ediyor ama o halde uyuyunca uykumu daha iyi aldığımı hissediyorum.
not: ela, mehmet coşkundeniz'e vermezdi bence.
sabah erken kalkıp duşa girdim. duşta aklıma ela geldi ve ne zamandır görüşmediğimizi farkettim. uyanınca her zamanki gibi annemin çiçekli bornozunu aldım ve elaların kapısını çaldım. kapıyı yine oç mehmet amca açtı. neden ben gelince kapıyı hep bu herif açıyor anlamıyorum. oğlum bu ne hal? dedi. ıslak bedenimi annemin çiçekli bornozunun sarmasından keyif aldığımı söyledim ve ela evde mi? diye sordum. napacaksın ela'yı? dedi. niyetimi yanlış anlamaması için tiger woods'un bir golften bu kadar parayı nasıl kırdığını merak ettiğimi ve bunu ela'yla tartışmak istediğimi belirttim. böyle zekiliklerim vardır. lafı bir anda istediğim yere çeker, karşı tarafı şaşırtırım. ela yok evde oğlum sen de git üstüne başına adam akıllı şeyler giy dedi. sanırım mehmet amca beni pek sevmiyor. hep ters bana karşı davranışları.. neyse ona karşı olgun davranmaya karar verdim ve eve girdim. annem ve merve kahvaltı yapıyorlardı. yanlarına gidip merve'ye siyah kilotlu çorabın çok yakıştığını söyledim. annem allah senin cezanı versin bu ne kılık? diye bağırdı. amk sanki ilk defa görüyor. her defasında ne bu aşırı tepki.. merve ile bir an göz göze geldik, fakat gözlerini kaçırdı. fakat önce üstümü değiştirmem gerekiyordu. sıra ona da gelecekti.
not: duşta bazen mehmet amcayı düşünüyorum.
akşama kadar odamda incide takıldım. akşam olunca babam geldi. odamdan hiç çıkmadım çünkü bu ara bana karşı sinirli pgibiyatra gitmediğimden dolayı. bu yüzden merve gelene kadar odamdan çıkmadım. kapı sesini duyunca fırladım hemen karşıladım kardeşimi. her zamanki gibi kezban eteği ve boğazına kadar ilikli okul gömleği üzerindeydi. hayır anlamıyorum 12 yaşına gelmişsin artık çocuk da değilsin. insan neden göğüslerini sergilemez? bacaklarının dolgunluğuyla sınıf erkeklerinin dikkatini çekmez? güzel de kız. neden böyle davrandığını anlamıyorum. yemeğini yemeden babamın salonda olmasını fırsat bilip merve'yi yanıma çağırdım. bacak aranı tıraşlıyor musun? diye sordum. abi bak çağırırım babamı diyor. beni böyle tehdit edince çok sinirlendim ve babamın da duyabileceği tonda bir yüksek sesle sen ne biçim insansın? bir kadın kendini bozacak erkeğe bedenini hazırlamaz mı? hadi beni eziyorsun, amını ıslatacak adama da mı saygın yok? dedim. genel anlamda tutarlı ve bilinçli bir insan olsam da arada böyle fevri çıkışlarım oluyor. babam muallaksi fırladı salondan ''öldürücem bu çocuğu kaçarı yok.'' diye üzerime gelmeye başladı. yumruğu yeyince kafamı duvara vurdum. sen nasıl insansın baba? insan bu kadar mı ilgisiz olur evladının sevgi, arkaüne, göğüslerine? dedim. mutfağa bıçağa sarılmaya koştu. durumun ciddileştiğini farkedince hemen odama çıktım ve kapıyı kilitledim. yerli yersiz sinirleniyor iyice yaşlandı artık bu adam amk.
not: merve bazen evin içinde şortla geziyor.
ertesi gün annemin gün arkadaşı hatice teyze bizdeydi. eteği dizinin 2 karış altında olduğundan sadece ayakları ve ayak bileği görünüyor hep. ve bu onu çok çekici yapıyor bence.. bunu kendisine de söylemek için aşağı indim. salona girince annem yüzünü astı, hatice teyze nasılsın oğlum? dedi. konuya hemen giriş yapıp düzeysiz görünmemek için üniversitedeki kızının nasıl olduğunu sordum. çok iyi sağol dedi. tutamadım kendimi üniversite ortamı da iyidir haaaa deyip pis pis gülümsedim. annem gitmemi işaret edince kafamdaki konuya sonra giriş yapmaya karar verdim. hınzır bir adamım açıkçası.. biraz zeki olduğumdan kafamdan çok fazla düşünce geçiyor ve söylemeden edemiyorum çoğu zaman. bu tespitlerim gelen misafirleri/arkadaşları/akrabaları memnun etse de sebebini anlayamadığım bir şekilde ailem çok rahatsız oluyor.o da onların bana karşı besledikleri ön yargı ve kin duygusuyla alakalı sanırım. neyse o gün kafamda daha önemli bir mesele vardı ve bu annemle konuşulacak dert değildi. o yüzden dolaptan biraz mandalina çalıp odama çekilmeli, babamı beklemeliydim. mandalinaları zulaladıktan sonra zaman geçirmek için biraz inci'ye girdim.
not: hatice teyzenin kızı ferhat'ın eski sevgilisi galiba.
inci'de ateistlere dinci gibi görünüp, dincilere ateist gibi görünüp yaklaşık 38 kavgaya karıştıktan sonra babamın sesini duydum. apar topar inip baba ciddi bir meselem var konuşmamız lazım dedim. senin ne ciddi meselen olur lan puşt? gibi seviyesiz bir cevap verdi. şu adam 2 dakika insan olamıyor. ayaküstü olmaz gel benim odamda konuşalım dedim. odam kilot koktuğundan gelmek istemedi ve salona yöneldik. bak baba dedim, aramızda hır da çıksa, kavga da olsa sen benim babamsın. seni severim.. dedim. ee? dedi yine gibik bir ifadeyle. adam tam bir oç. hayır babaannemi tanımasam haksızlık mı ediyorum lan acaba? diyecem ama eminim amk tam bir oç. bak baba dedim kulaklarını iyi aç şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle.. dinliyorum oğlum dedi. beni çok rahatsız eden bir mevzu var dedim. he söyle söyleyeceksen diyor oç. baba dedim dün gazete okuyordum selena gomez adlı bir kızın fotoğrafı vardı. kız 11 yaşında ünlü olmuş ve o zaman da gayet sexymiş. benim kardeşim 12 yaşında ne zaman sütyen giyecek bu çocuk baba? gözüme uyku girmiyor dedim. tam ''girmiyor'' derken elindeki çayı üzerime fırlattı oç. yandı her yerim amk.. gibiyim senin gibi babayı artık dövemezsin beni dedim ve tokadını savurup odama çıktım. göğüs bölgem çok acıyordu amk.. zaten bu babamın 2 şeyle derdi var. biri ben diğeri de kız kardeşimin göğüsleri. hasta oç 2 dakika mantıklı olamıyor.
not: kız kardeşim inci sözlüğü biliyor mu acaba?
sabah kalktım ve 2. kata, firuze teyzelere indim. mevsimler nasıl oluşur? diye sordum, cevap veremedi. çabuk pakize suda soruyor mevsimler nasıl oluşur? dedim. oğlum git sabah sabah diyor.. manyak mıdır nedir amk. insan gibi bir şey soruyoruz neyin havasındasın? şükran teyze kocanla yatıyor diye sinirliysen git hıncını ondan al bana niye patlıyorsun? neyse indim bahçeye baktım ziyalar yok tekrar yukarı çıktım. bahçe dışına tek başıma çıkmama ailem pek sıcak bakmıyor. beni düşünerek böyle söylediklerini bildiğimden ben de pek diretmiyorum bu konuda. neyse odama çıkınca eti cinlerimin bittiğini farkettim ve babamı uyandırmaya karar verdim. ''salim kalk bak kaç oldu.'' dedim belki annem sanır da hemen uyanır diye. arada böyle zekiliklerim vardır. insanları aklımın labirentine sokar, orada kaybolmalarını sağlarım. baktım uyanmıyor kelinden öptüm ve baba uyan eti cinlerim bitmiş dedim. bu kez açtı gözlerini ne var oğlum? diyor. 40 kere mi söyleyecez bir şeyi amk. eti cinlerim bitmiş baba kalk al da gel dedim. hamalın mıyım lan oç? bu saat ne? 7 buçukta adam mı kaldırılır? diyor. amk bütün derdi benle muallaknin. mutlu olmayım diye elinden geleni yapıyor.
not: mehmet amca firuze teyzeye neden bu kadar soğuk bir türlü anlamıyorum.
neyse gittim odama merve'nin sınıf arkadaşlarının facebook profillerine baktım. ne paylaştılarsa beğenip, duvarlarına sinan erdem spor salonunun fotoğraflarını attım. biraz da incide hassas konularda provakatif başlıklar açıp ilgiyi üzerime çektikten sonra merve'yi uyandırmaya gittim. kapıya hiç yüz vermedim ki tavrımı anlasın. yaklaşık 10 dakika tıklattım açmadı bu kez. göğüslerinin en çok günün bu saatlerinde geliştiğini bildiğimden fazla üstelemedim ve ne zamandır üzerinde çalıştığım bir fikri eyleme geçirme kararı aldım. yerel disk (c:)> windows > help > mui klasöründe sakladığım annemin 2004 kemer tatili fotoğraflarını yazıcıdan çıkarttım. normal fotoğrafları cama, bikinili olanları apartmanın girişine astım. amk 3. kattaki adını hatırlayamadığım oç geldi tam o sırada. oğlum napıyorsun sen? bunlar ne? annen mi o? falan gibilerinden birkaç laf etti. sanane annemden ne biçim konuşuyon oç dedim ve hızla uzaklaştım. o gittikten 5 dakika sonra inip kontrol ettim resimler yerlerinde duruyordu. konuşacağı lafı seçemeyen bir adam olsa da emeğe saygısı varmış, takdir ettim. neyse aşağıyı kontrol ettikten sonra odama çıkıp bir cappy açtım ve olacakları beklemeye başladım. fakat oç babam eti cinlerimi almadığından karnım çok açtı. aşağı odaya inip bu sefer annemi uyandırmak mantıklı olabilirdi. ''anne irfan değirmenci ile günaydın türkiye'ye sormak istediğin bir soru var mı?'' dedim, sesi çıkmadı. amk bu evde niye kimse adamdan saymıyor beni.
not: irfan değirmenci annemin bir arkadaşının sınıf arkadaşıymış.
neyse ki yarım saat sonra annem kalktı da bir şeyler hazırladı. çok nadir onlarla aynı sofraya otururum ama bu kez çok açtım yapacak bir şey yoktu. kahvaltıdan sonra odama çıkıp saba tümer'in bugünki konuklarını merak etmeye başladım. tadı çıksın diye 15 dakika tv yi açmadım ama en sonunda dayanamadım. tv sıktıktan sonra youtube'a girip enrique iglesias'ın hero klibinin url sini ezberledim. ben ezberimi pekiştirmeye çalışırken kapımız çalındı. koştum ben açtım gelen oç 1. katmış. unuttum adını muazzez mi ayşe mi ne öyle bir ismi vardı kadının. oğlum annen evde mi? dedi. normalde bu tip soruları hoş karşılamam ama sabır gösterip noldu? diye sordum. o resimleri kaldırdım da sen asmışsın belli ki, annenle konuşmam gerekiyor dedi. ayıp zeliha teyze bu saatte insan rahatsız edilir mi? deyip kapıyı kapatmaya yeltendim. ama annem sanırım duymuş konuştuklarımızı ne resimleri, ne oldu? diye yanımıza geldi. ben olayın nereye varacağını anlamıştım. böyle zekiliklerim vardır. geleceği insanlardan önce öngörüp ona göre tedbirimi alırım. buna çok şaşırırlar. odama sıvıştıktan sonra annemin bana bağırdığını duydum ama ne dediği anlaşılmıyordu. şimdi bir de 1. kattaki kadın çıktı amk. ona ne yaptım? o niye şimdi kuyumu kazmaya çalışıyor? anlamış değilim. sesten babamın uyanması an meselesiydi. merve uyanmazdı herhalde çünkü göğüsleri gelişiyordu.
not: i can be your herooooooo, baabbbbyyyyyyyy
babam uyandı ve olayı duyar duymaz merdivenleri ikişer ikişer çıkarak odama geldi. adama kilo verdiricem amk.. lan şerefsiz, lan ahlaksız yine mi yaptın lan? seni bela mı gönderdi allah lan? falan gibi 1-2 laf ederek yumruğu suratıma yerleştirdi. kapıyı kitlemeyi akıl edemeyen beynimi gibiyim. yerde 1-2 dakika tekmeledikten sonra kündeye geçip 3 puan da oradan çıkardı. baba sessiz ol merve'nin göğüsleri büyüyüor dedim ama dinleyen kim amk. verdi veriştirdi.. annem geldi de ayırdı allahtan. durum bu kez ağırdı biraz.. sol gözümü açamıyordum bu babam tam bir oç. ben uyardım amk yaparım dedim anlamadınız. sinyallerini vermiştim bunun. kalk dedi gibtir olup gidiyorsun bu evden. gibtir falan ne biçim konuşuyon baba? deyip konuyu dağıtmaya çalıştım. arada böyle zekiliklerim vardır. beklenmeyen anda beklenmeyen tepkiler vererek karşıdakinin beynini ikileme düşürür, durumdan faydalanırım. fakat bu kez işe yaramadı. kalk gidiyorsun falan dedi tutuyor kolumdan oç. eti cin almassan gitmem deyip dışarıda kalacağım sürenin erzağını garanti almaya çalıştım fakat eticinini giberim diye karşılık verdi. kolumdan tuttu apartman bahçesinin dış kapısına kadar sürükledi oç millet bize bakıyor. o sırada millet beni teorik devrimci sansın da rezil olmayım diye ''baskılar bizi yıldıramaz.'' sloganı attım. dediğim gibi böyle zekiliklerim vardır. insanlara durumun aslında göründüğü gibi olmadığını anlatıp onların kafalarını karıştırırım. bu onları şaşırtır. babam bahçe kapısını da kapattı. bu kez gelmeyeceksin bir daha dedi. çok duyduk amk haziranın ortasında merve duş alırken banyo kapısını kırdım diye de atmıştı evden. yer miyiz biz? yemeyiz. geçiririm 1 gün bahçede nolacak amk dedim. tek sorun eti cin yetersizliğiydi.
not: ela teorik devrimcilerden hoşlanıyorsa bu iş ekmeğime yağ sürdü.
günü bahçede geçireceğim belliydi. babamın siniri kolay kolay geçecek gibi görünmüyordu. durumu kabullenip merdivenlerin başında beklemeye başladım. 1-2 saat sonra ela geçti önümden. merhaba ela dedim, noldu napıyorsun burda? dedi. bu konu onurumu incittiğinden spiritüalizmin ve ona inanan insanların gereksizliğinden bahsederek konuyu dağıttım. bilirsiniz vardır böyle zekiliklerim. ben anlamıyorum seni dedi arkasını döndü ve yürümeye devam etti. arkasından fatih ürek ve sahrap soysal hafta içi her gün “8 numarada şenlik var!” diyor… tv8 diye bağırdım. ses etmedi.. yukarı çıkmaya cesaret edemiyordum. bugünlük biraz beklemeli babamın sinirinin geçmesini beklemeliydim. firuze teyze geldi al oğlum çorba yaptım sana da getirdim dedi. eti cin var mı? diye sordum yokmuş. tamam teşekkür ederim firuze teyze dedim. hah oğlum şöyle konuşsan herkes çok sever seni diyor, yüz buldu oç. yine de kabalık etmeyip konuyu değiştirmeye çalıştım. mustafa karadeniz yıllardır bıkmadı di mi saçma sapan kamera şakaları yapmaktan? dedim, cevap vermedi. fakat gitmesi gerektiğini anlamıştı. ben de çorbaya yumuldum. bitirince de kapısının önüne bıraktım tepsiyi.
not: mustafa karadeniz'in orta dişi çürük.
öğlene doğru hava biraz ısındı da işim kolaylaştı amk. oç babamdan ses seda yok.. gelse almaya çalışsa gönlümü affederim ha, kızgınlığım da geçti. ama cesaret edemiyor olabileceğini düşünüp akşamı beklemeyi tercih ettim. bir baktım merve geliyor, okul kıyafetleriyle. saat de öğlen olduğuna göre kesin okula gidiyor bu dedim. böyle zekiliklerim vardır. ilk bakışta görülemeyecek şeyleri herkesden önce farkeder, ona göre pozisyon alırım. neyse baktım etek yine bileklere kadar amk.. merve sizin okulun çıkışında jöleli dik saçlı yakışıklı çocuklar bekliyor mu? dedim. yok abi dedi.. oha amk nasıl okul ora? bir ara gelip hocalarınla ve nöbetçi öğrenciyle görüşmem lazım dedim. niye beklesinler abi? ne diyorsun sen? falan dedi amk gerizekalı bu kız bir gibten çakmıyor. bak dedim eğer öyle çocuklarla karşılaşırsan onlara taqıl hayatını yaşa xd dedim. xd ne abi diyor sonra bana mal derler. şunu arkaürsünler doktora amk. mağarada yaşıyor sanki.. lafın bir yere varmayacağını anladığımdan konuyu bağlamak için sporda şiddet yasasından rahatsız mısın? dedim. off abi gidiyorum ben dedi. farkında olmadan tartışmayı istedğim noktaya getirdim. böyle zekiliklerim vardır.
not: nöbetçi öğrenci ile aziz yıldırım tanışıyorlar... eminim.
  1. katın bankacı büyük kızı indi merdivenlerden. baktım fular takmış. edit: imla dedim bir gib anlamadı amk. ironiden anlamayan nesle aşina değilim dedim, hala takmadı amk yürümeye devam ediyor. bugün de herkes garip diye düşünmeye başladım içimden. oturmuş önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşünürken şükran teyze'nin salon camlarını silmekte olduğunu farkettim. seslenmeden dikkatini çekmeli, cool görünmeliydim. çocukluğumdan beri üzerinde çalıştığım ankaralı yasemin dans figürlerini sergilemeye başladım. böyle zekiliklerim vardır bildiğiniz gibi. dikkatini çekmeyi başarmıştım. oğlum napıyorsun, açlığın var mı? dedi. anne şefkati göstererek bacaklarını izlememe engel olamassın dedim. girdi içeri.. hepten sıkılmaya başlamıştım amk. babamdan da ses seda yok. bari 1. kata çıkıyım da eti cin'i var mı soruyum dedim. babamın msn'den görüştüğünü kadın açtı kapıyı.. eti cininiz var mı dedim? bir şaşırdı, yok dedi. babama söyleseniz de beni eve alsa keşke, sizi dinler dedim. oğlum bak git.. annene söylerim söylediklerini, rahatsız etme beni dedi. annemi karıştırma oç deyip bahçeye kaçtım.
not: 1. kattaki kadın babamı mehmet amcayla aldatıyor olabilir.
neyse amk hava karardı da oç babam daha fazla dayanamayıp indi aşağıya. utandırmamak için o bir şey söylemeden tamam geliyorum dedim. çıktım yukarı baktım annem çorba yapmış, yumuldum sofraya. sonra odama çıkıp inci'ye girdim. birkaç provokatif başlık açıp, biraz illüminatiden bahsettikten sonra tetrisin başına oturdum. babam geldi o sırada kapıyı tıklattı. kill bill 3'ün vizyon tarihini sordum, bilemeyince almadım içeri. ne halin varsa gör amk deyip aşağı indi. onun salona girdiğinden emin olduktan sonra sessizce aşağı inip merve'nin odasına gittim. kapıya önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu sordum, cevab veremedi. merve sesimi duymuş olacak ki açtı kapıyı. buyur abi ne var? dedi. önemli'in facede paylaştığını gördün mü koptum * dedim. abi önemli de mi ekli sende? diyerek konuyu değiştirmeye çalıştı. merve hala abisinin kim olduğnu anlayamamış. yemedim tabiki.. böyle zekiliklerim vardır. benim silahlarımı bana karşı kullananların cezasını aklımla veririm. önemli'in babasıyla annem tanışıyor mu? dedim. yok nereden tanışsınlar diyor. bu annem çok fena kadın. kızı da tembihlemiş amk ağzından laf alınmıyor.
not: illüminati ve önemli'in babası annemin peşinde olabilir.
gittim anneme dedim anne bugün 1. kattaki kadına gittim. ne diller döktü babamla msnde görüştüklerini sana söylememem için dedim. ne olursa olsun o benim annem. bilmeye hakkı var.. saçmalama oğlum git başımdan diyor amk. bu kadın ağır gerizekalı. neyse üstelemeyip yarın alışverişe gitmemiz lazım anne dedim. niye? dedi. cevap vermemek için bugün ne giysem'in program müziğini mırıldanmaya başladım. böyle zekiliklerim vardır. tartışma istemediğim noktalara kayınca aklımla olaya müdahil olur, işleri yoluna sokarım. neyse yarın gidicem ben gelirsen 1 buçuk gibi hazır ol dedi. bir şey söylemeden gidiyor görünmemek için ''kim, kiminle, nerede, ne zaman ve nasıl yakalandı? ünlüler dünyasından çok özel haberler, flaş gelişmeler, müthiş ayrıntılar! meral kaplan'ın sunduğu "süper kulüp" pazar 23.30'da fox'ta!'' diye bağırdım ve koşarak odama çıktım. eti cinim yoktu, inci de sıkıyordu. ben de uykum gelene kadar oturup rasim ozan kütahyalı'nın ne gibime derman olduğunu düşünmeye başladım.
not: meral kaplan ve barbaros şansal tanışıyorlar.
eve gittiğimizde merve'nin okuldan geldiğini gördüm. çünkü kapıyı bize o açtı. nasılsın merve? dedim. iyi abi dedi. bana nasıl olduğumu sormayacak mısın? dedim. öğrensin böyle şeyleri amk.. kaç yaşına geldi hala adama hal hatır sormayı bilmiyor. of peki abi nasılsın? dedi neyseki. filistin gibiyim işte... biraz sürgün, biraz yaralı, hep endişeli. dedim. cevabım onu etkilemiş olacak ki gözleri doldu, bir yutkundu sanki. arkasını dönüp gidiyordu ki gergin atmosferi dağıtmak için gel dedim bak sana ne hediyeler aldım. aman abi istemiyorum diyerek odasına yöneldi. görgüsüz bu kız.. babamdan korkuyor herhalde. geçen sene doğum gününde merve'ye sigara tabakası, çakmak ve permatik aldığımdan beri kıza hediye almamı yasaklamıştı oç. ama duramadım işte.. hemen koşarak kapıyı kapatmasına izin vermedim ve araya ayağımı koydum. böyle çevikliklerim vardır. beklenmeyen anda 1-2 adım hızlı atarak insanlardan öne geçerim. dur dedim hele bir gör hediyeleri.. istemiyorum abi dedi. kızım görgüsüzlük yapma bakmazsan birkaç sorumu cevaplamak zorundasın deyince aldı içeri. o sıra kapı bir şey diyecek oldu, daha önemli bir meseleyle meşgul olduğumdan cevap vermedim. neyse ayşin shoptan aldığım her renkten, her zevkten hanımlara uygun 8 çeşit sütyeni çıkardım poşetlerinden. abi bunlar ne? sen nasıl bir manyaksın? diyor amk. benle eddie murphy dublajı gibi konuşma patlatırım ağzına dedim. abi sanane benim göğsümden, sütyenimden yeter diye bağırıyor kevaşe. bak dedim her rengi, çeşidi var. seni düşündük aldık ayıp ediyorsun dedim, bağırmaya başladı. annem ne var yine? diyerek odaya yönelince kapı çabuk kitlen, kapı hadi, kapı nolur dedim. oç beni dinlemedi, annem içeri girdi kovdu beni odadan. bu kapı da ayrı bir alıngan oldu amk. herkes bir garip.. 2 dakika daha önemli meselemiz vardı cevap veremedik oç neyin tribindesin? herkes bana karşı zaten. neyse çaresiz odama çıktım.
not: ayşin shoptaki kızla kavga ettiğime de değmedi amk.
submitted by Cratix16 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.06.25 17:28 griljedi (Tespit) Buz ve Ateşin Savaşı


"Dans et benimle…"
Hiç şüphe yok ki geleneksel anlatımlarda “hikaye” genelde iyi taraf ve kötü taraf şeklinde ikiye ayrılır ve bu ikisi arasındaki savaşın sonunda iyi olan taraf kazanır.
Epik Fantastiğin babası sayabileceğimiz Tolkien’in eseri tam da bunu yansıtır. Ondan sonrakiler de genelde bu tarz bir anlatımı tercih eder. Halk efsanelerinde anlatılan destanlar da temelde iyi-kötü savaşı üzerinden ilerler ki edebiyat da zaten bu efsanelerden etkilenerek böyle bir iskelet çizip, devamını getirmiştir.
Aslında bu iyi-kötü arasındaki savaş (bilhassa halk efsanelerindeki) insanın içindeki iyi-kötü tarafı temsil eder. İnsanlar güzel şeyler yapabilir ama aynı zamanda kötü şeyler de yapabilir. Eski insanların -günümüzde de yaygın- algısına göre insanlar ya beyaz ya siyahtır. Ya tamamen iyidir ya da tamamen kötüdür. (Bu görüş tam olarak yanlış sayılmaz ama tam olarak doğru da sayılmaz ama bu kısma ASOIAF’ta geleceğiz inşallah.)
Bu yüzden hikayelerde de iyi ve kötü insan savaşını görürüz yahut “kötü” tarafı oluşturan şey insanların tüm kötü özelliklerini üstlenmiş “yaratıklar” olabilir. Tolkien’de bu “ork” ve “goblin” türü canlılardı.

ASOIAF’ta İyi ve Kötü Kavramı

GRRM’in eseri Buz ve Ateşin Şarkısı “iyi-kötü” savaşından çok farklı değildir ama burada işler biraz farklılık gösteriyor.
Diğer hikayelerin yazarları temelde insanı “iyi ya da kötü” olarak görüyordu ama GRRM’in algısına göre insanlar ne tamamen iyidir ne de tamamen kötüdür; biz her ikisini içimizde taşıyan canlılarız.
Men are still capable of great heroism. But I don’t necessarily think there are heroes. That’s something that’s very much in my books: I believe in great characters. We’re all capable of doing great things, and of doing bad things. We have the angels and the demons inside of us, and our lives are a succession of choices…[Woodrow Wilson] was a racist who tried to end war. Now, does one cancel out the other? Well, they don’t cancel out the other. You can’t make him a hero or a villain. He was both. And we’re all both.
İnsanlar büyük kahramanlıklar yapmaya muktedir ama kahramanların illa ki var olması gerektiğini düşünmüyorum. Bu kitaplarında da olan bir şey; Ben harika - büyük karakterlere inanıyorum. Hepimiz harika şeyler yapmaya muktediriz ve aynı şekilde kötü şeyler yapmaya da. İçimizde şeytanlar ve melekler var… hayat seçimlerimizden ibaret. Woodrow Wilson, savaşı sonlandırmaya çalışan bir ırkçıydı. Şimdi biri diğerini silip atıyor mu? Hayır. Onu bir kahraman ya da kötü yapamazsınız. O ikisiydi. Ve biz de hem kötü hem iyiyiz.
“Stannis’ten daha iyi adamlar, daha kötü şeyler yaptılar.” Üstat Aemon Targaryen
ASOIAF tarihini ve bugünün okurken erkek-kadın demeden insanların yer yer iyi yer yer de kötü şeyler yaptığına tanık oluyoruz. Ebette ki bazı karakterler daha karanlık ve çok daha kötü şeyler yapabilirken bazı karakterler de çok daha aydınlık ve çoğu zaman iyi şeyler yapabiliyor. Yani “gri” karakterlerin en uç noktaları da seride mevcut ama bu, GRRM’in genel bakış açısını yansıtmasına asla engel olmuyor.
İlk kitaptan itibaren Jaime Lannister’a karşı genel bir nefret vardı, onun bakış açısından değil de Starkların bakış açısından kendisini okuduk ama ne zaman ki GRRM, Jaime POV’larına geçti, o zaman karakterin derinliklerine inip, özünde sandığımız kadar şeytani olmadığını; pişmanlıkları olduğunu, iyi şeyler yaptığını ama kötü şeyler yaptığını da gördük. Tabii olarak sempati geliştirdik hatta bazı okuyucular hayranı oldu.
Cersei Lannister temelde Starkların canına okuyan başat karakterlerden biri olarak “kötü” insan görünümünde olsa da onun POV’larına geçtiğimiz zaman da (Jaime kadar olmasa da) yaptıkları şeyi neden yaptığını, eğer onun yerinde olsaydık bazı şeyleri -muhtemelen- bizim de yapabileceğimiz gerçeği ile yüzleşiyoruz.
Dany Targaryen ilk POV’dan itbaren sempatik, şirin bir kız çocuğu olarak önümüze serildi. Çoğu okuyucu tarafından sevildi ama Essos’ta yaptığı yıkım ve katliam gerçeği bize bir karakterin iyi de olsa kötü şeyler yapmaya gayet muktedir olduğunu gösterdi.
Stark-Lannister Savaşı’na iki taraftan ve halkın gözüyle baktığımızda kahramanlar-katiller-tecavüzcülerin var olduğunu ve iki tarafın da halka zarar verdiğini gördük. Lakin kim diyebilir ki Starklar ve Lannisterlar tamamen kötü yahut iyi? Onlar hem iyi hem kötü. Her iki tarafın da savaşmak için kendi haklı sebepleri var.

Buz ve Ateşin Şarkısı Nedir?

GRRM’in ABD’li şair Robert Frost’un Buz ve Ateş şiirinden etkilendiğini biliyoruz. Nedir o şiir?
Kimi ateştir diyor dünyanın sonu,Kimi buz.Tattığım kadarıyla tutkuyuAteşi tutanlardan yanayım ben.Ama iki kez yok olacaksa dünya,Bilirim nefretin ne olduğunBuzla da yok olur bu dünya,Hem de nasıl yok olur,Diyecek kadar.
(Şiirin çözümlemesinde booksofthelord gündeliğinden yardım aldım. Zira şiir pek alanım değil.)
Ateş tutku iken buz nefret olarak ifade ediliyor ve dünyanın bu iki yoğun duygu ile yok olabileceğini/olacağını anlatmaya çalışmış.
Nitekim çok da yanlış değil; insanların hükmetme tutkusu yahut bir şeylere/kişilere olan nefreti sürekli olarak savaşlara ve açgözlülüğe neden olduğu için dünyanın gidişatı da pek iyi durumda değil. Sadece insanlığı değil doğayı da yok etme yolunda ilerliyoruz ve bunun altında yatan temel duygu olarak; nefret ve tutku/şehvet/arzuyu (desire) koyabiliriz. Diğer her şey de bu iki duygudan doğmakta.
Bunu asoiaf’a uyarlayacak olur isek ateşi temsil eden bir hane var; Targaryen. Hatta Valyria dönemi ejderha lordlarını da dahil edersek olaya; tarihten beri ateş temsilcileri bir şeylere hükmetme arzusu yüzünden yeryüzü/toplumları ateşe veriyor.
Misal Ghiscar İmparatorluğunu “kölelik düzenine” iten şeyin, Valyria’nın ejderha lordları olduğunu biliyoruz. Onun torunları ve kültürlerin temsilcisi olan Meeren gibi şehirlerde kölelik bu sebeple başladı ama aynı kişi/ler yüzünden bu sefer de yıkımla karşı karşıyalar. Daenerys Targaryen'ın Hikaye Gelişimi
Meeren’in temel ticareti “kölelik”; bu olmadan şehirde ticaret malı çok az ve bu da yoksulluğa sebep oluyor, açlığa sebep oluyor. Ghiscar’ı köle taciri yapan şeyler; Valyria ile olan savaşta yaşadıkları felaketlerdi.Galazza Galare, Merhamet Tapınağı’nda, “İnsanlarımı köle tacirlerine dönüştüren şey felaketlerdi,” demişti Dany’ye. Ve ben de, o köle tacirlerini tekrar insana dönüştürecek olan felaketim, diye yemin etmişti Dany kendi kendine.
Diğer yandan buz tarafını temsil eden kişi/ler de Ötekiler görünüyor(fazlası muhakkak var ama biz bariz görünenlere bakalım.). Onların tarafı hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz için kesin hüküm vermek güç olsa da şiire bakarak buz tarafının “nefret” duygusu ile hareket ettiğini düşünmek çok yanlış olmayacaktır. Bunun sebebini bilemiyoruz elbette ama bunun için bir çok kuram üretilebilir. Ötekilerin, Sur ötesinde önüne geleni acımadan öldürüp, ordusuna katarak ilerlediğini biliyoruz. Bu sıcak kanlı canlı türüne karşı bir sevgi beslemediği aşikar.
Özetle buz ve ateş, yakıp yıkarak ilerliyor ve ikisinin de amacı birbirini yok etmek gibi görünüyor.
Serinin ismi olan “şarkı” ve seri içinde sık sık tekrar eden “dans” mecazı da zaten savaşı ve ölümü ifade eden tabirler.(Su Dansı vb. gibi şeyler.)
Buz ve Ateşin aynı zamanda seride mecaz olarak ölüm ve yaşamın savaşı olduğuna dair de bir yazım var. Okumamış olanlar için; Buz ve Ateşin Şarkısı: "Mitler,Efsaneler ve Demonik Varlıklar" - 1 3 (Uzun Gece maddesini bakabilirsiniz. )

Tarafını Seç?

Kim iyi kim kötü? Kimin tarafında yer almak gerekir?Haneler ve kişiler arası olan savaşı geçtik, tamam. Hepimizin bir tarafı var. Peki, R’hllor ve Büyük Öteki Savaşına gelelim, yani buz ve ateşin savaşına. İyi kim, kötü kim?
Aslında buna cevap olarak bir üstteki yazılar yeterli diye düşünsem de GRRM’in hikayelere bakışını gözler önüne sermek daha somut bilgi olacak.
Much as I admire Tolkien, and I do admire Tolkien — he’s been a huge influence on me, and his Lord of the Rings is the mountain that leans over every other fantasy written since and shaped all of modern fantasy — there are things about it, the whole concept of the Dark Lord, and good guys battling bad guys, Good versus Evil, while brilliantly handled in Tolkien, in the hands of many Tolkien successors, it has become kind of a cartoon. We don’t need any more Dark Lords, we don’t need any more, “Here are the good guys, they’re in white, there are the bad guys, they’re in black. And also, they’re really ugly, the bad guys.”
"Tolkien’i takdir ediyorum ve hayranım… Onun üstümde büyük bir etkisi var ve onun Yüzüklerin Efendisi, o zamandan beri yazılan tüm fantezilerin üzerine eğilen ve tüm modern fantazileri şekillendiren bir dağdır. Onun hakkında şöyle bir şey var; tüm o Karanlık Lord fikri ve iyi adamlar kötü adamlarla savaşıyor; iyi ve kötünün savaşı… Tolkien bunu harika bir şekilde halletti ama bir çok Tolkien halefinin elinde de (bu iyi-kötü savaşı meselesi) çizgi film haline geldi. Artık Karanlık Lord’lara ihtiyacımız yok, artık ‘işte iyi adamlar, onlar beyaz ve kötü adamlar var, onlar da siyah. Ve ayrıca onlar gerçekten çirkin kötü adamlar.’ şeyine de ihtiyacımız kalmadı."
Bu ifadeleri biraz daha açmak gerekirse GRRM artık iyi-kötü adam savaşının anlatıldığı hikayelerden bunalmış ve değişikliğe gidilmesi gerektiğine inanıyor. Artık iyi adamların karşısına çıkartılacak kötü siyah çirkin adamlara ihtiyacımız yok. Bizim harika ve kötü işler yapabilecek insanların, birbiriyle olan hikayesine ihtiyacımız var. Çirkin ve uğursuz görülen bir cüceden geleneksel bir hikayede de kötülük bekleriz ama asoiaf’ta Tyrion gibi şekilsiz bir karakter hem iyi hem kötü şeyler yapabilen; okuyucunun sevgisini ve hayranlığını kazanmış bir karaktere dönüşür. Yahut Joffrey gibi çok güzel görünen bir karakterin de iğrenç işler yapan, kötülük beklediğimiz bir karaktere dönüşmesi… Hiç şüphe yok ki çok daha gerçekçi karakterlerle karşı karşıyayız. Zira kendi yaşantımızda tüm bunlarla karşılaşıyoruz.
Ruling is hard. This was maybe my answer to Tolkien, whom, as much as I admire him, I do quibble with. Lord of the Rings had a very medieval philosophy: that if the king was a good man, the land would prosper. We look at real history and it’s not that simple. Tolkien can say that Aragorn became king and reigned for a hundred years, and he was wise and good. But Tolkien doesn’t ask the question: What was Aragorn’s tax policy? Did he maintain a standing army? What did he do in times of flood and famine? And what about all these orcs? By the end of the war, Sauron is gone but all of the orcs aren’t gone – they’re in the mountains. Did Aragorn pursue a policy of systematic genocide and kill them? Even the little baby orcs, in their little orc cradles? The war that Tolkien wrote about was a war for the fate of civilization and the future of humanity, and that’s become the template. I’m not sure that it’s a good template, though. The Tolkien model led generations of fantasy writers to produce these endless series of dark lords and their evil minions who are all very ugly and wear black clothes. But the vast majority of wars throughout history are not like that.
" Karar vermek zor. Bu belki de ona hayran olduğum kadar kendimle başa çıkabildiğim şekilde Tolkien’e cevabımdı. Yüzüklerin Efendisi oldukça orta çağ tarzında bir felsefeye sahipti: Kral iyi bir insan ise, topraklar gelişirdi. Gerçek tarihe bakıyoruz ve o kadar basit olmadığını görüyoruz. Tolkien, Aragorn’in kral olduğunu ve yüz yıl boyunca hüküm sürdüğünü ve bilge ve iyiydi biri olduğunu söyleyebilir. Ancak Tolkien şu soruyu sormuyor: Aragorn’in vergi politikası neydi? Orduyu muhafaza edebildi mi? Sel ve kıtlık zamanlarında ne yaptı? Peki ya tüm bu orklar? Savaşın sonunda, Sauron gitti, ama tüm orklar gitmedi - dağlardalar. Aragorn sistematik soykırım politikası izleyip onları öldürdü mü? Küçük bebek orkları, küçük ork beşiklerinde bile? Tolkien’in yazdığı savaş, medeniyetin kaderi ve insanlığın geleceği için bir savaştı ve bu da şablon haline geldi. Yine de iyi bir şablon olduğundan emin değilim. Tolkien modeli, nesiller boyunca bitmek bilmeyen karanlık efendiler ve onların kötülüklerini yapan ve siyah kıyafetler giyen şeytan köleleri üreten fantezi yazarlarının üretilmesine öncülük etti. Ancak tarih boyunca savaşların büyük çoğunluğu böyle değildir."
Yine burada bir “karanlık lord” ve “kötü adam/taraf” konusunda bir eleştiri söz konusu var. Orklar kötü siyah adamlar ama bebekleri de öyle mi? Onları da öldürür müydünüz? Gerçek hayatta böyle mi yoksa savaşın iki tarafında da iyi kötü insanlar var mı? Yani ne olursa olsun savaşın iki yanı da tamamen iyi ve tamamen kötü değildir; şeytan hiç değildir.
Bu görüşten yola çıkarak ortada saf kötü ve saf iyi beklemek manasız oluyor. Bu yüzden ne R’hllor ne de Büyük Öteki tarafı için tamamen iyi veya tamamen kötü diyemeyiz. Haliyle “taraf” seçmek isteyenler de bu kararı kendi değer, beklenti ve arzularına göre yapmak zorunda kalacak. Ateşi tarafında olan insanlar gibi buzun tarafında olan insanlar ve haneler de olacak.
Buz ya da ateşin liderleri/şampiyonları sıradan halklatarafsızlar için bir kurtarıcı/kahraman olmayacak. Bir AA çıkıp, kötülükler efendisini yenip yeryüzüne aydınlık saçmayacak, iyilik saçmayacak. Aslında mantık kurarsak iki savaştan hangisi kazanırsa kazansın durum pek iç açıcı olamaz; bitmeyen yaz ve bitmeyen kış güzel kavramlar değil. Buz ve Ateşin Şarkısı "Şampiyonlar"
Bizim denge unsuruna ihtiyacımız var; iki tarafın savaşına son verip, barış yapacak birine. Tutku ve nefret ile hareket etmeyen, bu iki kötü duyguyu sonsuza kadar(en azından uzunca yıllar) bastırabilecek birine ihtiyacımız var. Asoiaf’ta barış ve sükunet ancak o zaman mümkün olabilir.
Ya siz ne düşünüyorsunuz?
Aslen burada yayımlandı.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.05.21 17:11 ferreisawesome Eniştemin Annemi Sikme Çabaları

Ben Tolga. Sizlerle başımdan geçenleri paylaşmaya devam ediyorum. Teyzem anneme çok yakın davranıyordu. Her seferinde onu kandırıp elliyor ve onun bir erkeğe ihtiyacı olduğunu hatırlatıp bu konuyu sürekli gündemde tutup annemle sevişmeye devam ediyordu. Annemde halinden memnundu ki sesi çıkmıyordu.
Teyzem oturmaya geldiği bir gün ben yine kapı anahtar deliğinde yerimi almıştım. Anneme
— Kız tek başına zor değil mi, diye sordu. Annem biraz sinirliydi ve tersledi.
— Abla hep bu konuyu konuşuyorsun. Ben hayatımdan memnunum. Bırak da hayatımı yaşayayım, dedi.
— Ne bağırıyon kız?! İnsan gibi yardım edelim dedik. Sen bilirsin sulu amcıklı. Şuna bak, iyilik yapıyoruz bide fırça yiyoruz. Git kime verirsen ver o zaman.
— Hayret bir şey ya deyip kalktı annem. Mutfağa gitti.
Anlaşılan tartışma büyüyecekti. Çıkıp çıkmamak arasında tereddütte kaldım. Biraz daha beklemekte yarar var, araları düzelir nasılsa dedim ve dikizlemeye devam ettim. Teyzem kaşar olduğu için annemi yumuşatmasını bilirdi diye düşündüm.
Annem odaya girip
— Abla, affedersin. Sana bağırmamalıydım, dedi. Teyzem de
— Olsun be kızım, sen de haklısın. Yarraksızlık delirtir kadını. Her şeyi yaptırır valla. Kızmadım inan ki, dedi. Annem de
— Tamam canım ablam deyip sarıldı teyzeme. Teyzem yine yapmıştı yapacağını annemi tavlamıştı.
Teyzem anneme bir şeyler anlatmak istiyordu ama ben ne olduğunu çözemiyordum. Hareketlerinden belliydi ama bir türlü söyleyemiyordu. Annem:
— Abla sende bugün bir tuhaflık var. Farklı davranıyorsun. Noldu hayırdır?
— Yok be kızım hep aynı bir şey yok. Ama annem doğru anlamıştı teyzem bir şeyler yumurtlayacaktı.
Teyzem bizde 1 saat kadar oturmuştu o gece aniden eniştem çıka geldi. Şaşırdım. Enişteme yalvarsan tv yi bırakıp gelmezdi. Adam tam bir tv kolik. Annem bile
— Ooo enişte sen bu eve uğrar mıydın, diye takıldı. Eniştem beni sordu. Annem de
— Her zamanki gibi odasında yatıyor, dedi. Eniştem teyzeme bakışlarını yoğunlaştırdı. Annem mutfağa çıktı. Eniştem ellerini ovuşturup
— Konuyu açtın mı, dedi. Teyzem de
— Hayır açamadım. Kızar bu çatlak. Hemen alıştır alıştıra söylicez yavrum, dedi.
Anladım ki teyzem kocasına annemi siktirecekti. Meğer orospunun derdi başkaymış. Ama yinede eğer yaparlarsa izlemesi zevkli olacaktı, her ne kadar sikilen annem olsa da.
Teyzem her zamanki gibi bacakları yaymış bir vaziyette oturuyordu. Annem içeri girdi, yandaki kanepeye geçti. Teyzem de
— Gel kız sen de yanımıza, kalma tek başına orada, dedi. Annem de
— Sıkışmayalım rahat oturalım sıcak zaten, dedi. Eniştem de
— Gel be baldız sıkışmayız, korkma yemem seni, dedi. Annem
— Aman enişte o nasıl söz öyle aşk olsun, dedi ve çaresiz yanlarına oturdu.
Muhabbet'e başladılar teyzem inanılmaz frikikler veriyordu sikim kazık gibi olmuştu. Ama hemen gelmek istemiyordum tadını çıkarmalıydım. Annemin gözü sürekli teyzemdeydi. Çünkü her zamanki gibi orospuluğu ele almış açtıkça açıyordu bunun üzerine annem
— Abla, nasıl oturuş kız öyle, deyince belki de o geceki en talihsiz soruyu sormuş oldu. Çünkü teyzem bu lafın üzerine konuyu açmasını bilecekti.
— Ne var kızım biriniz kocam biriniz kardeşim hanginizden çekineyim, dedi. Annem de
— Olsun kocan da olsa bende olsam güzel otur ben bilmem mi yayıp oturayım deyince teyzem de
— Otur sende kızım rahatına bak, dedi. Annem de
— Abla saçmalama, eniştemin yanında olur mu hiç deyince teyzem
— Kızım rahat ol yemez seni enişten dedi. Gülmeye başladılar. Annem yerinden kalktı ve çay koyayım içeriz diyerek mutfağa gitti. Eniştem teyzeme bakarak
— Kolay olmayacak galiba, dedi. Teyzem de
— Sen bana bırak, yumuşatmasını bilirim ben onu. Ne yapıp edip bugüne kadar az mı elledim sanıyorsun, deyince eniştem
— Nasıl kız güzel mi bari, dedi. Teyzem de
— Güzel ne kelime kalçaları sımsıkı. Yala doymazsın. Amı desen 2 senedir yarrak girmiyor. Sen düşün işte. Daracık göğüsler zaten benim gibi... Daha ne olsun, dedi. Eniştem yine ellerini ovuşturmaya başladı. Keyfi yerine gelmişti anlaşılan.
Annem elinde bardaklarla içeri girdi birazdan çayımızda hazır dedi. Acaba annemi nasıl kandıracaklardı çok merak ediyordum. Annem teyzeme
— Kız sen hala öyle mi oturuyorsun? Topla kendini hayret bişeysin yaa, dedi. Teyzem
— Kızım ne var? Niye utanayım? Biriniz her akşam altına yattığım adam, birinizde ben de olanın ondada olduğu kardeşim, dedi. Annem kızarmıştı.
— Abla sana da bir şey demeye gelmiyor, dedi.
Eniştem de yavaşça teyzeme elini atmıştı. Teyzem durumu hemen karşılığını verdi. Eniştemin göğsüne elini dayayıp okşamaya başladı. Annem durumdan rahatsız olmuştu ve
— Ben bir çaya bakayım, diyip kalkmaya yeltendi. Teyzem de orospuluk yapacak yan oldu.
— Kız canın mı çekti kıskandın mı yoksa, dedi. Annem de
— Ne alakası var? Kocan o senin, tabii ki rahat davranacaksınız ama benim yanımda yapmayın, gidin evinizde yapın ne yapacaksanız, dedi. Teyzem kaşar olduğu için eşine
— Baldızına da sarıl yavrum, gücenmesin, dedi. Eniştem dünden razı zaten elini annemin omzuna attı. Annem uzak durmaya çalıştıkça eniştem çekiyordu kendine.
Annem eniştemin solunda oturmuştu sol eli fazla kıpırdamıyordu. Ama sağ eli teyzemin kalçalarını sıkmaya başlamıştı. Annem yanında oturduğu için fark edemiyordu. Farketse eminim ki kalkar mutfağa giderdi.
Eniştem elini annemin omzunda gezdirmeye başladı. Annem fark edince kendini çekti.
— Ufff çok sıcak, bi' de iç içe oturduk. Dur şöyle rahat oturalım enişte, deyip uzaklaşmak istedi. Teyzem
— Kız ne var, utandın mı? Bana neler yapıyor baksana, dedi. Annem de
— Ne yapıyormuş deyince eniştem hemen teyzemin götüne elini attı. Annem de eniştemin üzerinden eğilip bakacak oldu ama eniştemin yarrak dikilmişti. Annem fark etti ama çaktırmamaya çalıştı. Sonra
— Aaa ne yapıyorsunuz siz? Gidin evinize napıcaksanız yapın be, hayret bişeysiniz, dedi. Eniştem
— Ne var kız? Utanma bu kadar. Zamanında sen yapmıyormuydun sanki, dedi. Teyzemde onaylar şekilde başını sallayıp
— Yani, dedi. Canı çekmiştir zillinin de ondan böyle yapıyor. Yavrum elle azcık şunu da nasiplensin.
Eniştem annemin beline doğru elini kaydırmaya ve sıvazlamaya başladı. Annemde elini tutup
— Enişte yapma, dedi. Ama yapma derken samimi olmadığı ve isterik olduğu her halinden belliydi. Eniştem
— Dur kız yemem seni, korkma. Birazcık elliycez alt tarafı, ne var bunda? Yabancıya gitmesin, deyince annem
— Enişte ablamın yanında yapma bari. Yalnızken gelsen tamam, deyince teyzem
— Kızım, enişten ne zamandır seni soruyor bana, ne yapıyor, diye. Ben de aramızdaki her şeyi anlattım, seninle seviştiğimizi. Sonuçta ben lezbiyen değilim, sen de bana uydun istemeden ama ikimiz de gerçek erkek istiyoruz. Benim zaten var, istediğim zaman sikiyor enişten ama sen elaleme verecek değilsin. O yüzden bu ortamıı hazırlamak için senle seviştim bunca zamandır. Ama keyif de aldım açıkçası, dedi. Şimdi olan biteni hem ben hem de annem daha iyi anlamıştık. Ben teyzemin azgın olduğunu ve eniştemle yetinmediğini düşünürken meğer amaçları annemi sikmekmiş.
Eniştem annemin belinden okşamaya devam ediyordu teyzem de elini kocasının yarrağının üzerinde gezdiriyordu. Bir eliyle de göğsüne küçük çimdikler atıyordu. Ben zevkten çıldırmak üzereydim. Sikim elimde taş gibi zonklamaya başlamıştı. Annem de teyzem gibi bir elini eniştemin aletine atmıştı. Belli ki canına tak etmiş ve bir an önce onu istiyordu. Enişteme doğru iyice yanaştı bacak bacak üztüne attı eniştem annemin sol baldırı açıkta kalınca elini hemen oraya kaydırdı.
Annem frikik veriyor bense 31 çekmeye devam ediyordum. Annem in külodu her zaman ki gibi beyazdı. Eniştem elini biraz daha alta sokarak annemim baldırını iyice eline aldı ve sıkmaya başladı. Annemin nefes alış verişi değişmiş gözleri de bir tuhaf bakıyordu.
Teyzem elini eniştemin eşortmanına sokup yarrağını çıkardı. Ben benimki kalın ve uzun derdim ama eniştemin yarrağını görünce koplekse girdim. O neydi öyle? 20 cm civarı kalın ve damarlıydı sanırım hepimiz böyle bir alete sahip olmak isteriz. Teyzem çok şanslıydı, tabii artık annem de.
Eniştem artık rahatlamıştı. Annemin istekli tavırları sayesinde istediği yerine dokunmaya başladı. Elini arkasından annemin önüne alıp külodunun üzerinden amını okşamaya başladı. Annem bacaklarını sıkıp bırakıyordu. Teyzem de eliyle eniştemin sikini sıvazlayıp 31 çekmeye çalışıyordu. Ama enişteminki gerçekten çok büyüktü teyzem bir ara iki eliyle tuttu yinede eniştemin sikinde tutulacak yer kalmıştı.
Teyzemin tam bir orospu olduğunu söylemiştim. Ağzına almaya başladı ama hepsini alması mümkün değildi. Annem de alttan eniştemiz taşaklarını okşamaya başladı enişte bey iyice mayıştı. Arkaya doğru yaslandı ve eliyle annemin amını okşamaya devam etti.
Annem yarrağa doğru eğildi. Teyzem öyle iştahlı ağzına alıyordu ki kendinden geçmişti. Annem dürterek
— Kız bana da ver! Sen nasılsa her akşam oynarsın bununla, dedi. Teyzem öyle dalmış ki birden sıçradı ve
— Ne dedin anlamadım, dedi. Gülüştüler. Eniştem
— Ulan karı, ben her zaman yanındayım bırak da kız nasiplensin azcık, dedi.
Teyzem yarağı bıraktı ve annem ağzına almaya başladı. Ama o kalın yarağı almak o kadar kolay değildi. Eniştem zevke gelmiş annemi yarrağına doğru bastırmaya başladı. Bir yandan da diğer eliyle kucağına yatan annemin götünü okşuyordu. Annemin götü gerçekten çok güzeldir uyurken çok defalar ellemişimdir. Annemin kalçalatını sıktıkça ben de zevkten kuduruyordum. Eniştem
— Baldız, yeter artık doymadın mı daha, dedi. Annem ağzına almayı bıraktı ve eniştem
— Hadi kalk ayağa, dedi.
Annem ayağa kalktı eniştemin dizleri önünde. Eniştem ellerini kalçalarına attı, eteğini yukarı sıyırmaya başladı. Bu arada annemin göbeğini yalıyordu. Annem o kadar kıvama geldiki nerdeyse ayakta duramıyor eniştem elleriyle ona destek oluyordu. Eniştem önden elini bir soktu ki annemin amı ve götü ellerinin içinde yok oldu. Eliyle sıkıyordu ki annem inlemeye başladı. Teyzem de
— Sus kız, tolga duyacak şimdi dedi. Eniştem bunun üzerine
— Sahi bu çocuk hiç kalkmaz mı ya, dedi. Kalkarsa boku yedik naparız, dedi. Teyzem de
— O da bize katılır. Onun canı yok mu, dedi. Annem de
— Yapma ya! Beni mi sikecek, dedi.
— Kızım ensest değil miyiz? Yapacak elbet! Sadece seni değil, benim karıyı da sikecek. gerçi o kadar büyüdü mü o, dedi. Teyzem de
— Hem de ne büyümek! Bir yarrak var seninkine yakın valla, deyince
— Bak sen! Nerde gördün kız sen, dedi eniştem. O da
— Banyoda bir gün sesler geliyordu. Size gelmiştim. Sen içerdeydin, dedi anneme. Su içmeye kalktım. banyo önünden geçerken sesler duydum eğilip baktığımda 31 çekiyordu seninki, dedi. Eniştem
— Eee çok mu büyüktü bu kadar yahu? Etkilenmiş gibi anlatıyorsun, dedi. Teyzem de
— Valla bir kadını doyuracak kıvamda geldi bana, dedi. Annem de
— Evet, doğru enişte. Bayağı büyüdü tolga, değişti. Ben çok gördüm, dedi. Banyoda, yatarken, uyurken, şortun arasından hep görüyordum dedi.
Içimden bir ses beni de çağırın diye yalvarıyordu ama eniştem
— Durun bakalım daha erken. Hele biraz daha palazlansın ondan sonra bakarız, dedi ve hayallerim suya düşürdü. Bırakın şimdi bunları baldız. Kaynatma muhabbeti de ver artık, dedi. Annem
— Ne acelen var, sabaha kadar vakit var, dedi.
Annem hala ayaktaydı. Eniştem dişleri ile annemin külodunu aşağı indirdi. Sonra da bir çırpıda eteğini çıkardı. Annemin üzerinde sadece tişört ve içinde sütyeni kalmıştı. Eniştem önce tişortü çıkardı. Annemi yanına oturttu ve sütyenin üzerinden göğüslerini sıkmaya başladı. Annemim göğüs uçları dut kadar oldu. Zaten büyük ve dikti. Hepten dimdik olmuştu.
Teyzem ikinci planda kalmıştı ama oda kocasının elleyebildiği yerlerini elliyordu. Eniştem annemin belinden tuttu ve
— Hadi bakalım! Çık üstüne şunun, dedi. Annem
— Nasıl olcak enişte? Hepsini alamam ben. Aşağı yatayım, sen yavaş yavaş gir, dedi. Eniştem annemi kendine doğru bir hışımla çekti.
— Hadi kız nazlanma sen nelerini alırsın bu azgınlıkla, dedi ve annemi bir hışımla bacaklarının üstüne oturttu. Annem
— Dur canımı yakma, yoksa vermem, dedi.
Teyzem de annemi bastırmaya başladı. Zorla tecavüze döndü olay. Annem bağırmaya başladı. Odamdan çıkıp olaya mudahele etmek istedim ama eniştem döver korkusu ile çıkamadım.
Annem ağlıyordu.
— Zorla olmaz ki canım! Ne güzel alıştıra alıştıra yapıyorduk, birden bu şiddet niye? Ben orospu muyum? Orospuya bile böyle yapılmaz, dedi. Eniştem
— Haklısın özür dilerim, dedi ve saçlarını okşamaya başladı. Napıyım kızım ne zamandır bu anı bekliyordum? Çok güzelsin. Seni bulunca bir an önce becermek istiyorum, dedi. Teyzem de
— Kızım azdırdık adamı, artık vereceğiz çaresi yok, dedi. Annemde
— Ben vermiycem demedim ki. Ama her şey güzellikle olsun. Ne o öyle tecavüz eder gibi, dedi. Eniştem
— Neyse, hadi boşverin. Artık işimize bakalım, dedi. Annem bunun üzerine
— Ver bakalım şunu, nasılmış görelim, deyip eniştemin baldırlarına oturdu.
Annem ayaklarını oturdukları kanepeye basıp eniştemin o kalın yarrağının üztüne oturmaya çalıştı. O kadar kalın dı ki annem zorla oturuyordu. daha kafası girmemişti annem
— Off, canım yanıyor. Sırılsıklam oldum ama yine de girmiyor bu, dedi. Eniştem
— Acele etme güzelim. Hepsi senin, sana feda olsun, deyip güldü. Teyzem
— Kızım sen bana sor. Sen bir kere alıyon, ben her gece alıyorum onu, dedi.
Annem yavaşça yukarı aşağı zıplamaya başladı. Eniştemin yarrağının kafasından sonraki bölümü içine almaya başladı. Teyzem
— Kız iyi gidiyorsun, ben bu kadar rahat alamıyorum, deyince eniştem de
— Eee, kaç senedir hasret bırakta olsun o kadar, dedi.
Annem gerçekten azimliyidi ve hepsini almaya kararlı görünüyordu. Bir müddet sonra annem eniştemin baldırlarına kadar oturmaya başladı. İnanılmaz bir görüntüydü! O kocaman yarrak bir çıkıyor, bir kayboluyordu. Annemden bembeyaz sular akmaya başladı. Anlaşılan gelmişti ama almaya devam ediyordu. Eniştemin gelmeye niyeti yoktu. Annem biraz daha zıpladıktan sonra bitkin bir halde "ohhh" diyerek eniştemin üstüne kapaklandı.
Eniştem ellerini annemin kalçalarında gezdirmeye başladı ve parmaklarını annemin göt deliğine sokmaya çalıştı. Annem bitkin olduğu için tepki vermiyordu eniştemin göğsüne kapandığı için. Eniştem teyzeme arkadan yapıcam işareti yapıyordu. Teyzem de sen söyle gibilerinden hareketler yapıyordu. Eniştem
— Baldız önün tadını aldık, bi de arkanın tadına bakalım, dedi. Annem
— Enişte dur, kendime geleyim. Hayatımda ilk defa böyle bir yarrak aldım içime. Böbrek yataklarımda hissettim valla. Abla sen nasıl dayanıyorsun ya, deyince gülmeye başladılar. Eniştem teyzeme
— Kalk kız krem bul, dedi. Annem de
— Ecza dolabında var, al, dedi. Ama ecza dolabı benim odamdaydı. Teyzem de
— Nerede dolap, deyince
— Tolganın odasında. Çaktırmadan gir içeri, al hemen gel, dedi annem.
Teyzem yarı çıplak odama gelicekti. Heyeceanlandım ve hemen yatağıma yattım ama teyzem çıplak değildi. Sadece üzerine elbisesini giymişti. Odaya girdi. Işığı yaktı. Ecza dolabı biraz yüksekteydi. Sandalyeye çıkıp alması gerekiyordu. Nitekim öyle yaptı. Ben de fırsat bu fırsat hemen dikizlemeye başladım.
Teyzemin götünü alttan bakınca hiç görmemiştim. Çok güzel görünüyordu. Ecza dolabında kremi almak bu kadar uzun sürmese diye düşünüyordum. Teyzem sanki bilerek sandalyeden inmiyor, bana frikik veriyordu.
Sonra indi. Benim başımı okşadı. Uyur numarasını her zaman iyi yaparım. Teyzem bana
— Uyu uyu da malın iyice büyüsün, sonra gel teyzeni yarağa doyur, dedi. Duyduklarıma inanamıyordum teyzem beni arzuluyordu.
Elini benim alete attı. Sabahtan beri kalkık olan sikim taş gibiydi. Teyzem sikimi sıvazlamaya başladı. Zaten 1-2 dokunsan gelecek olan sikim öyle bir patladı ki teyzem ne yapacağını şaşırdı.
— Eyvah geldi oğlan, dedi ve alelacele odadan çıkıp kapıyı kapattı.
Annemlerin yanına oturdu. Kremi açtı. Eliyle annemin göt deliğine sürdü. Sonra da eniştemin yarağına sürmeye başladı. İlginç olan annem yarım saat enişteminkini içine aldı. Boşaldı ama eniştemde hala tık yoktu. Ben olsam şimdiye en az 5 defa gelmiştim diye düşündüm.
Eniştem annemi kanepeye doğru domalttı, eliyle sikinin kafasını sıvazladı ve annemin o daracık göt deliğine dayadı. Girmesi imkansızdı. Teyzem
— Kızım bugüne kadar bana çok denedi ama bir türlü alamadım. Bakalım sen ne yapıcan, dedi. Annem de
— Ben de ilk defa alıyorum. Bilmiyorum. Acırsa bırak deyince bırakırsın enişte, tamam mı, dedi. Eniştem
— Karı sen önden de alamıyorsun ki bunu, deyince teyzemin yüzü düştü. Morali bozulmuştu anlaşılan. Zaten alabilseydi, eniştem anneme göz koyar mıydı? Kimbilir, belki de annem yerine teyzemi almadı diye dert yanıyordur içinden.
Eniştem yarağının kafasını iyice bastırmaya başladı. Annem acının etkisiyle bağırmaya başladı ama eniştem duracak gibi görünmüyordu.
— Kızım dur, bir alışsın gerisi gelecek. Sık azcık dişini. Sen de sabahtan beri alıyorsun şimdi de alırsın, dedi.
— Ama çok acıyor, diye dert yandı annem.
Zavallı annem o yarağı almak gerçekten zordu ve yüzüne bakılırsa gerçekten acı çekiyordu. Ama ben yine de müthiş zevk alıyordum sikilien annem olmasına rağmen.
Eniştem
— İyice alıştı. Bak şimdi, hepsini sokucam hazır mısın baldız, dedi. Annem de
— Sok artık, bitsin bu işkence, dedi.
Eniştem iyice abanmaya başladı. Annem bağırdı. Teyzem de
— Sus kız! Tolga uyanacak şimdi. Zaten az once yanına gidince bir yokladım, siki kazık gibi olmuş. Bir iki zıvazladım, patladı pezevenk, dedi. Gülmeye başladılar. Eniştem
— Ulan karı, senden korkulur. Uyuyan çocukla ne işin var? Boşuna pislendi çocuk, dedi.
Benden konuşmaları hoşuma gitmişti. Eniştem
— Nasıl bari? İyice mi salatalığı, dedi. Teyzem de
— Valla, şimdi çağırıcam. O da beni siksin. Benim yüzüme bakan yok, dedi. Eniştem bunun zerine
— Karı, benim gelmeye niyetim yok. Birazdan seni alıcam altıma dedi.
Eniştemim git gelleri hızlanmıştı. Annem de ilkinde olduğu gibi feryat etmiyordu.
— Getirelim mi kız, ister misin, dedi. Annem başını isterik bi şekilde salladı.
Teyzem annemin amını okşamaya başladı eniştem köklüyor teyzem parmaklıyor annem zevkten çıldırtıyordu. Çok geçmedi ki annem titreyerek boşaldı. "Bu akşamı ömrüm boyunca unutmayacağım" dedi ve kanepeye uzandı.
Belli ki annem bitmişti. Eniştem "Baldız geldi. Sıra sende hatun. Gel bakalım" dedi. Her zaman alışık olduğu vücüda öpücükler kondurmaya başladı. Teyzem inlemeye başladı. Eniştem teyzemi annemin yanına yatırdı ve bacaklarını omzuna aldı. Yarrağını öyle bir kökledi ki teyzem çığlık atarak
— Yavaş, çok canımı yakıyorsun. Her seferine bunu yapmak zorunda mısın be adam, dedi. Eniştem de
— Kızım seni böyle sikmek hoşuma gidiyor dedi. Ama biraz daha bağırın da tolga uyansın ister misiniz dedi. Annemde
— Sakın ha! Uyanırsa ayıp olur. O da isterse naparız sonra dedi.
Bu duyduklarım beni cesaretlendiriyordu. Bir yolunu bulup katılmalıydım onlara. Aklıma bir fikir geldi: gözlerimi ovarak uykulu numarası yapıp odadan çıkmak ve onları görünce olaya katılmak.
Tüm cesaretimi toplamalıydım ama eniştemin teyzemi sikişini seyretmek istiyordum. Çünkü eniştem gerçekten iyi bir sikiciymiş, onu fark ettim.
Teyzem
— Yeter artık! Gel be adam. Siktin belamızı, dedi. Teyzem sarsılarak geldi ama eniştemin hala gelmeye niyeti yoktu. Teyzeme
— Seni de götten sikecem bu akşam. Bak kardeşin nasıl aldı. Sen niye alamayasın, dedi ve teyzemin götünü kendine doğru çevirdi.
Teyzem istekli değildi ve karşı koyuyordu. Eniştem de
— Sus be kadın domal zorluk çıkarma bana, dedi. Teyzem
— Hayır, istemiyorum zorla mı be adam, deyince kapışmaya başladılar. Annem de olaya müdahele etmek istedi.
— Abla ne var bunda? Yavaşça alırsın işte, dedi.
Teyzem inat ediyordu. Eniştem en sonunda "Ehhh yeter ama", dedi ve teyzemin kalçasını iki eliyle kavradı. Teyzem yan yatar pozisyonda iken
— Zorla mı istiyon, al o zaman, dedi teyzem bağırmaya başladı. Eniştem
— Sus! Tolga duyacak, dedi. Annem de
— Evet abla duyacak şimdi, dedi.
Eniştem yarağının kafasını teyzemin göt deliğine dayadı. Krem istedi. Annem de hemen verdi. Eniştem "Sen sür" dedi. Annem de parmaklarına sıkıp teyzemin deliğine sürmeye başladı. Eniştem "Bana da sür. Kurumuş bu yarak" dedi. Annem eniştemin yarrağına da sürdü. Eniştem gerildi ve öyle bir geçirdi ki teyzem feryat figan...
Tam bu sırada çıkmalıyım dedim ve kapıyı açıp çıktım. Onlar bana ben onlara bakıyordum. Gözlerimi ovarak
— Ne oluyor burada ya, dedim. Eniştem
— Gel lan piç kurusu, sen de katıl. Zamanı geldi artık, dedi.
Ben yanlarına doğru yöneldim annem kanepenin örtüsü ile açıkta kalan yerlerinin hiç olmazsa bir kısmını kapatmaya çalışıyordu.
— Anne boşuna uğraşma. O örtüyle yaptığın ayıbı kapatamazsın, dedim. Annem ağlamaya başladı. Hemen yanına gittim.
— Ama sende haklısın. Kaç senedir erkeksiz yaşıyorsun. Kızmıyorum sana ama bana gelebilrdin bu konuda. Ben sana yardımcı olurdum, dedim. Annemin gözlerinin içi parladı sanki bu bakış bundan sonraki günlerde benime beraber olacağını anlatmaya yetmişti.
O akşam bende aralarına katıldım. 4 kişi sabaha kadar sikiştik ve ondan sonraki günlerde bazen yalnızca annemi bazen teyzemi bazen de ikisini birden siktim.
submitted by ferreisawesome to u/ferreisawesome [link] [comments]


2020.04.28 23:46 kopekkulubu Saint Bernard

Saint Bernard Yavruları
https://www.kopekkulubu.com/saint-bernard.htm
0532 343 80 41
Köpek KUlübü üretim çiftliğinden Saint Bernard yavruları.

Saint Bernard Yavruları

Saint Bernard Yavruları. Saint Bernard kısaltılmış ismi ile St. Bernard ya da ülkemizde bilinen diğer ismi ile Beethoven, güçlü görünümlü başı ile çok büyük, sağlam ve adaleli bir köpek ırkıdır. Saint Bernard ağırlığı büyüklüğü ile orantılı olduğu sürece ne kadar yüksek olursa o kadar çok tercih edilir. İki tüy tipi vardır, Saint Bernard kısa ve uzun İki tüy tipi de sık ve beyaz üzerine ten rengi, kızıl, kaplan desenli ve siyah (bunların kombinasyonları ile) olabilir. Yüz ve kulaklar genellikle siyah renkle gölgelenmiştir ve bu ona zeki ve nazik bir ifade verir. Uzun tüylü St. Bernard köpek ırkında tüyler sadece biraz daha uzundur ve kuyruk ve baldırlarda hafif tüylenme vardır. Ayakları kar ve buzda sağlam basmasını sağlayacak şekilde güçlü, kavisli ve büyüktür. Koku alma duyuları çok gelişmiştir ve çığ ve gelen fırtınaya karşı altıncı hissi var gibidir.

Satılık Saint Bernard Yavruları

Saint Bernard Fiyatları

Saint Bernard yavrularının fiyatları ülkemizde, şecere geçmişi, fiziki albenisi ve cinsiyet durumuna göre farklılık yansıtmakla birlikte, Saint Bernard yavrularının sahiplenme fiyatları 3500 TL ile 7000 TL arasında seyretmekte olup, bu ırkın anne babasının mevcut fiziki görünümlerinin yanında yavru Saint Bernard yavru köpek ırkının sergilediği renk dağılımı da son derece önemlidir.

Özellikleri Bakımı

Saint Bernard Özellikleri:
Saint Bernard, kısaltılmış ismi ile St. Bernard ya da ülkemizde bilinen diğer ismi ile Beethoven köpek güçlü görünümlü başı ile çok büyük, sağlam ve adaleli köpektir ırkıdır. Saint Bernard ağırlığı büyüklüğü ile orantılı olduğu sürece ne kadar yüksek olursa o kadar çok tercih edilir. Saint Bernard, güçlü görünümlü başı ile çok büyük, sağlam ve adaleli bir köpektir. Ağırlığı büyüklüğü ile orantılı olduğu sürece ne kadar yüksek olursa o kadar çok tercih edilir. İki tüy tipi vardır, kısa ve uzun. İki tüy tipi de sık ve beyaz üzerine ten rengi, kızıl, kaplan desenli ve siyah (bunların kombinasyonları ile) olabilir. Yüz ve kulaklar genellikle siyah renkle gölgelenmiştir ve bu ona zeki ve nazik bir ifade verir. Uzun tüylü St. Bernard ırkında tüyler sadece biraz daha uzundur ve kuyruk ve baldırlarda hafif tüylenme vardır. Ayakları kar ve buzda sağlam basmasını sağlayacak şekilde güçlü, kavisli ve büyüktür. Koku alma duyuları çok gelişmiştir ve çığ ve gelen fırtınaya karşı altıncı hissi var gibidir.
İnsan dostu bu sevimli devasa köpeklerin bazı verilere göre 10. yy. da mastiff sülalesinden türetildiği bilinmekle, Irkın ıslah çalışmaları ve Dünya da 17. yy. katıldıkları arama kurtarma görevindeki başarıları ile isminden beğeni ile bahsettirmeyi başarmıştır. Günümüz modern yaşamda Saint Bernard ırkı insanların en iyi arkadaşlarından biri konumunda olup, son derecede başarılı bir aile köpeğidir.
Saint Bernard Bakımı:
Saint Bernard ülkemizde bilinen lakabı ile Beethoven. Çok büyük ve adaleli, İsviçre kökenli köpek ırkıdır. Halk arasında salyalarıyla ünlü olan ve halkın sevgisinin çoğunu Beethoven adlı filmle kazanmış olan bir köpek ırkıdır. Hepimizin çocukluğunu bir yerlerde süsleyen Saint Bernard yavaş hareket eden, sabırlı, itaatkâr, arkadaş canlısı ve çocuklara karşı son derece toleranslıdır.
Saint Bernard ırkının fiziki ölçüleri: Yükseklikleri: Erkeklerde 65 cm. ile 70 cm. Dişilerde 64 cm. ile 68 cm. ölçülerindedir. Ağırlıkları: Erkeklerde 60 ile 90 Kg. Dişilerde 57 ile 85 Kg arasındadır. Küçükken eğitime başlanmalı ve en başta tasma ipini çekiştirmemesi gerektiği öğretilmelidir. Bu eğitim verilmezse, büyüdüğü zaman dostumuzun kontrolünü sağlamak zorlaşacaktır. Eğitim sırasında sabırlı ve güler yüzlü davranılmalıdır. İnatçı ve sevgiden hoşlanan bir ırk olduğu için bu en doğrusu olacaktır.
Günlük yapılan uzun bir yürüyüş Saint Bernard ırkını zinde tutacaktır. Yavruluk zamanlarında bu egzersizler fazla zorlanmamalıdır. 2 yaşına kadar kemik gelişimi devam edebilmektedir. Kısa yürüyüşler ve hafif oyun seansları yavruların egzersiz ihtiyacını karşılayacaktır. Ayrıca bu ırkın sıcağa pek tahammülü yoktur. Saint Bernard, yeterince egzersiz imkanı sağlandığında bir apartman dairesinde de yaşayabilir. Dışarıda da yaşayabilmesine rağmen ailesi ile yani sizle olmayı tercih edecektir.
Saint Bernard ırkı iki farklı tüy yapısına sahiptir. İki yapıdaki dostumuzu da düzenli olarak taramalı ve gerektiğinde kuru şampuan ile temizlemeliyiz. Gerekmedikçe dostumuz yıkanmamalıdır. Ayrıca Saint Bernard ırkının tüyleri kar tutmaz özelliğe sahiptir. Maalesef bu dostlarımızın dirsek ve kalça displazisine yakalanma riski bulunmaktadır. Bu risk özellikle beslenme konusunda abartılık davranılması noktasında ortaya çıkabilmektedir. Bunun dışında göz enfeksiyonuna karşı dikkatli olmalı ve düzenli beslenmeyle beraber egzersizler ihmal edilmemelidir.
Toparlayacak olursak Saint Bernard, iyi huylu ve arkadaş canlısıdır. Çocuklarla iyi anlaşır. Oyunculuk özelliği çok yüksektir. Tehlike altında sahibini ve bölgesini korur. Salya akıtma davranışı gösterirler. Çok vefalı bir ırktır. Soğuk iklim canlısıdır, sıcaktan pek haz etmez. Ev ortamında yeterli sevgi ve egzersiz ile yaşayabilir. Küçücük bir bahçe bile sevdikleri yanında oldukça ona yetecektir.
Saint Bernard oldukça nazik, arkadaş canlısı ve çocuklara karşı toleranslıdır. Saint Bernard yavaş hareket eden, sabırlı ve itaatkar bir köpektir. Dev ırk olduğundan erken yaşta diğer insanlarla çok iyi sosyalleştirilmelidir. Eğitim de yine köpek henüz küçük ve kontrol edilebilir büyüklükte iken başlamalı ve tutarlı ve pozitif bir metot kullanılmalıdır. Unutulmamalıdır ki bu boyutlarda dik kafalı hatta saldırgan bir köpek büyük problemler yaratabilir. Saint Bernard iyi bir bekçi köpeğidir. Sadece büyüklüğü bile caydırıcı bir etken olarak kabul edilebilir. Yemek yedikten ve su içtikten sonra salya problemleri olabilir.
Yaşam Ortamı : Bu devasa ırk yeterince egzersiz imkanı sağlandığında bir apartman dairesinde de yaşayabilir. Ev içinde fazla hareketli değildir. Küçük bir bahçe de ihtiyacını görür. Saint Bernard yavrusu dışarıda da yaşayabilmesine rağmen ailesi ile olmayı tercih edecektir. Sıcak iklime karşı toleransı oldukça düşüktür.
Saint Bernard Irk KökeniSaint Bernard, çok eski bir ırktır. İspanya ve İsviçre arasındaki zorlu Alp geçidinde yolculara sığınak sağlamak amacıyla kurulan manastırda St Bernard de Menthon tarafından MS 980 yılında üretilmeye başlanmıştır. Tibet Mastifi ırkından türemiştir ve bundan dolayı 1000 yılları civarında Romalılarca Alplere getirilen köpeklerden üretildiği düşünülmektedir. Muhtemelen keşişler köpeklerini Danua ve Pirene Dağ Köpekleri ile çiftleştirmişlerdir.St. Bernard hakkında genel bilgilerSt. Bernard, bu yazımı okuyan köpek dostlarının yaşlarının ne olduğunu bilmiyorum, lakin 80 li yıllarda bizim kuşak Heidi çizgi filmini izleyerek büyüdük diyebilirim (sanıyorum yaşımın 50 çıtasını aştığını maalesef ki anlaşılmıştır). Film karakteri sevimli kız Heidi nin bir köpeği vardı ve ismi de Joseph idi, Tüm Türkiye bu köpek ırkını bu çizgi film ile tanımaya başladığını söyleyebilirim. Bu köpeğimiz İsviçre’de büyük ihtimalle Danua ve de Pirene dağ köpeklerinin çiftleştirilmesi sonucu ortaya çıkan heybetli bir ırktır.
St. Bernard köpek ırkının tüyleri kısa dalgalı ve sıkıdır, onu sıcak tutarlar. Tüylerini geniş ve sert bir tarakla taramalıyız. St. Bernard zaten bir soğuk iklim köpeğidir. Sıcakta bakılması oldukça zordur, sıcak iklime uygun değildir. Saint Bernard köpeklerinin burnu harika koku alır. Bu nedenle arama-kurtarma köpeği olarak kullanılmıştır. Kilometrelerce ötedeki kokuları alabilir ve de karın metrelerce altındaki bir insanı da bulabilir. Bu derece harika ve hassas bir burna sahiptir. Ayrıca bulduğu kayıp insanların yanına yatıp, onları yalayarak sıcak tutar. Tasması açık geziyorsa gerçekten köpeğimiz için çok iyidir. Özgürlüğü severler. Evde ve ya avlu, balkon gibi bir yerde bakıyorsanız her gün yürüyüşe çıkarılmalıdırlar. Sakin ve kendi halinde bir köpektir. İnsanlarla ve diğer türdeki hayvanlarla da oldukça iyi anlaşır, ama yabancı köpeklerden pek hoşlanmaz. Eğitilebilir bir ırk olmasına rağmen bazen inatçı olabiliyorlar. Bu yüzden küçük yaştan itibaren eğer eğitimine başlanırsa çok daha iyi sonuçlar elde edilir.
Peki, Saint Bernard ırkı evde bakıma uygun mudur?
Pek uygun olduğunu düşünmüyorum, dediğim gibi soğuk iklim köpeğidir ve orta miktarda tüy döken grubuna girmektedir. Ayrıca ağzından bol miktarda da salya akıtırlar ve de egzersiz için yeterli alan bulamayabilirler. Yavruyken de oldukça tatlı ve miniktirler.
submitted by kopekkulubu to u/kopekkulubu [link] [comments]


2020.03.10 13:45 fantazmagorya basur ameliyatının aslında çok zevkli olması

ayol oldum ben...
korkanlar için aslında çok zevkli bir şey olduğunu anlatmak istiyorum.
malum erkekler konu hemoroid olunca biraz çekiniyor. doktora gitmek yerine koca-karı diye tabir edilen ilaçlara yöneliyor. ben de öyle yapmıştım. hani papatyanın sarısından tut, at kestanesine ve hatta güvercin ağacının yaprağına kadar mabadıma sokmadığım kalmadı. ucunda delikleri olan ve sıkınca o deliklerden krem çıkan ilacı bile soktum. pırasanın püskülü iyi geliyor dediler meğer şakaymış dinlemedim pıra..lan neyse her hafta bir şey sokuyordum. alışkanlık olunca '' ayol yeter be'' dedim kendime ve doktora gidip muayene olmaya karar verdim.
hayır yane bütün bunları yapmaya utanmıyorsun ama gidip doktora muayene olmaktan mı utanıyorsun neco dedim.
gittim. yine de insan çekiniyor gitmeye işte. derin bir nefes alıp çekine çekine girdim doktorun odasına, durumu anlattıktan sonra geçtim paravanın arkasına. sıyır dedi, sıyırdım pantolonu eğildim. ulan bana mahallede reis derler, lakabım duvar delendir ama illet bir hastalık işte, eğil deyince eğiliyorsun, öyle domalık bi pozisyon sedyenin üstünde dururken şlakk diye bir ses duydum. lan dedim doktor popoma şaplak mı atıyor, bu da nedir dedim. meğer eldiven sesiymiş onu takmış, heyecan yaratıyor namussuz. şlakk düzeltiyor eldiveni. düzeltirken az daha eğilir misin? dedi.
gırg diye yutkundum ve utana sıkıla biraz daha eğildim. bu sefer şıpp diye bir ses duydum. baktım burnumdan bir damla ter sedyeye düştü ve o an içimde sıcak bir şey hissettim. lan ne oluyordu burada. soktuğu parmağı sağa sola doğru çevirmeye başladı. kurcalanıyorum resmen. aklıma türlü türlü sahneler geldi. şimdi doktor aşka gelip üzerime çıksa, ayağıyla başımı sedyeye bastırıp hardcore sokup çıkartsa ne yaparsın neco dedim.
dedim dedim ama yalan yok biraz da içim kıyılmadı değil hani. tevekkeli millet boşuna ibne olmuyor, bu baya değişik bir deneyimdi. '' daha hızlı bebeğim, hadi bebeğim '' dememek için kendimi zor tuttum. az kalsın doktorun elini tutup ''içimden çıkmaaa'' diye yalvaracaktım. '' hadi iki parmağını sok, hadi doktor, daha hızlı, işte buuu, fuck me'' lan neler oluyordu böyle? neler düşünüyordum ben?
nihayet doktor parmağını çıkardı ve seri bir şekilde pantolonu giydim. istersen dedi ameliyat olmayabilirsin. istersen ilaç tedavisi verebilirim sana dedi. yok dedim ben bir kez daha domalmak istiyorum. grup olarak takılın bana, hırpalayın, hor kullanın, herkesin eli girsin, bu müthiş bir şey dedim. evet cevap verin, neden susuyorsunuz? dedi. kendime gelip '' şey pardon ameliyat olmak istiyorum ben'' dedim.
hem ne kaybedecektim ki? altıüstü 2-3 kişi operasyon yapacak, utanmaya gerek yok neco dedim.
doktor da peki dedi, aldı eline kalemi ve bağırsaklarımı boşaltmam için lavman falan yazıp yolladı. onları uyguladıktan sonra ameliyat günü gelmişti ve işte asıl dram da ondan sonra başladı.
tüm hastane girdi bana...
öleyim lan ben orda. sedye ile ameliyathaneye taşıdıklarında içeride yaklaşık 10-12 kişi gördüm. sertçe kafamı çevirip sağa sola bakıyorum. düğün salonu gibi mübarek. öyle bir yutkundum ki, o gırg sesi yine kulaklarımda yankılandı. bunların 5 tanesi kadın ve o kadınlardan biri sedyeye oturtup hemen omurilikten iğne yaptı ve belden aşağısı felç gibi hissizleşince adamın biri de gelip sırt üstü uzan dedi. uzandım ve hamile kadın gibi bacaklarımı kaldırdılar. ben sanıyorum ki yüz üstü yapacaklar. meğer misyoner takılıyorlarmış. adamlar iyice ayırdı beni. önüme de görmemem için perde çektiler ve ameliyatı gerçekleştirecek operatör de halaya akrabalarını kaldıran sarhoş enişte gibi tüm öğrencilerle o da salona girdi. ohaa anasını satim! tsk afrin'e bu kadar kalabalık girmemiştir. ellerinde dosyalarla 5-6 tane kız ve 3 erkek öğrenci daha operasyon için öylece yay şeklinde götümün karşısına geçip dikilmeye başladı. lan ne oluyor burada?
işte dedi doktor vakamız bu.
yanıma da gelip '' nasılsınız bakim nejmi bey'' diyor. ben şok. nasıl olayım doktor bey, hademeleri ve güvenliği falan çağırın da onlar da girsin, canı sıkılmasın dışarıda gariplerin '' diyeceğim diyemiyorum. eheh iyiyim n'olsun dedim. heyecandan konuşamıyorum. sonra doktor geçti görev yerine '' şu memecikleri görüyor musunuz? şunu şöyle sokuyoruz, şunu şöyle çeviriyoruz '' falan öğrencilere bir şeyler anlatmaya başladı. kızın biri de korkmamam için başımda dikiliyor. diğer kız ekrandan kalp ritimlerime bakıyor. titreyerek noldu başladı mı ameliyat dedim. ihihii bitmek üzere dediler.
baya bir kurcalandıktan sonra dağhan sucuğu kalınlığında tamponu popoma sokup odaya çıkardılar. o tamponun kalınlığını da sabaha karşı yine iki asistan kızla doktorun kontrol için yanıma gelip çekip çıkarmasıyla gördüm. çıkardıktan sonra kremledi, yeniledi falan tekrar soktu. abim de refakatçi olarak yanımda '' acıyo mu la '' diyor.
yok ayol, alıştım yane, bunlar ne ki dedim, güldü.
velhasıl çıkışımızı yapıp ayrıldık hastaneden. 3-5 gün acısını çektikten sonra çok şükür şimdi gayet iyiyim. boşuna çile çekmişiz ve bu dertten muzdarip olanlara tavsiyemdir ki kimse bu ameliyattan korkmasın. görüldüğü üzre gerçekten korkacak hiçbir şey yok. çok eğlenceli leyn!
submitted by fantazmagorya to kopyamakarna [link] [comments]


2020.02.26 18:22 Sethbenja Set ve Horus *Önceki hikayeden daha uzun şayet okumaya değer

Ra’nın oğlu Şu’nun oğlu Geb tahta çıktıktan kısa bir vakit sonra sarayını lat-Nebes şehrini ziyaret etmek için terk etti, Mısır Deltası’na gitti. Babası Şu, isyancıların ihtilaline yenik düştüğünde karısı Tefnut’u ardında bırakıp tam da oradan göğe yükselmişti, tıpkı babası Ra gibi. Vardığında Geb, burada olan her şeyin ona anlatılmasını istedi yanındaki tanrılardan. Dedesi Ra’ya edilen isyanlardan ve babası Şu’nun Apophis’in evlatlarının isyanına karşı kazandığı o muazzam zaferden bahsedilmesini… Tanrılar Şu’nun kahramanlıklarından bahsederken onun, başına Uraeus –şaha kalkmış bir kobra- giydiğine değindi. Bunu duyan Geb, Uraeus’u arzu etti deliler gibi. Ancak ne yazık ki Uraeus bir sandığa koyulmuş, mühürlenmiş ve Pi-Yaret’te bir yerlere gizlenmişti. Geb hiç beklemeden destekçilerini topladı ve o yaşayan kobrayı bulup başına takmak için yollara düştü.Geb ve yoldaşları çabucak keşfetti sandığın yerini. Kutsal kral eğilip sandığın kapağını açtığında, Uraeus içinden sıçradı ve ona doğru devasa alevini soludu. Kralın destekçileri anında öldü, kral hayatta kaldı. Ancak başı fena şekilde yanmıştı. Acılar içindeki Geb yardım için Henu-Plants’a koştu lakin hiçbir şey bulamadı. Sonrasında destekçilerinden birine Ra’nın güç ile demlenmiş büyülü peruğunu getirmesini emretti. Böylece onu başına taktığında yaraları iyileşecekti. Beklenildiği gibi ilahi kral iyileşti ancak sonrasında bir mucize gerçekleşti, peruk lat-Nebes’in Sobek’i adlı bir timsaha dönüştü.İyileştikten ve dinlendikten sonra Geb, tıpkı dedesi ve babası gibi, Asyalı isyancılarla savaştı Faiyum Oasis’in kuzeyi Itj-Tawy’de; Mısır’a beraberinde çokça esirle döndü. Hükümdar olarak tüm başarılarına rağmen oğlu Osiris’in gözlerinde Mısır’ı muazzam bir talihle yönetebilecek bir tanrı gördü. Ra ve Şu’nun daha evvel yaptığı gibi tahttan çekilmeye karar verdi. Böylece Osiris kral oldu ve tanrılar saltanatında yeni bir çağ başladı. Ra Heliopolitan’da Atef Tacı’nı Osiris’e giydirdiğinde, taze kral tacın güçlü ısısına yenik düştü ve hastalandı. Bu, kralın saltanatı için uğursuz bir başlangıçtı ancak Osiris kudretli ve yüce gönüllü olmasıyla çabucak şöhret kazandı. Onun saltanatında yaşam güzeldi. Nun’un intizamsız suları körfezde tutuldu ve Mısır’ın sıcak topraklarına soğuk kuzey rüzgârları esti; komplocular ve fesatçılar parçalandı; Osiris tanrılar arasında en çok saygı duyulan oldu. Kız kardeşi İsis’ten iki evladı olacaktı ve Mısır’ın kaderi baştan yazılmaya başlanacaktı. Zira Horus dünyaya gelecekti; ötekisi Anubis idi.Kıskançlık içinde kavrulan Osiris’in kardeşi Set fesat çıkardı. Bir Etiyopyalı Kraliçe ve yetmiş iki komplocuyla bir araya geldi, Osiris’e komplo kurdu. Kardeşinin bedenini gizlice ölçtü ve onun ölçülerine göre güzel bir sandık yapıp değerli taşlarla süsledi. Sandık onun emriyle festival salonuna getirildiğinde misafirler onun olağanüstü güzelliğiyle büyülenmişti. Ve duyurdu Set, “Her kim ki sandığın içine uzandığında oraya tam uyarsa, sandık onun olur.” Misafirler sırayla sandığın içine girip çıktı, ta ki Osiris sandığa uzanıp kusursuzca uyuncaya değin. O anda Set’in komplocuları öne atılıp sandığı mühürledi, kenarlarına çiviler çaktı ve üstüne hiç boşluk bırakmadan erimiş kurşun döktü. Hiç vakit kaybetmeden sandığı Nil Nehri’ne attılar ve nehirden denize yüzmesini izlediler. Bu, Osiris’in saltanatının ve yaşamının yirmi sekizinci yılında gerçekleşmişti.İsis bu korkunç olayı duyduğunda saçlarının bütün lülelerini kesti; üzerine karanlık bir yas giydi. Günlerce amaçsızca dolaştı ve Osiris’i buldu. Onu büyüsüyle, ondan hamile kalabilecek kadar diriltti. Bu büyülü ilişkiden Horus dünyaya gelecekti ki bu bütün Mısır’ın kaderini belirleyen bir olgu olacaktı. Katledildikten sonra bile Osiris’in bedeni Set’ten korunmaya muhtaçtı. Bir gün alacakaranlık güne çökerken Set, Anubis’in babasının bedenini wabet’te (mumyalama odası) yalnız bıraktığını fark etti. Bunu fırsat bildi ve Anubis’in suretine bürünerek gardiyanları atlattı, Osiris’in bedenini wabet’ten aldı, nehirde yelken açıp batıya gitti. Ancak Anubis sonunda bunu öğrendiğinde amcasının peşine takıldı. Koca bir boğaya dönüşen Set ile savaştı ve babasının bedenini geri aldı. Osiris’in cenaze töreni ancak Ra ve Geb’in yardımıyla gerçekleşebildi.Osiris’in ölümüyle Set Mısır tahtına çıktı. Turin Canon’a göre Set’in saltanatı yüz yıl sürmüştü ve bu süre içinde Mısır toprakları kötülükle yıkandı. İlk işi İsis’i mahkûm etmek oldu. Kadının kalbi ateşler içinde yandı ve gözleri ağlamaktan çöktü. Set tarafından kendi evine hapsedilen Neftis (Osiris, Set ve İsis’in kardeşi ve Set’in karısı) İsis’e kaçması için yardım etti. Bu sebepten ötürü hayatı boyunca korku içinde yaşasa da Osiris’in bedenini kocasından korumayı sürdürdü. İsis sonunda kaçmayı başardığında Khemmis’te saklandı. Orada on ay süren hamileliğinin sonunda Horus’u doğurdu. Ne yazık ki bundan Set’in haberi olmuştu. Bundan dolayı İsis oğlunu Neftis dâhil birçok tanrıçanın desteği ile bilinmeyen topraklarda büyüttü. Küçük Horus annesinin büyüleri ile korunmaktaydı. Dolayısıyla Set yıllar boyunca Horus’u aramasına rağmen bulamadı. Horus Set’in gazabıyla korku içinde büyüdü. Hatta bir mite göre annesi İsis, Set tarafından tecavüze uğradı ve bir çocuk doğurdu. Bu çocuk yarı oluşmuş siyah bir yılana benzemekteydi. Horus mitinin sonunda genç Horus yetişkinliğe erişti ve Osiris’in haklı varisi olarak taçta hakkını iddia etti, amcası Set ile yüzleşti. Horus, Evrensel Tanrı Ra’nın önüne tacını talep etmeye geldiğinde birçok tanrının desteğiyle Set tahttan çekilmeyi reddetti ancak Horus’un da destekçileri vardı. Tanrılar kaos içinde tacın kime verileceğini tartıştı. Şu, Horus’u destekledi; Thoth, Şu’nun fikrini destekledi ve İsis’i sonsuz çabası için takdir etti. Ve Evrensel Tanrı Ra, “Hükmünüzün tek başına ne anlamı var?” diye haykırdı, Horus’un taht için çok genç olduğunu bir süre sessizce düşündü. Set ise araya girdi, sanki bir dostmuşçasına evrensel tanrıdan Horus ile dışarı çıkmayı talep etti. Amacı yeğeniyle teke tek dövüşmekti.Thoth, aşırı diplomat şekilde, “Kimin sahtekâr olduğunu ortaya çıkarmamalı mıyız? Oğlu hala buradayken Osiris’in makamı Set’te mi kalacak?” dedi. Evrensel Tanrı Ra daha da öfkelendi, tacı Set’e vermek istiyordu ancak her şey kaosa sürüklenmekteydi. Onuris avazı çıktığı kadar bağırdı, “Ne yapacağız?” ve Atum, Tanrı Banebdjedet’in mahkemeye, davayı yargılaması için davet edilmesini önerdi. Mahkeme öneriyi kabul etti ve bunun için bir tanrı gönderdi. Ancak Banebdjedet yargılamayı reddetti ve bunun yerine Tanrıça Neith’in fikrinin sorulmasını önerdi. Thoth, Neith’e ne yapacaklarını sormak için bir mektup yazdı. Neyseki Neith, Banebdjedet’ten daha belirleyiciydi. “Osiris’in makamını oğlu Horus’a verin. Küstahlık edip adaletsizce davranmayın, aksi halde göğü başınıza çalarım. Ve Heliopolis’te yaşayan boğaya, Evrensel Tanrı’ya deyin ki, Set’e hakkı olanı versin, kızları Anath ve Astarte’yi, ve Horus’u babası Osiris’in makamına atasın.” mahkemede yüksek sesle Thoth tarafından okundu ve herkes Neith’in haklı olduğunu beyan etti. Ancak Ra öfkeden çılgına döndü. Öyle ki Horus’a, onun bu makam için değersiz ve yetersiz olduğunu kolayca söyledi. Onuris, Otuz’un Konsey’inde olduğu gibi çileden çıktı ve Tanrı Babi, sırf Horus’un destekçileri olmadığından bu muameleyi gördüğü için Evrensel Tanrı’ya köpürdü. Evrensel Tanrı Ra rencide oldu ve derin bir üzüntü sardı kalbini; salondan ayrıldı ve günün kalan kısmında yalnızca dinlendi. Dokuzlar Babi’ye ileri gittiğini söylemişler, onu azarlayıp kovmuşlardı. Ra’nın kızı Hathor babasının çadırına beklenmedik bir anda gelip onu güldürmek için mahrem yerlerini gösterdi. Ra artık Dokuzlar’a katılacak kadar neşeliydi. Döndüğünde Horus’a ve Set’e tahtı neden hak ettiklerini göstermeleri için bir şeyler yapmalarını söyledi. Öne ilk çıkan Set olmuştu. Tanrıların en güçlüsü olduğuna dikkat çekmek için Ra’nın düşmanı Apophis’i öldürdü. Başka hiçbir tanrının onu öldürmeye yetecek gücü yoktu. Tanrılar hayranlık içinde Set’i izlediler. Onlar da başka hiçbir tanrının Apophis’i öldürmeye gücünün yetmeyeceğini biliyorlardı ama Thoth ve Onuris onlara şunu hatırlattı: Ölen kralın oğlu yaşarken, bir amcanın tahtı alması daima kanunlara aykırıdır. Konuşma sırası Horus’taydı. Babasının makamından mahrum edilmesinin ne kadar kanun dışı olduğunu aydınlatmak istedi. Ne yazık ki konuşması için yeterli zaman tanınmamıştı ona. Ancak Isis araya girdi ve konunun Heliopolisli Atum’a ve Khepri’ye danışılması gerektiğini söyledi. Tanrılar onunla aynı fikirdeydi. Ona hiddetlenmemesini söylediler. “Hak kimin hakkıysa ona verilecektir,” dediler. Bu Set’i çileden çıkardı; devasa saltanat asasını almaya, her gün bir tanrı öldürmeye yemin etmişti. Isıs mahkemeye gelirse de o gelmeyecekti.Set’in en büyük destekçisi olan Evrensel Tanrı Ra bütün tanrılara yelken açmalarını, Isis’i ardında bırakmalarını buyurdu. Gemiciye de, Tanrı Nemty, hiçbir kadını, özellikle Isis’e benzeyen herhangi birini gemilere almayı yasakladı. Ancak Isis’i caydırmak güçtü. Kadın kendini yaşlı bir kadına dönüştürdü ve Nemty’nin yanına gitti, gemilere binmek istedi, “Sığırlarına bakan ve günlerdir aç olan bir genç adama bir kâse un götürmek amacım,” dedi. Nemty’nin karşısında gördüğü yalnızca zararsız bir yaşlı kadındı ancak emirleri de biliyordu. Isis Nemty’e, gemilere binmesi yasaklanan tek kişinin Isis olduğunu hatırlattı. Yolculuk ücreti için ona çörek vermek istedi ancak bu Nemty’yi etkilememişti, böylece Isis ona parmağındaki altın yüzüğü sundu. Nemty’nin aç gözü doymuş, Isis’i yasaklı adaya götürmeyi kabul etmişti.Isis vardığında, Evrensel Tanrı Ra’nın, yoldaşlarıyla yemek yediğini gördü. Set’in dikkatini çekmek için kendisini güzel bir kadına dönüştürdü ve başarılı oldu. Kocasının katilinin gözleri şimdi onun üzerindeydi. Oğlunun tahtının gaspçısı yanına geldiğinde kendisinin bir hayvan tüccarının karısı olduğunu ve ona bir erkek evlat doğurduğunu ancak kocası öldüğünde oğlunun hayvanları idare etmek için tek başına kaldığını söyledi. Sonrasında bir yabancının gelip hanelerinin başına geçtiğini, oğlunu haklayacağı konusunda tehdit ettiğini, hayvanlara el koyduğunu anlattı. Dönüp Set’e tüm bu olanlar hakkındaki fikirlerini sordu ve onun şampiyonu olmasını istedi. Tanrı’nın aklı bu güzel kadın karşısında başından gitmişti. Hiç tereddüt etmeden, “Ölen adamın oğlu hayatta olmasına rağmen mi o yabancı gelip hayvanlara el koydu?” dedi. “O sahtekâr dövülmeli, hanenizden atılmalı ve oğlunuz onun yerine geçmeli,” diye de ekledi. İsis, Set’i tuzağa düşürmeyi başarmıştı, bundan oldukça da memnundu. Kendini bir kuşa dönüştürdü, Set o yere vardığında bir ağacın dalına kondu, konuştu. “Sen, Set, utanmalısın. Kendi ağzınla, kendi zekânla kendini yargıladın ve kendini suçlu buldun!” Atum’un ve Ra’nın ısrarıyla tanrılar Horus’a tacı giydirdiler. Set’in sayesinde Nemty cezalandırıldı ve o günden beri altından nefret eder oldu.
submitted by Sethbenja to KGBTR [link] [comments]


2019.11.19 22:49 fragmanlife Sevgili Gecmis Oyunculari Kadrosu ve Karakterleri (Tam Liste Tum Oyuncular)

Sevgili Geçmiş Oyuncuları Kadrosu ve Karakterleri (Tam Liste Tüm Oyuncular) Ece Uslu ve Emre Kınay’ın başrollerini paylaşacağı Sevgili Geçmiş dizisi 25 Ekim cuma günü Star Tv ekranlarında yayına girecek. Çekimlerine 9 eylül pazartesi günü İzmir Urla’da başladı.
Süreç Filmin yapımcılığını üstlendiği Funda Alp’in senaristliğini üstlendiği Sevgili Geçmiş dizisinin başrolleri açıklandı. Son olarak Dayan Yüreğim dizisi ile ekranlarda yer alan ve Ece Uslu ve yine son olarak Vurgun dizisinde yer alan Emre Kınay oldu. Hem Emre Kınay hemde Ece Uslu uzun süredir dizi tutturamayan iki büyük yıldız. Emre Kınay yine 2017 de ünlü oyuncu Sibel Can ile Sevda’nın Bahçesi dizisinde baş rolde yer almış ama dizi yine tutmamıştı.
Star Tv ekranlarında ekim ayında izleyicisi karşısına çıkacak Sevgili Geçmiş dizisinin yönetmenliğini ise son olarak Bir Deniz Hikayesi dizisinde yönetmen olarak yer alan Aydın Bulut üstlenecek.
Sevgili Geçmiş Dizisi Konusu
Sevgili Geçmiş dizisinde zengin bir ailenin çocuğu ile evlenen Cahide isimli bir kadının kayını Cemal’in kendisine attığı bir iftira sonucunda kocasını öldürmekle suçlanıp 24 yıl ceza alması ve kendisi hapisteyken yetiştirme yurdunda yetişen üç kızının dram ve aşk dolu hikayesi anlatılacak.
Sevgili Geçmiş Oyuncuları Ece Uslu (Cahide) Ece Uslu 9 Eylül 1974 İzmir doğumludur ve şuanda 45 yaşının içindedir. Ece Uslu 9 Eylül 1974 İzmir doğumludur ve şuanda 45 yaşının içindedir. İlk olarak mankenlik ve tiyatro oyunculuğu ile sektöre giren Ece Uslu’nun ilk dizisi 1989 yapımı olan İz Peşinde dizisi oldu. Ece uslu ilk başrol deneyimini ise 1996 yapımı Kara Melek dizisi ile oldu. 2002 yılında Zerda dizisinde Türkiye’nin çok yakından tanıdığı bir isim oldu. Türkiye’nin bir dönemine damga vuran Zerda dizisinden sonra yine bir dönemin ünlü ismi olan Karagül de yer aldı ve Ebru karakteri ile dünyanın tanıdığı bir oyuncu oldu. Yirmiden den fazla dizi ve filmde yer alan Ece Uslu ne yazık ki 2017 de yer aldığı Dayan Yüreğim dizisinde beklediğini bulamadı ve dizi kısa zamanda başarısız oldu ve final yaptı.
Cahide kocasının ani ölümü yıkılan sonrasında da atılan iftira ile kocasını öldürme suçundan 24 yıl ceza almış çilekar ama güzel bir kadındır. Cahide tutuklanırken en büyük kızı üç ortanca kızı 2 ve en küçük kızı daha 6 aylıktır. Cahide evlatlarını hapiste büyütmektense onları yetiştirme yurduna vermeyi kabul eder.
Emre Kınay (Cemal Karalar) 1970 İstanbul doğumlu olan Emre Kınay 49 yaşının içindedir. Oyunculuğa tiyatro ile başlayan Emre Kınay İstanbul Duru Tiyatrosunun da sahibidir. Yılan Hikayesi dizisi ile ekranlarda tanınmaya başlanan Emre Kınay yeni nesle kendini Güneşi Beklerken dizi ile tanıtmıştır. Emre Kınay’ı Sibel Can ile başrollerini paylaştığı Sevda’nın Bahçesi dizisinde hüsran yaşamış sonrasında 2018 de yer aldığı ve Erkan Petekkaya ve Deniz Çakır ile başrollerini paylaştığı Vurgun dizisi de tutmamıştır. Bu nedenle Emre Kınay her dizi projesini titizlikle incelemekte artık başarısızlık ile karşılaşmak istememektedir.
Cemal Cahide’ye aşık bir kayındır Cahide’nin çocuklarının öz amcasıdır. Kuralcı ve oyun oynamayı seven bir adam olan Cemal 24 yıl Cahide’nin hapisten çıkmasını beklemiştir. Cahide’nin çıkması ile yengesi ile evlenip mutlu bir yuva kurmayı hayal eder.
Sevda Erginci (İpek Gencer) 3 Ekim 1993 İstanbul doğumlu olan güzel oyuncu Sevda Erginci 26 yaşındadır. ilk olarak 9 yaşındayken çocuk oyuncu olarak Koyu Kırmızı dizisinde yer alan Sevda Erginci Semaver Kumpanya’da çocukken tiyatro eğitimi almıştır. 1.65 cm boyunda ve 50 kg olan Sevda Erginci Karagül dizisinde de Ayşe karakterine hayat vermesi ile ünlenmiştir. Son dönemde Star Tv ekranlarının gençlik dizisi Hayat Bazen Tatlıdır ve Ver Elini Aşk dizilerinde yer alan Sevda Erginci son olarak Yasak Elma dizisinde Zeynep karakteri ile yer almış ve çok büyük bir başarı yakalamıştır. Yasak Elma dizisi devam etmesine rağmen Sevda Erginci partneri Onur Tuna ile diziden ayrılmıştır.
İpek Cahide’nin kızlarının ortancasıdır. Yetiştirme yurdunda evlatlık verilmiştir ama evlatlık olduğunun farkında değildir ta ki o mektup İpek’in eline ulaşıncaya kadar. Tekin Malik ile tnaışınca aralarında ki yaş farkına bakmaksızın ona aşık olur ama Tekin Malik İpek’in üvey ailesinin mal varlığını bitirir.
Seçkin Özdemir (Sinan Malik) Seçkin Özdemir 1981 İstanbul doğumludur. İlk olarak radyo programcısı olarak göreve başlayan Seçkin Özdemir daha sonra DJ olarak çalışmıştır. 2004 ilk olarak televizyon programı sunan Seçkin Özdemir sunuculuktan sonra oyunculuk teklifleri almış ve oyunculuk eğitimi almaya karar vermiştir. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde oyunculuk eğitimlerini tamamlayan Seçkin Özdemir Başkent İletişim Akademisi’nde tiyatro eğitimlerini tamamlamıştır. Yakışıklılığı ile çok dikkat çeke Seçkim Özdemir ilk olarak Al Yazmalım dizisinde baş rolde yer almış ve çok sevilmiştir. Sonrasında Racon Ailem ve Kiralık Aşk dizilerinde yer alan Seçkin Özdemir 2018 yapımı Tehlikeli Karım ve Can Kırıkları dizilerinde baş rolde yer almış ama dizi dizi de tutmamıştır.
Deniz’i çok seven Sinan Malik’in para ile ilgisi yoktur; haksızlık karşısında öleceğini bilse suzmaz. Kimseyi ezmez zayıfı güçlüye ezdirmez. Yalnız gelmiş yalnız gider bağlanmak ona göre değildir. Açık sözlü bir adamdır. Sinan yıllar sonra babasının yaşadığı kasabaya geri döner. Sinan İpek’e karşı imkansız bir aşkın peşine düşecektir.
Elifcan Ongurlar (Çilem Doğan) Elifcan Ongurlar haziran 1993 de İzmir’de dünyaya gelmiştir. İkizler burcu olan güzel oyuncu şuanda 26 yaşındadır. İstanbul Beykent Üniversitesinde oyunculuk eğitimi alan Elifcan Ongurlar 170 cm boy ve 60 kg ağırlıkta olan düzgün fiziği ile dikkat çekmektedir. İlk olarak daha 18 yaşında Ateşin Düştüğü Yer filminde oynayan bu filmle tanındıktan sonra Kayıp Şehir dizisinde Seher karakterine hayat verme şansı yakalayan Elifcan Ongurlar geleceğin yıldızları arasında yer alacağını o zamandan göstermişti. Son dönemde Kara Ekmek ve Kiralık Aşk gibi önemli dizilerde yer alan Elifcan Ongurlar son olarak Kızlarım İçin dizisinde rol almıştı.
Çilem güzeller güzeli bir kızdır. Cahide’nin en küçük kızıdır. Azra ile aynı yurtta kardeş gibi büyümüşlerdir. Azra hem onu korumuş kollamıştır. Çilem yetim büyüdüğü için artık hayatta hep iyi şeyleri hak ettiğini düşünür çünkü o acıları küçükken çekmiştir. Çok kıskanç bir kızdır
Burak Yamantürk (Kenan Soykan) Burak Yamantürk 23 Aralık 1983 Kocaeli doğumludur. 36 yaşında olan Burak Yamantürk Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuar mezunudur. Aslen Sivaslı olan Burak Yamantürk ilk olarak Veda dizisi ile ekranlarda boy göstermiştir. Yine 2017 yılında İçimdeki Fırtına dizisinde Fırat ve 2015 yılında Acı Aşk dizisinde Mehmet karakteri ile yer almıştır. Burak Yamantürk son olarak Kayıtdışı dizisinde Arda karakteri ile yer almış ama dizi tutmamıştır. Burak Yamantürk ünlü oyuncu Özge Özprinççi ile aşk yaşamaktadır.
Kenan Güneşli Bahçe kasabasının çek senet mafyasıdır. Aslında içinde temiz bir çocuk vardır ama parayı bu yolla kazanmayı öğrenmiştir. Hayatından çok kız gelip geçmiştir ama Deren ile tanışınca gerçek aşkı bulur.
Melis Sezen (Deren Mutlu) 1993 İstanbul doğumlu olan Melis Sezen 26 yaşındadır ve Koç Üniversitesi Medya ve Görsel Sanatlar bölümü mezunudur. Melis Sezen Siyah İnci dizisinde hayat verdiği Ebru karakteri ile en önemli ekran deneyimini yaşamıştır. Murat Dalkılıç ile yaşadığı aşk söylentileri ile tanınan Melis Sezen Hayat Bazen Tatlıdır dizisinde hayat verdiği Asya karakteri ile sevilmiş ve tanınmıştır. Melis Sezen ilk başrol deneyimini ise Leke dizisinde hayat verdiği Yasemin karakter yaşamış ve dizisi tutmasa da ismini Türkiye’ye öğretmeyi başarmıştır. Melis Sezen profesyonel dansçıdır.
Deren çalıkanlığı ile tıp fakültesini derece ile bitirmeyi başarmıştır. Deren hem disiplinli hemde çalışkan bir kızdır. Ders çalışmaktan güzelliğini görecek vakti olmamış. Kenan’ı görene kadar da aşk nedir bilmemiştir.
Özge Özacar (Azra Yılmaz) 1993 İstanbul doğumlu olan Özge Özacar Marmara Üniversitesi Gazetecilik bölümü mezunudur. İlk olarak Tatlı Küçük Yalancılar dizisi ile ismini duyuran Özge Özacar 1.64 boyunda ve 54 kilodur. Son dönemde Dolunay ve Lise Devriyesi dizileri kadronda yer almıştır. Lise Devriyesinde hayat verdiği Meltem karakteri çok sevilmiştir. 2019 da Hababam Sınıfı Yeniden filminde Didem karakterine hayat vermiştir. 2017 yapımı Meryem dizisinde ise Naz olarak yer almıştır. İcon-talent menajerliğin oyuncusudur.
Azra Cahide’nin en küçük kızı Çilem’in yurttan arkadaşıdır. Barda şarkı söyleyerek para kazanmak zorundadır. En büyük isteği ise albüm yapmaktır. Güzel bir sesi vardır ama tam bir arızadır. Güneşli Bahçe köyüne gelince Mahir’e aşık olur ama Mahir’in İpek’e aşık olduğunu tez zamanda anlar ve yıkılır.
Burak Çelik (Mahir Denizhan) Burak Çelik 1992 İstanbul doğumludur. 27 yaşında olan Burak Çelik manken, model ve dizi ve film oyuncusudur. 2013 Best Model of Turkey ve World birincisi olan Burak Çelik tescilli bir yakışıklıdır. Burak Çelik’i biz Karagül dizisinde canlandırdığı Serdar karakteri ile tanıdık. Sonrasında Ardından Hayat Sevince Güzel dizisinde ilk başrol deneyimi yaşayan Burak Çelik çok sevilmiştir. Burak Çelik son olarak Söz dizisinin 3. sezonunda Selim karakterine hayat vermiştir.
Mahir marangozluk ve dekorasyon işleri ile uğraşmakta. Kısa süre önce anne ve babasını kaybediyor ve bundan sonra biraz yalnız kalmak istiyor. Güneşli Bahçe halkı Mahir’i çok sever ve sayar. Adaletli bir gençtir. insanlara yardım etmek en büyük zevkidir. Sıcak kanlı bir adam olmasına rağmen yalnız olmayı ister. İpek’e aşıktır ama çok kimse bilmez.
Mihriban Er (Perihan) Mihriban Er son olarak Bir Zamanlar Çukurova dizisinde yer almış ve Sevil karakterine bir kaç bölüm hayat vermişti. Mihriban Er 1966 İstanbul doğumlu ve 53 yaşında ki deneyimli sinema ve dizi oyuncusudur.Se
Sevgili Geçmiş dizisinde Perihan gelinlik ve moda tasarımcısı olarak kasaba da sevilen bir esnaftır.
Renan Bilek (Komiser Akif) Renan Bilek Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisinde hayat verdiği Süleyman karakteri ile tanınmıştır. 1968 İstanbul doğumlu olan Renan Bilek 51 yaşındadır ve Galatasaray Lisesi mezunudur. Sadece oyuncu değil aynı zamanda da ses sanatçısı olan Renan Bilek son olarak Yeşil Deniz Hilmi Çakırlı olarak yer almıştır.
Renan Bilek Sevgili Geçmiş dizisinde Akif isminde bir komisere hayat verecektir. Akif İpek’in annesi Afet’e aşıktır.
Hülya Duyar (Afet) 1970 Sivas doğumlu olan Hülya Duyar artık 49 yaşının içindedir. Televizyon sektörüne kuaför ve makyöz olarak giren daha sonra bir kaç projede yer alıp çok beğenildikten sonra oyunculuk eğitimleri alan Hülya Duyar özellikle Evlat Kokusu ve Karagül dizilerinde hayat verdiği karakter ile çok tanınmıştır. Hülya Duyar son olarak Nefes Nefese dizisinde Kıymet Hala olarak yer almıştır
Sevgili Geçmiş dizisinde Afet İpek’in annesi olarak ekranlarda yer alacaktır.
Zeynep Gülmez (Müjgan Kutlu) 1974 Bursa’da doğumlu olan Zeynep Gülmez 45 yaşının içindedir. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel sanatlar Fakültesi Tiyatro bölümü mezunu olan Zeynep Gülmez Yeşil Deniz dizisi ile televizyonda çok sevilmiştir. Zeynep Gülmez son olarak Kocaman ailem dizisinde Jale Ateş olarak ekranlarda yer almıştır. Bursa Devlet Tiyatrosu’nda oyuncu olarak göreve başlayan Zeynep Gülmez sayısız tiyatro oyununda yer almıştır. Zeynep Gülmez’in ilk dizisi ise Mahallenin Muhtarları dizisi olmuştur.
Müjgan başarılı bir psikologtur. Evladı olmayınca Deren’i evlatlık olarak alır ama ona evlatlık olduğunu söylemez. Sonradan bir evladı olunca Deren’i sevememiştir.
Şahin Ergüney (Harun Kutlu) Şahin Ergüney 1962 doğumludur ve 57 yaşındadır. Hem oyuncu hemde seslendirme sanatçısıdır. Asuman Ergüney ile evlidir. Hacettepe Üniversitesi Tiyatro bölümü mezunudur.
Harun Deren’in babasıdır. Başarılı bir doktordur. Kendi hastahanesi vardır.
Yunus Narin (Aras Kutlu) Yunus Narin 1989 İzmir doğumludur ve 30 yaşındadır. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunudur Sinema ve Televizyon okumuştur. İlk olarak Yılanların Öcü dizisinde yer aldı. Aktif olarak tiyatro ile ilgilenmektedir. Yunus Narin son olarak İstanbul’lu Gelin dizisinde Garip karakterinin gençliğini oynamıştı. Yunus Narin Sevgili Geçmiş dizisinde Aras karakterine hayat verecek.
Sevgili Geçmiş dizisinde Aras yakışıklı bir gençtir. Deren’in üvey erkek kardeşidir. Deren evlatlık olarak alındıktan sonra Aras doğmuştur. Gezmeyi tozmayı seven bir gençtir. Müjgan ile Harun’un biricik evladıdır.
Yurdaer Okur (Tekin Malik) 1974 Samsun’da doğumlu olan Yarbay Aydın 45 yaşında yakışıklılığı ile hala genç kızların dikkatini çeken bir karizmadır. Hacettepe’de tiyatro eğitimi alan Yarbay Aydın uzun süredir dizi piyasasında yer alsa da Yeter dizisinde hayat verdiği Yekta karakteri ile tanınmıştır. Hem psikopatı hemde başrolü en iyi oynayabilen oyunculardan biri olan Yarbay Aydın Alıja dizisi ile ismini dünyaya duyurmayı başarmıştır; zira dizi de İzzetbegovic olarak izleyici ile buluşan Yarbay Aydın büyük beğeni toplamıştır. 2017 de uyuşturucu kullandığı gerekçesi ile göz altına alınan Yurdaer Okur sıkıntılı günler yaşasa da son olarak 2018 de Nöbet dizisinde Binbaşı Barış Kalender ve 2019 da 7. Koğuştaki Mucize filminde Yarbay Aydın olarak yer almıştır. Yurdaer Okur Sevgili Geçmiş dizisinde konuk oyuncu olacak ve ilk bölümde ölerek ekranlara veda edecek.
Tekin başa bela bir adamdır. Güneşli Bahçe kasabasının zengin ve güçlü adamlarından biridir. İpek ile bir sözleşme imzalayan Tekin İpek’i zorla kendisi ile evlenmeye ikna eder. Ailesini kurtarmak isteyen İpek kendini feda eder ve Tekin ile evlenmeyi kabul eder; ancak Tekin İpek’i oğlu Sinan’dan kıskanır ve İpek’i döver. İpek Tekin’den kurtulayım derken Tekin merdivenlerden düşer ve ölür.
Burak Demir 1978 Ankara doğumlu olan Burak Demir şuanda 31 yaşındadır. Bilkent Üniversitesinde Tiyatro eğitimlerini tamamlayan Burak Demir ilk olarak 2000 yılında “Bizim Evin Halleri” dizisi ile izleyicisi karşısına çıkmıştır. Arka Sokaklar ve Muhteşem Yüzyıl gibi dizilerde önemli rollerde yer alan Burak Demir asıl çıkışını Şevkat Yerimdar dizisinde hayat verdiği Niko ve Diriliş Ertuğrul dizisinde ise Sivas Valisi Hüsamettin Karaca karakterleri ile yakalamıştır.
Dizi film yapımcısıdır. Sapık ve güçlü bir adamdır. Çok parası vardır.
Melih Selçuk (Refik) Melih Selçuk 7 Şubat 1984 Mardin doğumludur. Çok zeki bir insan olan Melih Selçuk Boğaziçi Üniversitesi İşletme bölümü mezunudur. Fen lisesi öğrencisidir. İlk olarak 2008 yapımı Süt filminde yer almıştır. Melih Selçuk Pis Yedili ve Adını Feriha Koydum dizilerinde de yer almıştır.
Refik Tekin’in yıllar önce hizmetine aldığı kimsesiz bir çocuktur. Tekin beyin genel ayak işlerine Refik bakar. Tekin beye bağlıdır ondan başka da gidecek bir yeri yoktur. Temiz kalpli bir adamdır. Tüm kötülükleri Tekin’e yaranmak için yapmıştır.
Çiçek Acar (Gülistan) Çiçek Acar 16 kasım 1981 İzmir doğumludur. Güzel oyuncu şuanda 38 yaşındadır ve Müjdat Gezen Sanat Merkezinde oyunculuk derslerini tamamlamıştır. 2014 yapımı Hatsız Kulmaz dizisi ile ünlenmiştir. Çiçek Acar son olarak Cennetin Gözyaşları dizisinde Nilgün karakteri ile yer almıştı.
Seray Ercan(Ebru) Sevgili Geçmiş dizisinde Ebru karakteri ile Seray Ercan diziye ilerleyen bölümlerde dahil olacak
Sevgili Geçmiş Burak Burak Çilem’in sevgilisidir. Çilem’in karnında Burak’ın bebeği vardır. Çilem’i çok sevmektedir.
Sevgili Geçmiş 2. Tanıtım Fragmanı
Sevgili Geçmiş Tanıtım Fragmanı
Sevgili Geçmiş Nerede Çekiliyor? Sevgili Geçmiş dizisi çekimleri için Ece Uslu ve Emre Kınay İzmir Urla’da bir araya geldi. Önce Urla’da bir otele yerleşen Sevgili Geçmiş dizisi başrol oyuncuları Urla çekimleri boyunca bu otelde konaklayacak.
Sevgili Geçmiş dizisinin köy/kasaba çekimleri ise İzmir’in Urla ilçesinin Kuşçular köyünde gerçekleşecek. Eşsiz doğası ve rüzgar gülü manzaraları ile izleyicinin çok seveceği Kuşçular köyü Sevgili Geçmiş dizisi ile turistik bir köy olacak.
İzmir ile Urla’nın Kuşçular köyü arası 43 km’dir. İçerinde çok sayıda site ve kooperatif bulunmaktadır.
Sevgili Geçmiş Dizisinden Ayrılan Oyuncular Erkan Petekkaya (Konuk Oyuncu) 1970 Elazığ doğumlu olan Erkan Petekkaya 49 yaşındadır. Didem Petekkaya ile evli olan başarılı oyuncunun Cem Cano Petekkaya isminde bir evladı var. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunu olan Erken Petakkaya 28 yaşında ilk dizisini çekmiştir. Erkan Petekkaya’nın tanınması ise Aynalı Tahir dizisi ile olmuştur. Özellikle Beyaz Gelincik dizisi sonrası büyük bir üne kavuşmuştur.
Erkan Petekkaya’nın erkek başrol olarak yer aldığı Öyle Bir Geçer Zaman ki ve Dila Hanım döneminin en iyi dizileri arasın da gösterilse de oyuncu Paramparça dizisinde hayat verdiği Cihan karakteri ile ismini artık dünyaya duyurmuştur. Son olarak Vurgun dizisinde yer alan Erkan Petekkaya ne yazık ki son iki dizisinde 10 bölümü geçememiştir.
Erkan Petekkaya Sevgili Geçmiş dizisi yapımcısı Süreç Film ile 2020 de bir dizi yapmak için anlaşma imzaladı anlaşmada ise Sevgili Geçmişte bir bölüm konuk oyuncu olmak için de imza attı. Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Dizi Fragmanlar Yeni Fragmanlar Sesli Chat Zalim İstanbul Fragman Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Çocuk Fragman Güvercin Fragman Ferhat İle Şirin Fragman Sevgili Geçmiş Fragman Aşk Ağlatır Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.06.11 16:21 fragmanlife Yabanci Dizisi Oyunculari Kadrosu Kanali Yapimcisi Yonetmeni Konusu ozeti

Show TV ekranlarında yeni sezonda başlayacak dizilerden birisi de Yabancı isimli dizi oldu. Yabancı dizisi deyince Yabancı ülkelerde çekilmiş Türkiye’de gösteriler bir kız olarak algılamayın, bu ülkemizde yerli oyuncular da çekilmiş ama dizinin adı yabancı olan yepyeni bir dizi. Show TV ekranlarında yayınlanması bekleyen yabancı dizisinin oyuncu kadrosunda kimler var yabancı dizisinin konusu ve özeti hikayesi nasıl yabancı dizisinde kimler var yapımcısı yönetmeni ve oyuncu kadrosu hakkında sizlere burada bilgiler vereceğiz.
Yabancı Dizisi Kadrosu Kanalı Yapımcı ve Senaristi Q3 medyanın Show TV ekranları için hazırlayacağı yeni sezon dizilerinden birisi olan yabancı isimli dizinin oyuncu kadrosu henüz netleşmediği için sizlere detaylı bilgiler veremesek de senaryosunu Deniz Akçay’ın kaleme almış olduğu yabancı dizisinin yeni sezonda Show TV’de ekrana geleceği kesinlik kazandı. Yabancı isimli dizinin adı değişir mi yepyeni bir isim ile karşımıza çıkar mı şimdilik bilemiyoruz ama kod adı olarak yabancı ismi verildi bile.Yabancı Dizisi Oyuncuları Kadrosu Kanalı Show tv
Yabancı dizisinin senaryosunu yazan Deniz Akçay’ın oldukça farklı ve kaliteli bir iş çıkaracağı ve şimdiden hem oyuncu kadrosuyla hem de dizide adı geçen İlker Kaleli’nin sergileyeceği performansta ilgili çok güzel haberler gelmeye başladı. Eğer büyük bir değişiklik olmazsa Yabancı dizisi Show TV ekranlarında izleyicilerle buluşacak. yabancı dizisinin oyuncu kadrosunda ilk olarak adı geçen oyuncu İlker Kaleli oldu. Son olarak Poyraz Karayel dizisi ile izlemiş olduğumuz İlker Kaleli’nin yabancı dizisinde oynayıp oynayamayacağı şimdilik kesinlik kazanmasa da oyuncudan haber beklenildiği bildirildi.
Yabancı Dizisi Oyuncuları Kadrosu Kanalı Yapımcısı Yönetmeni Konusu Özeti Eğer İlker Kaleli yabancı dizisinin kadrosuna dahil olursa uzun bir aradan sonra yepyeni bir dizi ile Show TV’de sevenlerinin karşısına çıkmış olacak. Bir süredir seyirciden uzak kalan İlker Kaleli’nin yabancı dizisinden gelen bu teklifi çok sıcak büyük ihtimalle bu teklifini kabul edeceği bize gelen bilgiler arasında. Yabancı dizisi ile ilgili İlker Kaleli dışında herhangi bir oyuncu adı geçmezken çok kısa süre içerisinde oyuncuların belli olacağı ve tüm oyunculara teklif götürülerek Q3 medyanın kısa süre içerisinde yabancı isimli dizisinin kadrosuna oluşturacağı belirtiliyor.Yabancı Dizisi Oyuncuları Kadrosu Kanalı
Yabancı dizisinin oyuncu kadrosu kimlerden oluşuyor yabancı dizisinde hangi oyuncular yer alacak yabancı dizisinin Show TV’de ne zaman ve hangi gün yayınlanacağı şimdilik bilinmezken yabancı dizisinin yaz sezonunda veya 2019-2020 sezonunda Show TV’de ekrana geleceği ve Q3 Medya tarafından izleyicilere sunulacağı ve İlker Kaleli’nin teklif götürülen ilk başrol oyuncusu olduğu şimdilik ilk öğrendiğimiz bilgiler arasında. İlerleyen günlerde daha detaylı bilgileri sizlere sunmaya ve Yabancı dizisi ile ilgili bilgileri haberleri burada sizlere yazmaya devam edeceğiz.
Yabancı Dizisi Oyuncuları Kadrosu Kanalı Yapımcısı Yönetmeni Konusu Özeti ve haberlerini sizlere sunmaya devam edeceğiz bu sayfada.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.02.03 12:56 fragmanlife 2 Subat 2019 cumartesi tv dizileri ve tanitim ozetleri

2 Subat 2019 cumartesi tv dizileri ve tanitim ozetleri Kalk Gidelim 57. Bölüm Fragmanı sesli 9 şubat cumartesi Kalk Gidelim 57. Bölüm tanıtımı izle Kalk Gidelim Son Bölüm Fragmanı trt1
Kalk Gidelim 56. Bölüm özeti
Hacı Hüseyin hastaneye kaldırılır. Seyfettin, Mustafa Ali ve Nuriye hastanede tedirgin beklerken Dal kardeşler bundan sonra birlik olmak için birbirlerine söz verirler. Diğer yandan evlilik hazırlığı içinde olan Meryem ise Ercan’ın Nurcanın kardeşi olduğunu evlenirken meydanda herkes toplanmışken söylemeyi planlar. Bu planı Badegül öğrenir ve Nurcan yengesine söyleyip söylememe arasında kalır. Diğer yandan Şakir ile Dudu, Veli ile Duru da belediyede nikah kıyıp evlerine geçmeyi planlarken Seyfettin ve Mustafa Alinin geliştirdiği bir plan sonrası gençlere coşkulu bir düğün yapmaları icap edecektir. Canberk bir yandan borçlarını ödemek için işine dört elle sarılırken diğer yandan amca ve babasına Halim ve Samimle birlikte yardım edecektir. Fakat bu plan tıkır tıkır işliyormuş gibi dursa da ummadıkları bir sonla şok olacaklardır. Tüm bunlar olurken Sefer Zeytinde gizemli birtakım haller vardır. Çocukluğuna dair bir fotoğraf vardır. İki kişilerdir ve diğerinin kim olduğu Şakir tarafından merak konusuyken bir kız da Seferi ve Perihanı sürekli aramaktadır. Şakir hem fotoğraftaki diğer kişiyi hem de kızı merak edip babasını sıkıştırınca Sefer durumun bambaşka bir boyutu olduğunu açıklar.
İkizler Memo Can 13. Bölüm Fragmanı sesli 9 şubat cumartesi İkizler Memo Can 13. Bölüm tanıtımı izle İkizler Memo Can son Bölüm Fragmanı kanald
İkizler Memo Can 12. Bölüm özeti
Onurun doğum günü partisi için herkes bir gece kulübünde toplanır. Tüm gözler Melekin üstündedir. Yarene bir deneme çekimi teklifi gelir. Ancak Osman ve Mahmut bu konuya pek sıcak bakmamaktadır.
Mahallede yerel seçim telaşı vardır. Prostat muhtarlığa adaylığını koyar. Memo ve arkadaşları seçim anketi düzenler.
Memo ve arkadaşlarının çıkardığı mahalle gazetesi yayınladığı haberler nedeniyle mahalleliyi birbirine düşürür.
Onur, Melek ve ikizler hafta sonu tatili için Kartalkayaya gitmeye karar verirler. Ancak peşlerinde onları takip eden tehlikeli biri de olacaktır.
Onurun düzenlediği doğum günü partisinde tüm gözler Melekin üzerine çevrilir! İkizler Memo – Can yeni bölümüyle Cumartesi 19.45 e Kanal Dde!
Erkenci Kuş 29. Bölüm Fragmanı sesli 9 şubat cumartesi Erkenci Kuş 29. Bölüm tanıtımı izle Erkenci Kuş Son Bölüm Fragmanı star tv
Erkenci Kuş 28. Bölüm özeti
Can ve Ceydanın barda birlikte olduğunu öğrenen Sanem, kıskançlık krizine giriyor.
Can ve Ceydanın barda birlikte olduğunu öğrenen Sanemi uyku tutmaz. Birlikte dağ evine gideceklerini düşünüp yola çıkar.. Bir kenarda gizlenen Sanem, Canı beklemeye başlar. Tahmini yanlış çıkar, Can tek başına eve gelmiştir ve Sanemin gizlendiğini fark eder ve bu durum hiç hoşuna gitmez. Bu arada ajanstakiler Red mode kampanyası için çalışmaktadır, bu iş Can için çok önemlidir, fakat Aylinn kafasında başka planlar vardır. Bir yandan mahallede de söz telaşı vardır. Osman, Leylayı istemek için hazırlıklara başlamıştır.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 21:01 fragmanlife Ask Yalani Sever dizisi konusu ve oyunculari

Ask Yalani Sever dizisi konusu ve oyunculari Ölüm döşeğindeki Hüseyin Koçoğlu’nun son dileği, yıllar önce sahip çıkmadığı torunu Ece’nin bulunmasıdır. Bu dileği gerçekleştirmek için elinden geleni ardına koymayan diğer torunu Ferit, bir türlü Ece’yi bulamaz. Ancak olaylar, sonunda dedesine sahte bir torun bulma fikrine razı olan Ferit’in beklediği gibi gelişmeyecektir
Ünal Silver kimdir? Nihat Aslan Ünal Silver Ünal Silver Nihat Aslan Aslan ailesinin direğidir. Sıcak bir mahallede, babalarından miras kalan orta halli müstakil bir evde kız kardeşi Canan, erkek kardeşi Rafet ve kızı Peri’yle beraber yaşarlar. Mario adını verdikleri köpekleri ise evin vazgeçilmez üyesidir.
Buse Aslan kimdir? Peri Aslan Buse Aslan Buse Aslan Peri Aslan Aslan ailesinin gururu, babasının kıymetlisidir. Tek ayaküstünde bin türlü yalan uydurabilen ve her çeşit çıkmaz durumda fikir üretebilen pratik bir zekâya sahiptir. Bu yeteneğini kullanarak hem kendinin hem de ailesinin ekmeğini kazanmanın yolunu her zam
Ünal Silver kimdir? Nihat Aslan Ünal Silver Ünal Silver Nihat Aslan Aslan ailesinin direğidir. Sıcak bir mahallede, babalarından miras kalan orta halli müstakil bir evde kız kardeşi Canan, erkek kardeşi Rafet ve kızı Peri’yle beraber yaşarlar. Mario adını verdikleri köpekleri ise evin vazgeçilmez üyesidir.
Eren Hacısalihoğlu kimdir? Ferit Koçoğlu Eren Hacısalihoğlu Eren Hacısalihoğlu Ferit Koçoğlu Ferit Koçoğlu’nun hayattaki tek varlığı, idolü ve değer verdiği kişi dedesi Hüseyin Koçoğlu’dur. Aynı onun gençliğindeki gibi soğuk, ağırbaşlı, sorumluluklarının bilincinde ciddi bir işadamı olup çıkar. O, Koçoğlu ailesinin varisi ve proje çocuğudur.
Ender sahip olduğu her şeyi kaybetmesinin ardından iyice hırçınlaşmıştır. Kendi düştüğü durumu eski dostlarından gizlemeye çalışırken tüm kapılar bir bir yüzüne kapanır. Yıldız eski iş yerine geri döner ama orası artık onun için güvenli değildir.
Zeynep ise Alihan’dan kaçmaya çalıştıkça onu daha çok düşündüğünü ve onu içinde büyüttüğünü anlar.
Yaprak’ın zamanında müdahalesi Ali’yi gitmekten vazgeçirmiştir. Ancak Yaprak’ın söyledikleri Ali’nin kalbini ona açmasını iyice imkansız hale getirir. Tekrar bir araya gelen ekip önce Barış’a aklını başına getirecek bir oyun hazırlarlar. Sonra da Ali, Bade’ye hayatının dersini verir. Kendini aklamaya çalışan Ela, Tekin’i suçsuzluğuna inandıramaz. Bulduğu ipucu da boş çıkar. Üstelik bir de kapkaça uğrar. İmdadına Ali ve Tekin yetişir. Ancak çantasını kaptırır, içinde Ali’den ayrıldığından beri her şeyi yazdığı günlükte vardır. İstedikleri parayı bulamayan bir de üstüne dayak yiyen kapkaççılar defteri ele geçirir. Bunu Tekin’e şantaj için kullanırlar. Üstelik işin içinde Ali’yi de çekerler. Okulda ise turnuva heyecanı vardır. Okul gezisine giden öğrenciler müsabakaya katılırlar. Gezi herkes için sürprizlerle dolu geçerken her şeyden habersiz Ali büyük tehlikededir.
Peri'nin kaza geçirmesi, Ferit'in gizli kalan duygularının açığa çıkmasına neden olur, bu durum ikilinin arasındaki çekimi, gözle görülür hale getirir. Gonca'nın tedirgin bekleyişi sürerken, Yaman Efe'nin hayalleri uğruna çıktığı yolculuk, Başak'ın bildiği bütün gerçeklerin yerlebir olmasına neden olacaktır. Aşk Yalanı Sever Pazartesi akşamı saat 20.00'de FOX'ta
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.03 16:10 fragmanlife Eskiya Dunyaya Hukumdar Olmaz Dizi Konusu ve Oyunculari

Her salı atv ekranlarında seyirciyle buluşan dizi büyük bir ilgi gördüğü için iki sezondur devam ediyor. Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz konusu Hızır Çakırbeyli’nin başından geçenlerden oluşuyor. Hızır Çakırbeyli genç yaştan itibaren karanlık işlerle uğraşmakta ve yer altı dünyasının ünlü bir mafya babası olmak için çabalamaktadır. Yaşadığı karanlık dünya Hızır’ın uzak olduğu bir hayat değildir. Karanlık dünya ile içli dışlı olan Çakırbeyli bulunduğu konumdan yaşadığı hayattan oldukça memnundur. Bulunduğu karanlık dünyada “reis” olarak tanınan, adlandırılan Hızır Çakırbeyli, ağabeyi öldükten sonra onun yerine bu mafya masasına oturmuştur. Her şey Hızır Çakırbeyli!nin istediği şekilde ilerlerken Çakırbeyli ağabeyinin katilini bulma girişimine başlar ancak bilmediği bir şey var ki o da mafya masa lideri Ünal Kaplan’ın ağabeyini öldürmüş olmasıdır.
Bir arada toplanıp kaçak silah üreten mafya ekibi dışarıya silah satmaktadır. Devlet kaçak silah satın almak için masa lideri Ünal Kaplan ile anlaşma sağlamaya çalışır ancak Ünal Kaplan buna pek yanaşmaz. Devlet Hızır Çakırbeyli ile işbirliği yapmaya karar verir. Çakırbeyli devlet ile işbirliği yapmaya sıcak bakmaktadır ve isteklerini kabul eder. Ancak devletin başka bir isteği daha vardır o da Ünal Kaplan’ın liderliğini sonlandırıp Hızır Çakırbeyli’yi masa lideri yapmaktır. Artık Ünal Çakırbeyli’nin rakibi iyi tanıdığı, oldukça güçlü bir masa üyesidir.
Dizinin konusu her sezon değişmektedir. Dizi iki sezon oynamaktadır. Birinci sezonda yukarıdaki konular işlenmiştir (birinci sezon 1-40 bölümden meydana gelmiştir). İkinci sezonda ise masa lideri olarak Hızır Çakırbeyli karşımıza çıkıyor. Hızır Çakırbeyli masa lideri olduktan sonra derin devlet işleri ile uğraşmak durumunda kalıyor. İkinci sezon 41, bölümde başlamaktadır. Hala devam eden dizi oldukça büyük reyting almaktadır. Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz konusu bu şekilde oluşmaktadır.
Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Oyuncuları / Karakterleri:
Hızır Çakırbeyli (Hızır, Reis, Hızır reis) – (Oktay Kaynarca’nın canlandırdığı karakterdir)
Dizinin baş rol oyuncusudur. 45 yaşlarında, mutlu bir evlilik sürdüren üç çocuk babasıdır. Arkadaşları reis, çakır diye hitap etmektedir. Annesi Hızır diye çağırmaktadır. Hızır Çakırbeyli’nin hayatını değiştiren en büyük olay ise abisi Ömer’in düşmanları tarafından öldürülmesi ve Çakırbeyli’nin abisi yerine mafya üyeliği yapmasıdır. Abisi ölmeden önce kardeşinden intikamını almasını istemiş ve mühendisliği bir süreliğine rafa kaldırmaktır. Abisinin isteğini yerine getirmek için her şeyi göze alan Çakırbeyli ilk olarak ceza evine girer daha sonra mafya üyesi olur. Her şeyden haberdar olan Hızır Çakırbeyli oy birliği ile masa lideri Ünal’ı şutlayıp onun yerine lider olur. Birinci sezonda vurulan Çakırbeyli ikinci sezonun başlangıcında yine eskisi gibi sapasağlamdır. Yarası iyileşmiş ve artık eskisinden daha güçlüdür. İşlerine kaldığı yerden devam eder.
Meryem Çakırbeyli – (Deniz Çakır, karakteri canlandıran ünlü isim)
Hızır Çakırbeyli’nin karısıdır. Oldukça net bir insandır. Onurlu gururlu bir insan olmasına rağmen kocası Hızır’ın Nazlı adındaki bayan ile ilişkisini öğrendikten sonra da ses çıkarmaz, İnsanlığından taviz vermez. Bazı olaylardan dolayı hapse girmiş ve kısa zaman zarfında çıkmıştır. Hızır ile Nazlı’nın ilişkisini öğrendiği zaman boşanmak istemiş ancak bir türlü boşanma imkanı bulamamıştır. Hayriye ananın oyunu ile eve geri dönmek zorunda kalmıştır. Sezon finalde Nurten’in adamları tarafından vurulmuştur.
Ceylan Özsoy – (Sanem Çelik’in canlandırdığı karakter)
Eniştesi (Yusuf Çakırbeyli) öldükten sonra ablası Handan ile sürgün hayatı yaşamak zorunda kalan Ceylan yüreğinde Hızır Çakırbeyli’ne duyduğu nefret ve aşkla hesap gününü beklemektedir. Bütün bu olaylar olurken Hızır, Meryem ile evlenmiş güzel bir hayatın adımını atmıştır. Nefreti iyice büyüyen Ceylan yirmi senedir Çakır ile yüzleşmeyi beklemiştir. Hesap günü gelip çatsa da Ceylan gerçekten kaçmıştır çünkü yeğeni Alparslan’ın zarar görmesinden korkmuştur. Uzun bir zaman sonra kaybedecek hiç bir şeyi kalmayan Ceylan bütün nefretiyle Hızır’ın karşısına mafya olarak çıkar. Ceylan’ın varlığından tedirgin olanlar Ceylan’dan kurtulmanın yollarını aramaktadır. Ceylan diğer mafya kadınlardan çok farklıdır. Oldukça enerjik, hayatı seven, eğlenceli biridir. Ancak yapmak istediğini eninde sonunda yapar, tutkulu bir mafya kadınıdır. İşte herkesi tedirgin eden de Ceylan’ın bu tutkulu tavrıdır.
Ünal Kaplan – (Tarık Ünlüoğlu’nun canlandırdığı karakter)
55 yaşındadır ve yer altı dünyasının büyük patronu, masa lideridir. Herkes onun emrine amadedir. Merhametsiz bir insan olan Ünal Kaplan kendisine karşı koyan, kafa tutan hiç kimseyi yaşatmamakta, yoluna taş koyanın yoluna taş olmaktadır. Hızır Çakırbeyli oldukça zeki ve gözü kara bir insandır. Lider olan Ünal Kaplan’ın rakibi olma yolunda ilerleyen Çakır Ünal Kaplan’ın düşmanlığını kazanmıştır. Dünyada en çok değer verdiği biricik kızı hayata veda ettikten sonra daha kötü ve acımasız olan Ünal Kaplan Çakır’dan nefret etmektedir.
Alparslan Çakırbeyli – (Yunus Emre Yıldırımer’in canlandırdığı karakter)
26 yaşında oldukça genç bir mafya üyesidir. Çakırbeyli ailesinden çok uzakta yurt dışında yetişmiş orada bir süre kalmıştır. Sevgilisi Özlem’in ölümünden sonra acımasızlaşan Alparslan, hocası Nevzat’tan dersler almaktadır. Hızır Çakırbeyli abisini emaneti olan Alparslan’ın bu tür kötü işlere girişmesinden pek hoşnut olmaz. Olabildiğince uzak durması gerektiğini anlatsa da Alparslan amcasının sözünü dinlememekte yer altı dünyasına girmek için tüm gücüyle çabalamaktadır. 42. bölümde Hızır’a ihanet eden Alparslan amcası Çakır tarafından vurulacak iken başka biri ( Tamer ) tarafından uzun namlulu silah ile vurulur. İşin en kötü tarafı ise Alparslan’ın Hızır Çakırbeyli tarafından vurulduğunun düşünülmesidir. Amcasından nefret etmeye başlayan Alparslan’ı yeni hayatlar beklemektedir.
İlyas Çakırbeyli – (Ozan Akbaba’nın canlandırdığı karakter)
Hızır Çakırbeyli’nin kardeşi olan İlyas 30 yaşında oldukça toy bir delikanlıdır. Sinirlendiği zaman kimseyi gözü görmeyen İlyas fevri hareketleriyle Abisinin ikazlarına maruz kalmaktadır.
Suzan – (Meryem Üzerli’nin canlandırdığı karakter)
25 yaşlarında oldukça genç ve güzel biridir. Yer altı dünyasının lideri olan Ünal Kaplan’ın kızı Özlem’in en yakın arkadaşlarından biridir. Yurt dışında eğitim almış oldukça zeki biridir. Üst düzey ajan eğitimi almıştır. Ünal Kaplan’ın ajanı görevindedir. ileri ki bölümlerde Hızır Çakırbeyli’nin yeğeni Alparslan ile aşk yaşayacaktır ( yaşadıkları aşk Özlem’e ihanet sayılmaktadır ).
Hızır Ali Çakırbeyli – (Yalçın Hafızoğlu’nun canlandırdığı karakter)
Hızır Çakırbeyli ve Ceylan’ın herkesten sakladıkları oğullarıdır. Hiç kimse Hızır Ali Çakırbeyli’nin Hızır Çakırbeyli’nin oğlu olduğunu bilmemektir.
Hayriye Çakırbeyli – (Sabina Toziya’nın canlandırdığı karakter)
Hızır Çakırbeyli’nin annesidir ve 72 yaşındadır. Oldukça güçlü ve otoriter bir kadındır. Karadeniz şivesi ile konuşmaktadır. Hayattaki tek gayesi çocukları ve torunlarını bir arada tutabilmek bir arada hep birlikte mutlu mesut yaşamaktır. Bu gayesini gerçekleştirmek için çok çaba harcamıştır.Oğlu Çakır’a Hızır diye hitap etmektedir. Ve Çakır oğlunu çok fazla sevmektedir.
Handan Çakırbeyli – (Arzu Gamze Kılınç’ın canlandırdığı bir karakter)
Alparslan’ın annesi, Hızır Çakırbeyli’nin yengesi, Ceylan’ın ablasıdır. İstihbaratçı Davut’un kız kardeşidir.
Fahri – (Kenan Çoban’ın canlandırdığı karakter)
Hızır Çakırbeyli ile sürekli yolları ceza evinde kesişen, sinirlendiğinde psikopat olan bir karakterdir. Hızır Çakırbeyli’nin güvendiği adamlardan biridir. Hızır Çakırbeyli’nin güvenini boşa çıkarmayan sevilen eğlenceli bir kişiliktir.
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz oyuncuları bu kadarla sınırlı değildir. Yukarıdaki oyuncular dışında: Civciv Yunus (Kazım Sinan Demirer), Ayşen-Civciv Yunus’un karısı (İnci Nur Daşdemir), Mübeccel (Benian Dönmez), Enişte Temel Kalkan Demir (Hakan Karsak), Hatice (Sevinç Gürşen) ve daha bir çok oyuncu bulunmaktadır. Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz oyuncularından en çok sevilen ve beğenilen oyuncular şüphesiz ki Hızır Çakırbeyli rolü ile Oktay Kaynarca ve Meryem Çakırbeyli rolü ile Deniz Çakır’dır.
Eşsiz bir film projesinde sevgilisiyle yer alan Oktay Kaynarca bu güzel dizinin devam edeceğini ve çabuk final olmayacağını söyledi. İlk olarak Kurtlar Vadisi adlı dizide adını duyuran Oktay Kaynarca dizide “Çakır” karakterini canlandırıyordu. İzleyicilerin kalbine dokunmayı başaran Oktay Kaynarca daha sonra Adanalı dizisi ile sevenlerini yine ekran başına çekmeyi başardı. Adanalı dizisinde Yavuz Komiser rolünde idi. Eğlenceli bir o kadar da zeki ve güçlü rolleri canlandıran Oktay Kaynarca yansıtmaya çalıştığı karakterlerden bir parça almış gibi .Normal hayatta da eğlenceli olan Oktay Kaynarca’nın büyük bir seven kitlesi olduğunu söylemeden geçemeyeceğiz. Oynadığı dizi ve filmlerde reyting toplamayı başaran Oktay Kaynarca son olarak Eşkıya Dünyaya hükümdar olmaz’da rol alıyor. Baş rol oyuncusu olan Oktay Kaynarca bu dizinin de reyting almasından oldukça memnun. Peki bu mükemmel dizinin yapımcı, senarist ve çalışanları kimler? İşte merak edilen soruların cevabı…
Dizinin türü; Aksiyondur. Aksiyonun yanı sıra politika, mafya, devlet alt başlıkları da bulunmaktadır. Eşkıya Dünyaya Hükümdar olmaz dizisinin senaristi; Raci Şaşmaz, Bahadır Özener. Yönetmen koltuğunda ise Onur Tan bulunmaktadır. Dizinin çekildiği ülke Türkiye ve dili Türkçe. Mekan olarak İstanbul’da bazı mekan ve yerler tercih edilmiştir. Dizinin yapımcısı ise Raci Şaşmaz. Görüntü yönetmeni Veysel Kılınç, gösterim süresi ise 120 ile 130 dakika arasında değişmektedir.8 Eylül 2015 tarihinde atv ekranlarında seyirci ile buluşan dizi hala devam etmekte ve büyük bir seyirci kitlesine ulaşmaktadır.
Televizyon ekranlarında mafya konusunu işleyip en fazla reytingi alan Kurtlar Vadisi dizisinden sonra en büyük mafya oyunlarını anlatıp reyting alan karanlık dünyaları gün ışığına çıkarıp reytinge koşan ikinci dizi ise eşkıya dünyaya hükümdar olmaz dizisidir. Yayımlandığı günden itibaren seyircinin gönlüne dokunana dizi hala devam etmektedir. Eşsiz oyuncu kadrosu, mükemmel kurgusu ve konusu ile seyircinin heyecanını diri tutan dizi bazı kez eleştiri almış bazı kez ise övgü almıştır. Yine de sonlanmayan hala devam eden dizi atv ekranlarının en sevilen dizileri arasında bulunuyor.
Dizinin çekilmesi ile ekranlara yansıyan Hızır Çakırbeyli, Meryem Çakırbeyli aşkı gerçek hayata yansıması Oktay Kaynarca, Deniz Çakır aşkına dönüşmüştür. Büyük tepki karşısında maruz kalan aşk bütün hızıyla devam etmektedir. Dizi evliliği gerçek olma yolunda hızlı adımlarla ilerlerken dizi reytingi daha fazla artıyor. Bir çok dizi, film ve yarışma programında yer alan Oktay Kaynarca farklı dallarda ödüller alarak oyunculuğunu taçlandırmayı başarmıştır. Yine aynı şekilde dizide göstermiş olduğu performans karşısında ödüle layık görülen Deniz Çakır bu diziden hakkına düşeni alıyor. Şöhretine şöhret katan Oktay Kaynarca yeni projelere açık olduğunu gelen, gelecek olan tekliflere açık olduğunu açıklamıştı. Bundan da anlıyoruz ki Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz dizisi Oktay Kaynarca’ya uğurlu geldi. Her salı Atv ekranlarında seyircisi ile buluşmaya devam eden diziyi izlemek isteyenler salı akşamı saat 20:00’da ekran başında olabilir. Diziye bol reytingler diliyoruz…
Oktay Kaynarca, Deniz Çakır, Meryem Üzerli gibi bir çok ünlü ve bizler için değerli olan oyuncuların bir arada bulunup aynı dizi için çabalaması bizleri mutlu etmiyor değil.
Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz Detay: Kanal: Atv Yönetmen: Onur Tan Senarist: Raci Şaşmaz ve Bahadır Özdener Oyuncular: Oktay Kaynarca, Deniz Çakır, Sanem Çelik, Tarık Ünlüoğlu, Yunus Emre Yıldırımer, Ozan Akbaba, Meryem Uzerli, Yalçın Hafızoğlu, Sabina Toziya, Arzu Gamze Kılınç, Sevcan Yaşar, Kenan Çoban, Kazım Sinan Demirer ve Kemal Başar Tür: Aksiyon, Devlet, Mafya, Politik Süre: 120 – 130 dakika
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2015.01.09 07:25 lgbtifm LGBTİ FM Bir Röportaj: Doğuda Eşcinsel Olmak

Beni en çok heyecanlandıran birinin hayatını öğrenmeyle birlikte LGBTİ FM in ilk röportajı olmasıydı. O kadar sıcak samimi, duygusal ve enerjik bir sohbet geçirdik ki buraya kelimelerle aktarmam mümkün değil. Yazılan kısım röportaj için yapılan görüntülü görüşmeden belki çok azı o kadar değerli ve kıymetli ve aynı zamanda doğruluk payı yüksek şeyler söyledi anlatamam. Fakat özetlemeye toplamaya çalışıp okunur hale getirmeye çalıştık. Umarım beğenirsiniz…
  1. Kendinizden biraz bahsedebilir misiniz? Ben 1990 Erzurum merkezde doğdum. Doğduğum gün adımın konmasıyla birlikte aslında bana başka bir şey de konmuştu o da diğerlerinden farklı bir his olan eşcinsellik. Liseyi bitirdim ne çok başarısız nede çok başarılı bir öğrenciydim. Üniversiteyi ilk girişte kazanamadım. Bende çalışmak istedim. Şimdilerde tekrardan üniversite sınavına hazırlanıyorum. Bir abim birde kız kardeşim var. Annem hep susar olaylara karşı, babamda aslında çok karışmaz etliye sütlüye ama abim çok diktatördür. Kız kardeşim her şeyden ve herkes den daha kıymetlimdir. Beni anladığını, hissettiğini anlıyor ve düşünüyorum.
  2. Daha önce Erzurum Dışına çıktınız mı? Aslında tam anlamıyla hayır. Şöyle ki bir amcam var hem maddiyat hem de eğitim düzeyi olarak bizim aileden daha yüksek kısımda. Onunla iki yaz boyunca Ege bölgesine ve Karadeniz’e gitme fırsatım oldu. Ama eşcinsellerin ne yaşam şekillerini tam gördüm nede aile yapılarını ama insanlarının üzerinden eğer değerlendirir isek Ege bölgesi kısmı daha açık ve medeni duruyor bu konuda. Tabi insanların yaşam kaliteleri ve eğitim durumları bu olayı etkiliyor.
  3. Anladığım kadarıyla Doğu’da eşcinsel olmak zor? Zor da laf mı? İnsan dostluk amaçlı dahi olsa biriyle buluşup görüşmeyi en az üç kez düşünüyor. Acaba dürüst mü? Güvenilir mi? Başka amaçları olabilir mi? Kaç arkadaşımdan duydum sırf rezil olması için aşırı bağnaz dinciler buluşma perdesi altında eşcinselleri davet edip arkasından ya kalabalık bir meydanda rezil edip yada darp ile sonuçlanan çirkin olaylarla eşcinselleri dışlıyor daha da kötüsü öldürmek istiyor. Ayrıca insanların giyim, kuşam vb. her şeyini topluma göre düzenlemek zorunda neredeyse. Misal uzun saçlı veya küpeliysen mutlaka ya laf yersin yada garip bakışlar eşliğinde sokakta arzı endam edersin. Ama yine de Erzurum diğer Doğu illerine göre daha modern.
  4. Yaşadığınız veya şahit olduğunuz olumsuz bir olay var mı? Bizzat yaşadığım bir olay var. Bir chat sitesinden tanıştığımız beğendiğim biri oldu. Hoş o kişi ilk ve sondu. Neyse Erzurum’un meşhur bir meydanı vardır. Orada buluştuk. Konuştuk, anlaştık amacım ilk buluşmada sıcak bir dostlukta asla aklımdan ve aklımızdan sex geçmiyordu. En azından beni evine götürmek için öyle görünüyormuş. Evine gittim film izlemeye bir şeyler yiyip içmeye başladık. Bir yandan titriyor bir yandan da soğuk soğuk terliyordum. Korkudan değil karşımdakine güveniyor ve heyecanlanıyordum. Masum bir öpücük istedi. Sonra devam etmek istedi fakat daha 16 yaşımın sonlarına doğru bir çocuk gibi istemediğimi bildirsem de beni zorla pasif ilişkiye zorladı. Duyduğum küfürler, vücuduma aldığım darplar hem korkudan hem de sinirsel bir şekilde vücudumda titremelere ve göz yaşına dönüşüyordu. Bildiğim tek şey Doğunun cinsel açlıkla asla ama asla insani şeyler yapamayacağı o saatlerden hatırladığım tek şey acı! İlk ve son ilişkim bir tecavüz vakasıydı. Sonra o evden nasıl çıktım evime nasıl vardım hatırlamıyorum ama hafta sonu boyunca odamdan çıkmadım. Bedenim ağrıyordu ama ruhum daha çok acı çekiyordu. Size okuması ve dinlemesi kolay gelse de, yaşadıklarım belki bir veya iki saate gerçekleşse de benim için bir ömür boyu. İşte yaşadığım Doğunun cinsel açlığından kaynaklanan olumsuz bir olay.
  5. Bu kötü olaydan sonra eşcinsellikten soğudunuz mu? Bu bir renk, zevk yada bir arzu değil ki soğuyasın. Bu bir duygu siz gülmekten soğuya bilir misiniz? veya aşık olmaktan? Eşcinsellik ne kadar ağır travmalar atlatılsa da bir yaşam şekli değil ki değişsin. İnsanın ruhu veya özü. Yani soğumadım ama kendimi soyutladım.
  6. Eşcinseller böyle daha sayısız olay ve travmalar atlatmakta peki ne yapmalılar? Bence öncelikle mutlaka ama mutlaka uzun uzun gerek internetten gerekse topluma açık bir alanda konuşmaları ailelerden, yaşam şekillerinde, hatta ve hatta eğitim durumlarından konuşmalı ve bireyler uzun konuşmalardan sonra yalnız kalmayı seçmeliler ki bu tür istenmeyen olaylar yaşanmasın ama bu dediğimi yapan neredeyse hiç çünkü affedersiniz ama herkes şeyinin derdinde. Yani şikayet etse ailesi öğrenecek etmese içinde dert kalacak, psikolojisi bozulacak ama unuttuğu şey ikisi de kendi elinde eğer doğru dürüst tanır ve yalnız kalırsa bu olaylar yaşanmaz.
  7. Eşcinseller niçin toplumdan dışlanıyor? Açık değil mi? Hepsi birer yatak hastası gibi toplumda dolaşıyor. Siz olsanız çocuğunuzun gelişme aşamasında yatak delisi, tuhaf giyinmiş insanlıktan uzak hareketlerle dolaşan kişilerin önünde büyümesine izin verir misiniz? Sakın sözlerim yanlış anlaşılmasını şunu kastediyorum. Toplumun belirlediği şekilde giyinmeye, konuşmaya hatta koyduğu kurallara uzak davrana bilirsiniz. Ama başkalarının yaşam şekillerine, özgürlüklerine ve özellikle aile yapılarına dokunmadan zarar vermeden. Bir iki eşcinsel bir araya geldi mi hemen sokakta ki tüm erkekleri süzüp bir de sesli bir şekilde dile getiriyorlar bu yanlış tıpkı kızlara laf atan diğer erkeklerin yaptığı gibi. Yani toplumla birlikte eşcinseller kendilerini de dışlanacak şekilde reklam ediyorlar.
  8. Gerek kurduğunuz cümlelere gerekse yaşınızdan daha olgun ve tutarlı oluşunuz ve açıkçası yaşadıklarınızdan sonra bu şekilde dik bir biçimde kalmanız nasıl oluyor? İnsanın yazı dilini, konuşma dilini ve dahasını ne yaşadığı çevre nede imkanları belirle kişinin ta kendisi belirler. Eğer az imkânın varsa bu imkânı maksimummuş gibi kendinize moral depolayıp sonuna kadar doğru kullanıp kendinizi geliştirmek zorundasınız. Eğer birinin interneti varsa onun her şeyi var demektir. Bu internette kişi nasıl zaman geçirdiğine bağlıdır. Eğer siz pornografik zaman geçirirseniz bu imkanla değil kişiyle ilgilidir.
  9. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? Öncelikle başarılarınız devamını dilerim. Güler yüzünüz, cesaretiniz ve en önemlisi insanlığınız beni şaşırttı. Yaşıtlarınız başka işler peşindeyken siz düşünceleriniz, doğru olan eşcinsel düşüncelerini doğru şekilde yansıtmak için uğraş içindesiniz. Umarım uzun soluklu olur.
Not: Dördüncü soruyu yanıtlarken göz yaşlarının akması beni o kadar etkiledi ki keşke soruyu sormasaydım dedim. kesmek ve o anı yaşatmamak için araya girdiysem de kurduğu cümle beni daha da etkiledi “ senin bu soruyu sormaman veya bu anı durdurman beni oradan kurtarmayacak. Lekesi ve içimde duran onun öfke çocuğu hemen hemen her gün dokuz ayı tamamlayıp içimde doğuyor. Bırak anlatayım belki seks delilerine örnek teşkil eder” .
Bu röportaj LGBTİ.FM adına "sanatkedisi Burak DİKİLİTAŞ" tarafından yapılmıştır. Kendi isteği üzerine ismi gizli tutulmaktadır. "M.A.D"
submitted by lgbtifm to lgbtifm [link] [comments]


Soğuk – sıcak oyunu. Eğitici kız videoları MASGE ft. SICAK - TAŞ Soğuk ve Sıcak Meydan Okuması / Ateş Kız - Buz Kız - YouTube Sıcak Yatak - Kız Kardeşine Sahip Çıksaydın!  Harika Avcı ... Sıcak Soğuk Meydan Okuması / Yanan Kız Donmuş Kıza Karşı ... Sıcak kız yarı çıplak dans +18 - YouTube +18 kızlar rus kızları sevişme sıcak - YouTube Sıcak ve Soğuk Meydan Okuması / Ateşli Kız Buzlu Kıza ...

Karabük Özel Erdem Kız Öğrenci Yurdu – Karabük'ün İlk ve ...

  1. Soğuk – sıcak oyunu. Eğitici kız videoları
  2. MASGE ft. SICAK - TAŞ
  3. Soğuk ve Sıcak Meydan Okuması / Ateş Kız - Buz Kız - YouTube
  4. Sıcak Yatak - Kız Kardeşine Sahip Çıksaydın! Harika Avcı ...
  5. Sıcak Soğuk Meydan Okuması / Yanan Kız Donmuş Kıza Karşı ...
  6. Sıcak kız yarı çıplak dans +18 - YouTube
  7. +18 kızlar rus kızları sevişme sıcak - YouTube
  8. Sıcak ve Soğuk Meydan Okuması / Ateşli Kız Buzlu Kıza ...

Kanala abone olun: https://www.youtube.com/channel/UCprQp1WQZzw-ApvQdb31OtQ?sub_confirmation=1 14 Komik Okul Şakası! Şaka Savaşları! https://youtu.be/THJRbcZ... Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Hot girl nude dancing +18 Ellerini yormadan İçine dokunmadan Seyrettim her şeyi Sendeki bedenleri Yüreğime aldırmadan Tenleri solumadan Terk ettim her şeyi Bendeki bedenleri Buna kapıldım korktum sanma Nasıl ... #Eğitici çocuk oyunları #KızVızVız kanalında. Soğuk – sıcak oyununu sever misiniz? #Ayşe Lili, Loli ve bebek Gül ile oyun oynamak istiyor. Bu oyunun adı “soğ... Kanala abone olun: https://www.youtube.com/channel/UCQATiCHQyJ7X9EZzdvVznnw?sub_confirmation=1 Dev Şeker Yapıyoruz / Kinder Maxi King / Halley https://youtu.... Troom Troom sevginizi bütün dünyaya gösterin! Tişörtler, kapüşonlular, bardaklar ve daha fazlası sizi bu linkte bekliyor olacak: https://shop.bbtv.com/collec... Sıcak Yatak - Kız Kardeşine Sahip Çıksaydın! Filmin Konusu: Yurt dışında iken kız kardeşinin intikamını almak için adamın kardeşine aynı oyunla karşılık verm...